Gültekin Çizgen/ Fotoğrafta Yerlilik Bildirisi

4 - 7 Kasım 2009 günleri arasında Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi’nde 6. Uluslararası Fotoğraf Günleri gerçekleşti. Bu günlere davetli olarak “Fotoğrafta Yerlilik” başlığıyla bir bildiri verdim. Yaklaşık 4.5 sayfa tutan bildirinin önemli bölümlerinden bazı seçmeler.

 

FOTOĞRAFTA YERLİLİK

 

 

SANAT COĞRAFYASINDA SOSYAL TEMEL

 

      Sanat insanlar tarafından, insanlar için yapılır. Sanatın tüm oluşumu sanat tarihi içinden okunur. O diğer sanatların da rehberidir. Birleşmiş Milletler"e kayıtlı 206 ülke var. Her birinin içinde sanat tarihi olduğuna göre, kıyaslamalar, örnekler  bize ilginç şeyler öğretir.

 

 “Sanatsal fotoğrafın” da dahil olduğu plastik alanda örneğin resim üzerinden düşünürsek, üretimlerin birbirinden farklı olduğunu görürüz. Amerikan sanatçıları tarafından yapılan bir resim Moğolistan"da yapılandan biçim yönüyle farklıdır. Arjantin"de yapılanın da Japonya"dan farklı olduğu gibi. Bu fark nereden ileri geliyor? Bize yol gösterecek temel soru budur. Fark biçim dünyasında ortaya çıkar. Çünkü sanatta her şey biçim üzerinden okunur.

 

Her insan belli bir coğrafyaya, bilinen bir tarihin içine doğar ve oradan beslenir, sanatçı da. Sanatçı elbette bilgileri, heyecanları, dertleri her yönüyle içinde yaşadığı toplumdan farklıdır, ya farklı doğar, ya farklı gelişir. Fakat profesyonel sanat, otodidak – kendi kendine geliştirilen çileli bir emektir ve sanatçı ömür boyu bunu başarmaya çabalar.

 

Eğer sanat üzerine her şeyi sistemle düşünürsek, kültürlerin temeli olan “din ve iklim” yapısı, insanlık tarihi içinde birbirinden çok farklı sanatsal üretim oluşturur. Tüm farklılıklara rağmen sanat ürünlerinin ortak paydası, bir şeyi “biçim” içinde anlatmasıdır. Elbette sanat macerası tekniğe yaslanır ama sonuçta her şey, sanat ürününe “kimlik”, ait olma, biçime bağlı duruş, sanatın ortak paydasıdır ve fotoğraf içinde bu böyledir.

 

Sanatı bir üçgene benzetirsek, sanatçı ve ürününden sonra son köşede izliyecileriyle, eleştirmenleriyle yapı tamamlanır ve sanat insanlık ailesinin ortak değeri haline gelir.

 

 Sanatı önemli kılan sonunda oluşan özgünlüktür. Tersi ise takip ve taklittir ki, bunlar sanat ürününü değersiz kılar. Sanatı yapan sanatçıların, anlatım konusunda yapıtlarında bir mesaj vermeleri önemlidir. O mesaj onların acılarının, feryatlarının özetidir. Sanat tarihi içinde her sanatçının büyüyen, yıldızlaşanların ortak sancısı budur.

 

 

FOTOĞRAF TARİHİNDE KİMLİKLİ HAL

 

      Sanat tarihinden öğrendiğimiz, tüm oluşumun önemli ölçüde kimliklere yaslandığıdır. Kimlik o ülkenin sosyal yapısına sıkı sıkıya bağlıdır ve biçim farkı da işte buradan kaynaklanır.

 

      Dünya sanat tarihi büyük ölçüde doğu ve batı diye sınıflanmıştır. Günümüzde “batı sanatı” tüm imkanları, birikim ve donanımıyla dünyayı etkilemeye devam ediyor. Hatta bu oluşuma bir “kültür emperyalizmi” olarak bakanlar var.

 

      Batıda sanat olayının felsefesini, edebiyatını yapanlar arasında marjinal olanlar “Güzel sanatlar sistemi veya endüstrisi” adını verdikleri olgunun, sanatın iki yüz yıldır sadece batılılara ait bir icat olduğunu bile iddia ediyorlar. (Referans olarak, Sanatın Sonu – Donald Kuspit / Güzellik Semptomu – Francette Pacteau, kitaplarını gösterebilirim. )

 

      Sanat tarihinin içinde fotoğraf tarihi de olduğuna göre, bu büyük nehire katılan dereler gibi bizim ülkemizin de fotoğraf tarihi oluşumu vardır. Evet ülkemizde de neredeyse dünya fotoğraf tarihine paralel olarak fotoğraf üretiliyor, bunlar basılıyor, sergileniyor, yayınlanıyor, değerlendiriliyor ve seyircilerine ulaşıyor. Elbette bu oluşum ülkenin  genel sosyo, ekonomik, kültürel yapısına  bağlıdır, batı dünyasında olduğu gibi yaygın ve verimlilik yapısında değildir. Ancak tüm sanatsal oluşumun yapısı her zaman aynı entellektüel tartışma içinde ele alınabilir.

 

      Bizden önce örgütlenip her şeyi bir sistem içinde programlayıp, geliştiren kentleşmiş, sanayileşmiş ülkeler, fotoğraf felsefesi ve eleştiri alanında da önemli yol almışlardır. Genel bakış olarak Amerikan fotoğrafından, Japon fotoğrafından, Alman fotoğrafından söz edilebilmektedir. O ülkelerde sanatçıları ortak “biçim” dünyasında buluşturan değerler oluşmuştur. Ana kimliği veren mesajlar yanında asıl önemli olan  işte bu “biçim yapısıdır”.

 

      Türk fotoğrafının kimliği var mı, oluşuyor mu, oluşur mu? Tartışacağımız temel konu budur. Kimlik deyince de, “Yerlilik” kavramı önemlidir. İşte bu bağlamda yerlilik sorununa eğilelim.

 

      Fotoğraf sanatı, diğer örnekleriyle (sinema, bilgisayar ortamı gibi) teknolojik sanatlardan biridir. Görsel akrabası resim sanatında olduğu gibi üreticinin önünde kendi iradesi ve becerisiyle dolduracağı boş tuval yoktur. Fotoğraf sanatçısının kamerası, sanatsal fotoğraf üretimini, tüm yapıp etmeleri, optik nesnel gerçekçilik bağlamında bir potada eritir. Görüntüleri ortak bir teknik potada birleştiren görsel güdümlü sanatın, kimlik yaratmaktaki zorlukları, bu alanla uğraşanların ortak sorunudur.

 

      Eğer kameranın arkasındaki  vizörden - pencereden fotoğraf kültürü, felsefi birikiminiz olmadan bakarsanız, ortaya çıkacak sadece bir görüntüdür. Her gün bunlardan milyarlarcası çekiliyor. Günümüzde digital ortamda oluşturulan yalın görüntüler sayılamayacak kadar çoktur. Bugün dünyada, telefonlar dahil bir milyar iki yüzelli milyon digital ortam var. Dünya nüfusunun dörtte bir. Şimdi insaf ile soralım. Sırf kamerası var diye bu ölçüdeki sanat üretiminden, sanat olayından ve sanatçılardan bahsedilebilinir mi?

 

 

SANATÇI KADROLAR VE BİRİKİMLER

 

Fotoğraf ülkemizde yalnız meslek olarak uygulanırken, sanatın teorik – kuramsal sorunlarıyla pek fazla ilgilenen yoktu. Ülkemiz üniversitelerinde elliyi aşkın Güzel Sanatlar Fakültesi açılıp bunların onaltısında da fotoğraf bölümü kurulup, kariyerist öğretim kadroları çoğalınca, mecburiyetten kuramsal yapılanmaya ilgi arttı. Çünkü, öğretim görevlileri yardımcı doçent ve profesör olacaklardı. Bunun içinde tez, doktora, konferans gibi akademik çalışmalar üretmeleri gerekiyordu.

 

Bundan başka fotoğraf yayıncılığında, dergicilikte sayısal ortam yayıncılığındaki gelişmeler, “düşünce yazılarına” gereksinimi arttırdı. Manzaraya bakıldığı zaman ciddi kuramsal yapı için hummalı bir çalışmanın olması akla gelebilir. İzleyebildiğim kadarıyla durum hiç de öyle değildir. Çünkü kuramsal yapının referansları bugün büyük ölçüde yabancılara aittir. Nitekim yapılan sempozyum ve panellerde, yayınlarda ortaya konulan referans isimler neredeyse hep aynıdır. Susan Sontag, Roland Barthes, John Berger, Walter Benjamin, herkese yeterli gözüküyor.

 

 

ÜLKEMİZDE DURUM

 

      Bu neden böyle? Temel neden, ülkemizde fotoğrafın hala entellektüel bir faaliyet olmaması veya entellektüel üretim sayılmamasıdır. Nasıl sanatı sanatçılar yapıyorsa, fotoğrafı da fotoğrafçılar yapar. Fotoğrafın basit bir görüntü olmaktan çıkıp, sanat katına yükselmesi için, üretimin harcında entellektüel birikim şarttır.

 

      Sözü doğru anlayalım. Kültür, uzun bir süreç içinde gelişir. Derleme, toplama zoraki yapılanmalarla işin temeline inilmesi mümkün değildir. Kültür, eklektik bir yapı kaldırmaz. Kültür yapısı içinde özgün olmak şarttır. Son dönemlerde yayınlanan, fotoğraf teroisine açılım yapan kitapların kaynakçalarına baktığınız zaman, tüm referansların başkalarının cümleleri olduğunu basit bir araştırmadan sonra anlarsınız. Bu da Türk fotoğrafının gelişiminin kolay olmayacağını belgeliyor.

 

      Peki diğer alanlar. Örneğin müzik veya edebiyatta durum nedir? Bu alanlarda çok daha ciddi çalışmalar, yapılanmalar var. Örneklersek; geçenlerde çağımızın en tanınmış orkestra şefleriyle beş kıtada yılda ortalama yüz elli konser veren piyanistimiz Fazıl Say"ı dünyanın ortasında bir Türk ve Türkiye"nin ortasında  bir dünya sanatçısı olarak selamlarken, onun yerliliğe yaslandığı referansları geçenlerde kendisine “onursal doktora” ünvanını veren Zonguldak Karaelmas Üniversitesi rektörü Prof. Bektaş Açıkgöz"ün satırlarında şöyle anlatılıyor. “Fazıl Say"ın müzikte öne çıkardığı göstergeler, halk müziğimizin hatta aşık geleneğimizin temalarına yönelmek, divan musikimizin üsulleriyle klasik müziğin ritmik sistemini birleştirebilmek. Kendi eserlerinde ney, kudüm, darbuka, bendir, köy davulu gibi geleneksel çalgılarımıza piyano ile birlikte yer vermek. Klasik müzikle caz sanatını kaynaştırabilmek. Amerika"dan Güney Afrika"ya, Asya"dan Güney Amerika ve Avustralya"ya, Avrupa"dan Uzakdoğu"ya kadar bütün  kültürlere yakınlık göstermek ve bilgisayar teknolojisiyle piyanistliği birleştirebilmek onun “ilk”leridir.”

 

Nobelli edebiyatçımız Orhan Pamuk"un da nasıl bir “yerlilik” yapılanması arayışında olduğunu eserlerini okuduğumuz zaman kavrıyoruz. “Benim Adım Kırmızı” romanındaki nakkaşların ve meddahların hikayesi, yazım biçim özellikleri, bize sağlıklı biçim referanslarını işaretliyor.

 

Resmimizde ise özgün biçim arayan isimler arasında Erol Akyavaş ile Ergin İnan"ı hemen sayabiliriz.  Onlar bir kısım sanatçılarımızın yaptığı gibi bazı motifleri, hatları olduğu gibi kendi işlerine taşımayıp, önce derin bir kültür potasında eritip, yeniden şekillendirip bu yolla, resim sanatımızın en klasik eserlerini ürettiler. Türk fotoğrafçılarının bunlardan alacağı derslerle kültürel beslenmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

 

Bizi geçmişin değerlendirilmesiyle oluşan bilgi tabanından yoksun bırakan önemli nedenlerden biri, kuşkusuz fotoğraf ortamımızın entellektüel sığlığıdır. Lütfen araştırın, üzerinde durun. Kimlerin dört başı mahmur bir sanat ve fotoğraf kitaplığı var? Hangi öğrenciler yaptıkları çalışmalarla, keşfettikleri yeni olgularla, bilgilerle hocalarını sıkıştırabiliyorlar? Hangi sanatçılarımızın kimlikli biçim denemelerini izliyorsunuz? Olayın sığlığını anlamak için daha onlarca yol açıcı soru sıralayabiliriz.

 

 

NE YAPMALI?

 

      Öncelikle “fotoğraf kuramları” üzerinde çalışmak elbette bir “seçim” sorunudur.  Büyük emek gerektiren, maddi getirisi ve ülkemizde varolan entellektüel yapı içinde, itibarı olmayan bir konuyla insanlar neden ilgilensin? Ancak ne yapalım ki, arabayı atlar çeker ve fotoğrafımızı da düz yola çıkaracak olan bilgi atı, kuramsal birikimdir.

 

      Çok şeyde olduğu gibi kültür ortamında da temel sorunumuz, toplumumuzun sanatsal yaratıcılık alanında bir talep geliştirememesidir. Ülkemizde henüz “yaratıcılığın” toplam yaşam kalitesini geliştiren en önemli kaldıraç olduğu bilinci, gelişmemiştir. Bireysel olarak da sanatçının en büyük lüksü, anlamanın ve yaratmanın derin hazzını her şeye feda etme, olgunluğuna fazla erişmemiş olduğudur.        

 

 

NASIL YAPMALI?

 

      Görsel sanatlarda biçimin önemi ortada ve bunun bir geleneğinin de olduğunu biliyoruz. Eğer, dünün biçim dünyasını kristalize edip, günümüz duygu ve bilgileriyle harmanlayıp, ortaya bu alanda yeni bir sentez çıkaramazsak, fotoğraf sanatımızın duruşu hiç bir zaman kimliğe kavuşamaz. Elli yılı aşan gözlem ve incelemelerimde, yazılarımda, kitaplarımda tüm gerçek sanatçıların “yeniyi eskinin içinden arayarak bulduklarını”, yerel tadların, yeniyi zenginleştirdiğini, güçlü sanat dillerinin böyle yaratıldığını anlattım. Bu yalnız bizim değil, dış sanat dünyasının da ortak yol haritasıdır.

 

      Yılar önce yapılan sempozyumlarda pek çok gevezelik içinde “görevimiz, ülkemizin fotoğrafik topoğrafyasını çıkarmaktır” diye feryat ettiğimi aranızda hatırlayanlar olabilir.

 

Elbette kalite için kantitenin önemli olduğunu biliyoruz. Ancak kalite herşeyden önce bilinçli yapılan bir emektir. Martı fotoğrafı çekerek, bir İstanbul duygusuna ulaşmak mümkün değildir. Pirinçsiz pilav olamayacağı gibi, kültürsüz fotoğraf da olamıyor. Çünkü sanat ürünü, sanatçının dünyayı algılama biçimi ve kendini dışa vurma yoludur. Ve bu çok uzun bir serüvendir.

 

Fotoğrafı yalnız kameranın neredeyse otomatik görüntüsü olmaktan çıkarmanın yolu fotoğraf kültürüne erişmektir. Derin okumalardır. Sanat üzerine uzun tartışmalardır. Yalnız fotoğrafı üretmek değil, düşünce üretmektir. Kimlikli özgün biçim katına ulaşmış ülkelerdeki sanatçı kadroları bu yolu izlemiştir. Bu işin başka çözümü, kısa yolu yoktur.

 

Bilimin, sanatçıların ve meslekleri gereği zihinsel çalışmalarda bulunanların oluşturduğu katman,  aydınlar, kısacası entelejansiya fotoğrafımıza ne kadar yakındır? Bu katmandan gelen kitleleri sergi salonlarında izleyebiliyor muyuz? Kütüphanelerinin raflarında son çıkan albümler var mı? Bunların arasından kim fotoğraf üzerine bir paragrafı aşan cümleler kurabilir?

 

Üniversitelerimiz fotoğrafın kuramsal yapısının gelişmesi için üzerlerine düşeni layıkıyla yapmıyorlar. Orta doğuda ve ülkemizde ise halk kendi kendine tarihini ve kültürünü, sanatını anlamaya çalışıyor. Fotoğraf bağlamında düşünürsek, üniversitelerin bu alana katkılarının ne olduğunu insan doğrusu merak ediyor.

 

 

SONUÇ VE HÜKÜM CÜMLESİ

 

“Yerlilik” üzerine, ülkemiz entellektüel dağarcığında kristalleşmiş çok önemli bir paragrafı buraya aktarmak isterim. “Anlamak”, yerliliğin temel dokusu veya elementi: Ötekini anlamak için gerekli zihni zahmeti lüks bulanların, kendine ait olanı anlamak hakkı olabilir mi? Burada “hak”dan bahsetmek bile abes: “Anlamak” bir insanlık kimyası olarak tek yönlü işleyemez zaten. Evrensel olanı anlamak için önce yerli olmak gerek; yerliliğin ne idüğü ise evrensel olanla dudak dudağa.” Ahmet Turan Alkan böyle demiş, katılmamak mümkün mü?

 

Türk fotoğraf sanatçıları kimlikli “kalıcılık” sorunu, “kabul” sorunu ve “kalite” çerçevesinde uzun uzun araştırıp, düşünmelidirler. Fotoğrafımız için hayırlı, saydam, anlaşılabilir bir tartışmanın ortamı acaba artık doğmaz mı? Hadi gayret.

Kıbrıs, Yakın Doğu Üniversitesi, 6. Uluslararası Fotoğraf Günlerinin, bu çabaların miladı olması dilekleriyle saygılar sunarım.

 

 

Gültekin Çizgen

 

 

 

        
Bu sitenin isim ve yayın hakları Fotopya Fotoğrafçılık Reklam Tur. Org. San. ve Tic. Ltd. Şirketine aittir. Sitedeki paylaşımların tüm hakları ve hukuki ve cezai sorumluluğu paylaşım sahiplerine aittir. Site tarafından hazırlanan yazı, röportaj ürün incelemesi vs tüm içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapmak, yasal kovuşturma hakkı doğurur.