YKB Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde Pınar Yolaçan’ın “Meryem” Sergisi

Bu sayımızda Pınar Yolaçan’ın Yapı Kredi Bankası Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde açtığı “Meryem” sergisi üzerine genç neslin iddialı sinema yönetmenlerinden Cem Başeskioğlu ve İFSAK’tan genç fotoğrafçı, Ali Osman Aydın ile söyleştik.

Bu sayımızda Pınar Yolaçan’ın Yapı  Kredi Bankası Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde açtığı “Meryem” sergisi üzerine genç neslin iddialı sinema yönetmenlerinden Cem Başeskioğlu ve İFSAK’tan genç fotoğrafçı, Ali Osman Aydın ile söyleştik.

Önce Pınar Yolaçan’ı tanıyalım; 1981 doğumlu. Londra’da Moda eğitimi almış. New York’ta kurulu bir sanat kurumu olan Cooper Union’dan burs almış. Geçen yıl yine Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde, kendisinin “Ötekiler” olarak Batılı dişil arketiplerine bakmasına olanak tanıyan bir kavramsal fotoğraf serisi olarak tanımladığı “Faniler” sergisini açtı. Bu yıl ise bizim üzerinde konuşacağımız “Meryem” sergisini açtığında iki sergisini şöyle karşılaştırıyor: “Faniler sergisinde Anglosakson tipli beyaz kadınlara et, deri ve işkembe giydirerek onları egzotikleştirmeye, kendi derilerine yabancılaştırmaya çalışmıştım. ‘Meryem’de ise siyah kadınlara et giydirmemin arkasında egzotikleştirme değil, portre geleneğine bir gönderme var. “Meryem… Çünkü klasik Meryem vardır ya hani, beyaz tenli, pembe bir kadın… Soylu bir tasvir. Dindardır. Sömürülen ülkelere dini yaymak isteyenler, oradaki siyah tenli, güneşe tapan kadınlara; fotoğraflarını çektiğim kadınların atalarına Meryem’i göstermişler rol model olarak. Nasıl model alsın o kadınlar Meryem’i; görünüşleri bile farklı. Çok komik! Buna gönderme yapmak istedim.” Bir de tesadüf bu ya, fotoğraflarını çektiği kadınların çoğunun adı Maria’ymış.

“Meryem” Sergisi Üzerine Söyleşi
Tanju Akleman: Nasıl buldunuz sergiyi?
Cem Başeskioğlu: Ben sergiyi görsel açıdan etkileyici, bende iz bırakacak bir sergi olarak gördüm. Gördüğüm şeyden etkilendim ama bunun çokta özgün olduğunu düşünmüyorum, Ruh sağlığı yerinde biri olarak etkileniyorum. Bunun sanatsal değerini tartışacaksak ben bu tip yapılanların önceden yapıldığını biliyorum,
Ali Osman Aydın: Genel anlamda güzel fotoğraflar ama   ben aynıı şekilde etkilenmedim bu sergide keşke demedim ve kıskanamadım.
CB: Beni etkileyen fotoğraflar değil, insani olarak gördüğüm manzara, kadınların yaşanmışlıkları etkiliyor beni.
TA: Gözler çok etkileyiciydi diyebilir miyiz?
CB: Yorgunluk, yasadıkları sıkıntılar, bıkkınlık, evet bunları görebiliyoruz.
AOA: Gözler çok etkili ama bütün fotoğraflar birbirinin tekrarı gibi gelmedi mi size de?
CB: Bence de bir tanesine baksam hepsine bakmış gibi oluyorum. Eğer gerçekten kışkırtıcı olmayı düşünüyorsa, içlerinden sadece bir tanesini seçip o fotoğrafı gösterseydi amacına çok daha fazla ulaşırdı.
TA: Bu sergiyi herhangi bir bienalde tek bir iş gibi yapıp kolaj şeklinde yapsa belki çok daha etkileyici olurdu.
CB: Bu kadınlardan birini İstanbul bienalinde salonun ortasına oturtsaydık ve onların yasadıkları ortam buraya yansıtılıp, Bahia’nın sıcaklığını bize bir odada hissettirseydi çok çarpıcı ve etkileyici bir performans olacağına inanıyorum. Fotoğraf bunu anlatmak için doğru bir yöntem değilmiş gibi geldi bana.
AOA: Bence girişte böyle bir manifestoya da gerek yoktu, sergiyi izleyenler yanlış yönlendiriliyor.
T.A: Peki yapmak istediği şey ne? Birçok slogan kullanıyor. Ölümdü, sömürgecilikti kadın vücudunun kullanmasıydı, modaydı. Bu haliyle canlı bir performans deneseydi bunları anlatabilecek miydi?
CB: Tabiî ki anlatamayacaktı ve direkt olarak gördüğümüz şey kadın bedenin kullanımı. “Fotoğrafını çektiğim kadınların çoğunu ismi Maria idı ondan dolayı serginin ismini Meryem koydum, sömürgecilik bu işte, çünkü bunlar Afrika’dan getirilmiş köleler” diyor ki ben bu konuları bu sergide fotoğrafla anlatımını doğru bulmuyorum. Fotoğraflar kendi içlerinde konuşmalı. O hikayeyi kendi içinde yazsın ve paylaşsın. Ben bu sergide bunu görüyor muyum, görmüyor muyum, sorgulanması gereken bu? Kesinlikle etkilendim ama etkilendiğim şey söyledikleri değil. Beni etkileyen şey, fotoğrafı çeken sanatçının o fotoğraflara yüklediği anlamlar değil. Ben onun,  beni görmek isteği yerde değilim, fotoğraflarda benim onu görmek isteğim yerde değil, başka bir yerdeler.


<br/>


<br/>

AOA: Ben fotoğraflardan fotoğrafçının bize vermek isteği şeyleri almadım, alamadım. Biraz altı boş gibi geldi bana, anlatmak istediklerini fotoğrafta göremedim.
TA: Tasarımcı olmanın avantajlarını kullanıyor mu peki? Bu arada belitlemeliyim ki bir yandan da verdiği röportajlarda tasarımcı değilim diyor.
CB: .Bence çok iyi bir tasarımcı, bunu göz ardı etmemeliyiz. Ben bir sinemacı olduğum için örnekleri sinemadan vereceğim. Bazı filmler vardır Pastör’ün hayatını filme çekerler ya da Freud’un hayatını filme çekerler ama insanlar şunu tartışmazlar; Hayatı anlatılan kişi mi ilginçtir yoksa çekilen film mi? Sıra dışı hayatı olan birini sinemada izlerken izleyici filmin iyi olduğunu sanır burada tamamıyla bu var.  Yoksa o yüzler mi bizi etkiliyor o yaşamışlık mı bizi etkiliyor? Bence Pınar yol Açan da bunun fena halde farkında ve bu yüzden sergisinin ne kadar bilinçli bir sergi olduğunu açıklama gereğini duyuyor.
TA: Herhangi bir sanat dalında, bu kadar genç yaşta bu kadar iddialı söylemlerde bulunmanın doğru olmadığını düşünüyorum, ne dersiniz?
CB: Eserleri değerli yapan sanatçıların onlara koyduğu değer değildir. Eserleri, onları diğer insanların koyduğu yer değerli yapar. Bende şöyle bir izlenim uyanıyor bu sergiyle ilgili; bir sanatçı bir gezi yapmaya gitmiş ama gittiği yerdeki insanları oldukları gibi çekerse dokümanter fotoğraf olacak diye de kendi hislerini değil ama kendi bilgi birikimini ortaya koymak istemiş, çok kurgulanmışlık var doğallık yok.Buradaki işler sanki bir moda dergisinde Jean Paul Gauttier defile fotoğrafları gibi.
AOA: Bu fotoğraflardan birini alıp duvarınıza asmak ister misiniz?
CB: Ben asardım, beni insan olarak etkiledi, sanatçı olarak etkilemedi.  Cem olarak asarım, Cem Başeskioğlu olarak asar mıyım, hiç sanmıyorum? Belki evime asarım ama ofisime asmam.
AOA: Ben asmazdım ben ne evime ne de ofisime asmam
TA: Fotoğraflar yazdıklarını hissettirmiyor, nerede burada sömürgecilik?
AOA: Belki de kendisinde.


<br/>


<br/>

CB: Etkileyici olanlar kadınlar, sergideki güzel kadın hatırlanmıyor, şişman ve çirkinler hatırda kalıyor.. Yaşlı kadınlara baktıktan sonra üzerlerine konulan et parçalarına dikkat kesiliyoruz, ama güzel kadını hatırlayamıyoruz. O güzel kadını nasıl kullandığını anımsamıyoruz, ama hangi kadında hangi organ parçasını kullandığına dikkat kesiliyoruz.
AOA: Fotoğraflar daha büyük ve az sayıda olsaydı ve daha farklı bir mekânda gerçekleştirseydi, daha cazip bir sergi olacağı kuşkusuz.
CB: Pınar Yolaçan’ın organ kullanmadan çektiği fotoğrafları çok merak ediyorum?
TA: Bu sergide bir oryantalizm hissediyor musunuz?
CB: Üçüncü Dünya ülkesi sanatçıları kendi ülkelerine ve topraklarına çok daha yabancılar. Bahia kadınları değil de İç Anadolu kadınları olsa serginin konseptinde ne öne çıkacaktı. Materyal olarak bir sanatçının farklı objeler kullanması ilginç olabilir ama kullandığı sanat dalının onu ne kadar değerli kılabileceğini düşünmeli. Kullandığı materyalin ilginçliği fotoğrafının sanatının önüne geçmemeli. İzleyici fotoğraftan değil kullanılan organlardan etkileniyor.
TA: Ürün fotoğrafları ve moda dergi çekimlerine daha yakın buluyorum ben.
CB: Daha önce de dediğim gibi, Jean Paul Gauttier’in sonbahar kış kıyafetlerinin katalog çekimi gibi.  Bunu,  avangart tarzı fotoğraf açısından değerlendirmemek gerekli. Ben eserlere fotoğraf sanatı olarak bakamıyorum, bu sunum eserlerin değerini küçültür. Burada daha çok moda, tasarım düşünüyorum. Bence Pınar Yolaçan iyi bir moda fotoğrafçısı olmak istemiş, çektiklerinin iyi bir moda fotoğrafı olduğunun da farkında ayrıca.Modellerine 30 dolar verdiğini belirtiyor, aslında bu da başka bir sömürü.
TA: Bahia’lı kadınlar yerine ünlü zenci mankenlere bu çalışmayı yapıp köleliği anlatsaydı?
CB: Daha başarılı olurdu.
AOA: Bunlar gerçekten portre fotoğrafı mı peki? Portre fotoğrafı insanı yücelten fotoğraflardır. Bu fotoğraflarda fotoğrafçı objesine biraz tepeden bakmış. Portre fotoğrafında biraz daha alttan çekilip insanı yüceltmesini beklerim.
CB: Bu fotoğraflarda sahip-köle ilişkisi var, tepeden bakma, hor görme var.Bir Fransız yönetmen filmlerdeki bazı tecavüz sahneleri ile ilgili şöyle bir saptamada bulunmuştu: Bir yönetmen tecavüzü çekebilir ama asla yönetmenin kamerası erkeklik organının yerini alamaz. Bu gördüğüm şeyler film değil filmi yapanın fantezisidir demişti. Bu sergide de böyle bir sunum var. Aslında toplumsal bir şey yaptığını farz ediyor ama eleştirdiği kimlik kendisi oluveriyor. Sen Üçüncü Dünya ülkesi vatandaşı olarak diğer Üçüncü Dünya ülke vatandaşlarına böyle bakamazsın. Bu fotoğrafları Anglosakson biri çekseydi bu kadar sinirlenmezdim.
TA: Bizim eskiden semt fotoğrafçılarımız ışığı çok iyi bilir, vesikalık portrelerimizi çekerlerdi, ışığı iyi bilmek fotoğraf sanatçısı yapmaz bir kişiyi, ne dersiniz?
CB: Ben zaten bu çalışmayı fotoğraf sanatı olarak görmüyorum ama yaratıcı emekten dolayı sanattır diyebilirim. Adına fotoğraf sanatı demeseydi, gördüğüm şeylere güzel diyebilirdim.
AOA: Ben demezdim ama daha iyi olduğunu söylerdim, ben fotoğraftan çok daha farklı şeyler beklerim, fotoğrafı belirten izler yok.
TA: Demek ki ortak kanı, bu bir fotoğraf sergisi değil. Fotoğraf sanatı her zaman doğru ışık ve kompozisyon değildir.
CB: Man Ray 20’li yıllarda kadın vücudunu kontrbasa benzetmiş. Kimisi keman, kontrbas kullanır fotoğrafında, kimi organ kullanır. Materyalin değişik olması o sergiyi özgünleştirmiyor. Sanatta tekrar etmek değerliyse değer, ama bu kemanı çıkarıp organı koymak değildir. Bakış açısında bir istikrar iste. Materyaldeki ve modelindeki farklılıkla değil, fikirlerinle farklılık yaratmalısın.
TA: Frida Kahlo’nun resimlerinin havası var mı?
CB: Evet. Frida Kahlo çok iyi bir ressam olmamasına karşın benzer resimleri yıllar önce yapmıştır; hem de ülkesinde yaşayan insanların yaşamlarındaki zorlukları fazlasıyla hissederek. Dolayısıyla da  onun çalışmalarında oryantalizmi görmüyoruz ama Pınar Yolaçan, yaptığı benzer işlerle bize oryantalizmi, bir üstten bakışı fazlası ile hissettiriyor.
AOA: Pınar Yolaçan’da bir şeyleri anlatma kaygısı var ve bunları biz anlamadık. Anlamış olsaydık bunların hiç birini tartışmış olmazdık. Anlatmak istediklerini hissetmiyoruz bu fotoğraflarda, algıda yanıltmaya gidiyor.
CB: İnsanların bu tarz şeylerden hoşlandığını biliyor. Nasıl gazetelerde üçüncü sayfa haberleri, birinci sayfa haberi olduysa, çalışmalarını ucuzlatarak halkın hassas olduğu noktalara dokunuyor, fotoğraflarına kan, organ iliştirerek. Sanki bir korku filmi havası var.


<br/>

        
Bu sitenin isim ve yayın hakları Fotopya Fotoğrafçılık Reklam Tur. Org. San. ve Tic. Ltd. Şirketine aittir. Sitedeki paylaşımların tüm hakları ve hukuki ve cezai sorumluluğu paylaşım sahiplerine aittir. Site tarafından hazırlanan yazı, röportaj ürün incelemesi vs tüm içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapmak, yasal kovuşturma hakkı doğurur.