Başkaldıran Duruşları Bir Koleksiyonun Parçası Yapmak
Gençer Y.: Ben bir de şu konuya değinmek istiyorum. Valie Export feminist sanatın gelişmesinde önemli katkıları olan bir sanatçı. Porno film gösteren bir sinemaya silahla basmış. Sanatçı duruşunun yanında anarşist bir yapısı da var. Buradaki bir çok sanatçının bu türden düzene başkaldıran yanları var, her çalışmanın var olan düzeni sorgulayan bir yanı var ama biz bu çalışmayı Türkiye’de İstanbul Modern’de izliyoruz.
Tanju A.: Bu sergiyi toparlayanın güçlü bir elektrik şirketi olması da ilginç bir durum değil mi?
Yücel T.: Bir uysallaştırma sanki.
Gençer Y.: Valie Export silahla bir sinemayı basabilecek kadar militan haldeyken bir elektrik şirketi tarafından işlerinin satın alınıp burada sergileniyor olması acı bir durum.
Tanju A.: Acı durumlardan bir tanesi de Cindy Sherman gibi, Sarah Lucas gibi isimlerin yaptıkları düzeni sorgulayan çalışmaların çok yüksek meblağlarla satın alınması değil mi?
Gençer Y.: Konuşmamın başında belirttiğim koleksiyonda öne çıkan başlıklar aslında sistemin ortaya çıkardığı durumlar. Aslında buna karşıda bir isyan söz konusu olabilir. Ama bu sistemi oluşturan etmenlerde belli, buna burada karşı çıkıyor olmak ne derece doğru, bilemiyorum. Ama yine de böylesi işleri buraya tıkmak da sanki pek doğru değil gibi geliyor bana.
Belki de en önemli nokta buradaki isimlerin feminist olması, anarşist olması, eşcinsel olması sanatçı olmasından daha önemli bence. Performansları da aslında bir çeşit eylem içeriyor. Bunları bir eylemin parçası olarak düşündüğümüzde, her birini ayrı ayrı toparlayarak bir koleksiyonun parçası haline getirmek ne kadar doğru, tartışılması gereken noktalardan biri de bu. Bence yanlış.
Yücel T.: Aslında bu sanatla ilgili çok köklü bir tartışma konusu. Bunu belgesel fotoğraf açısından daha da sert biçimde dillendiriyoruz. Kalkıp başkalarının acısından büyük paralar ya da unvanlar kazanmanın sorgulamasını çoğu zaman yapıyoruz. Burada ise konu biraz farklı. Ben eylemciyim dediğin andan itibaren oradaki ahlaki sorgulama kaçınılmaz olarak devreye girmeye başlıyor. Sanatsal eserin de nesneleştirilerek tekrar bu sistemin içerisine sokulması samimiyet problemini ortaya çıkarmaya başlıyor yavaş yavaş. Bunların üstesinden ancak anarşist tavırlarla gelebilirsiniz.
Tanju A.: Sömürü dediğimiz şey karşılıklıdır. Diyelim ki sonunda sanata dönüşecek anarşist bir eylem yapıyorsun. Ama bu eylemi kitlelere ulaştırabilecek bir aracın yok. Ve bunu yaparken seni birilerinin kullanmasına izin veriyorsun, böylece de sesini daha fazla insana duyurabiliyorsun. Bu bir yöntem aslında.
Gençer Y.: Bana kalırsa bu tarzda yapılmış sanatsal çalışmalar bir mücadelenin parçası olarak daha değerliler. Ama tek başına bir iş olarak değerlendirdiğim de o kadar da değerli değiller. Feminist hareketin içinde var olup, ona katkı koyacak, onun önünü açacak, onun sesine ses katacak bir halde bu işler sunulursa benim için çok daha değerli olur.
Yücel T.: İki türlü yaklaşım var burada. Örneğin Murat Germen diyor ki bu kadar duyarlılığa sahipseniz gidin sosyal örgütlerde çalışın fotoğrafçılık ya da sanatçılık yapmak yerine. Ben de diyorum ki bu noktada, bu koleksiyondaki parçalar açısından konuyu ele alırsak, oradaki feminist hareketi, eşcinsel hareketin var oluş çabalarını bu tür çalışmalar aslında çok besliyor. Toplum içindeki duyurulurluklarının, toplum içindeki tartışılabilirliklerinin artması o ortamı zenginleştirici birer unsur haline getiriyor. En düşük paydada bile baktığımızda işlerin her biri oldukça kıymetli hale geliyor. Zurnanın zırt dediği yer bu eserlerin değerlerinin çok yüksek rakamlara ulaşması.
Tanju A.: Yine aykırı duruşlar göstererek sanatsal çalışmalar bazı insanlar var ki, belki işleri çok büyük parasal değerlere dönüşmüyor ya da kendi tercihleri ile bu yolu kendilerine seçmemişler. Saygı duyulması gereken duruş bu sanki.
Yücel T.: Sanatçılar bu noktada kişisel tercih kullanıyorlar. O tercihler de, kuşkusuz tartışılabilir ve eleştirilebilir yanları açık kalmakla beraber, sanatçının kendine ait. Bir kısmı şunu söylüyor, ben itirazımı kendi kısıtlı olanaklarımla sesimin çıktığı kadar yapacağım. Bir tanesi de diyor ki, hayır kardeşim benim büyük sponsorlara ihtiyacım var, ben bu çalışmalarımı sponsorlar sayesinde yere göğe yazmak istiyorum. Bu bağlamda sponsorlarla birlikte koleksiyonculara da ihtiyacı olduğunu belirtiyor. Bu işleri kendi refahını sağlayarak daha rahat yapabileceğini söylüyor.
Bu iki görüşün çatışması zaten kaçınılmaz. Ama şöyle de bir şey var. Özellikle yaşadıkları dönem içerisinde koleksiyoncular sayesinde belli bir zenginleşme, ekonomik olarak varlıklı hale gelme durumunda bir tehlikenin yattığı da kesin. Çünkü bu varlıklılaşmanın sonucu olarak doğacak konformizm artık üretememeye doğru götürecek tehlikeleri içerisinde barındırıyor. Bunun çok tutucu bir bakış olduğunu söyleyenler de var. Sanatçının daha bohem bir hayat yaşamasının 50 sene öncelerde kaldığını söylüyor, bilgi ve paylaşım çağında sanatçının bohem bir yaşantıyı tercih etmesini çok romantik buluyorlar bu görüşü savunanlar. Orada ben tereddütlüyüm. Sanatçının mümkün olduğunca kendisini o ekonomik çarkın dışında tutabilecek bir yöntemi, bir formatı geliştirmesi ve bulması gerekiyor.
Cindy Sherman hakkında ciddi eleştirilerden bir tanesi bu zaten. Hakikaten çok popüler ve satılabilir iş yapıyor diyor bir takım eleştirmenler onun yaptığı işler üzerine konuşurken. Ben belki burada yere göğe koyamıyorum onun o saldırgan tavrını, ama bir başkası çıkıp diyor ki, sen de bebeği parçala, sen de cinselliği bu kadar deşifre et, bu kadar kana bula, dolayısıyla gazetelerde, televizyonlarda gördüğün dünyayı bebekler üzerinden parçalamaya devam et, işlerini satılabilir hale getirirsin.” Bir gazetenin birinci sayfasına çok kanlı bir fotoğraf koymasından, çok da farklı bir şey değil aslında.
Gençer Y.: Ben evinde kocasından dayak yiyen, çocuklarının anası olmaktan başka bir misyonu olmayan bir kadın olsam, benim hakkımı savunmak için yapılan işlerin çok yüksek meblağlara satıldığını duysam çıldırırdım herhalde. İşin bu tarafı da var.
Tanju A.: Aslında para kazanmadığını düşünelim. Savaş fotoğrafı çekerek ya da insanların acılarını görüntüleyerek belli bir isme kavuşmak da garip bir durum değil mi?
Gençer Y.: İşte bu nedenle diyorum ki, eğer sanatçı bunu toplumsal bir sorumluluk üzerinden yapıyorsa, kendi sanatında çok yalnız olmamalı.
Yücel T.: Sanat ile ticaret arasındaki ayrımı iyi koymak gerek. Sanatçı mısın, tüccar mısın? Buna karar vermek gerek. Profesyonel fotoğrafçılıkta bile, kazanılan paralar düşünüldüğünde, ciddi bir problem varken, kalkıp bir de bunu sanatın, hele de toplumsal duyarlılıklarla üretilmiş sanatın içerisine oturttuğumuzda bu problem had safhaya ulaşıyor. Burada sanatçının kendi misyonu üzerinden duruşunu çok iyi seçmesi lazım.
Tanju A.: Çok eski zamanlarda da sanatçıları destekleyen mesenler vardı. Bugün geriye baktığımızda da o dönemin ressamlarını, müzisyenlerini bu türden desteklerle çalıştıkları için sorgulamadığımız gibi, belki geleceğe baktığımızda kimse Cindy Sherman’ın bu tür destekleri aldığını sorgulamaksızın, yalnızca işlerini konuşacak. ‹şleri geleceğe ulaştıysa sanat eseri olarak değerlendirilecek, kalmadıysa zaten unutulup gitmiş olacak.
Gençer Y.: Peki şöyle bir şey soralım. Mesenlik olmasaydı hiç resim yapılamaz mıydı? Sponsorluk olmasaydı sanatçılar işlerini üretemezler miydi? Müzeler, galeriler ya da benzeri yerler olmasaydı sanatçılar işlerini sunamayacaklar mıydı?
Tanju A.: Tabii ki yapılırdı. Ve tabii ki destekleyenleri olmaksızın sanat yapmış sanatçıların da eserleri bugüne ulaşmıştır. fiunu demek istiyorum; geçmişte yapılmış bir sanat eserini değerlendirirken, onu yapan kişinin ne kazandığını fazla sorgulamayız.
Yücel T.: 1920’lerden 1970’lere kadar gelen dönem içerisinde, özellikle batı sanatının pek çok insanının temel hikayesi; parasızlıktı. Çizdikleri iki karikatürü lokanta sahibine verip onun karşılığında bir tabak yemek alarak yaşayanlar vardı. Onların yaptıkları işler de bugüne ulaşmıştır. Bence sıkı sıkıya sorgulanması gereken ufak tavizlerde bile gelecek adına sıkıntıya düşebileceğimiz bir nokta var. Yani bir sanatçının üretiminin, kalkıp ta elden ele dolaşıp büyük paralar karşılığında yer değiştirmesi ile ortaya çıkan durum, o sanat eserinin toplumsal içeriğinin ötesinde başka bir değere dönüşmesi sonucunu doğuruyor. Sanatın özüne zarar vermesi nedeniyle, bence kırılması gereken bir girdap bu. Elbette ki sanatçılar da belli bir refah içinde yaşama şansına sahip olsunlar. Ama işte bu refah düzeyinin sınırı ne? Bu noktaya geldiğimizde, benim sanat eserinin alınıp satılmasına yönelik ılımlı yaklaşımım bir noktadan sonra duruyor. Sanatçı hayatta iken bunu kuşkusuz denetlemeli. Öldükten sonra yapacak bir şey yok.