|
|
|
|
Fotoğrafın Şairi: Behiç Günalan
|
|
|
Fotopya Haziran Ayı Ayın Fotoğrafları'nı seçen Behiç Günalan, gazetecilikle başlayan uzun fotoğraf serüvenini bizlerle paylaşıyor. Günalan ile yaptığımız keyifli sohbet, beğenilerine yön veren duygulara ışık tutuyor. Günalan için fotoğraf biraz şiir ve biraz da romantizm…
|
|
|
Behiç Günalan"ı Behiç Günalan"a sorarsak eğer, Behiç Günalan kimdir, kısaca anlatabilir misiniz? Hayatının ana damarı gazetecilik olan, son 15 yılda fotoğrafla ilgisi ve ilişkisi giderek yoğunlaşan biriyim. Nesli tükenen bir İstanbulluyum. İstanbul"un kaybolan kültürel ve sosyal değerlerini Edirne"de bulduğumdan uzunca bir süredir bu kentte yaşıyorum. Edirne"ye gelişim mesleki bir zorunluluktu. Bu zorunluluk zamanla gönüllü yerleşime dönüştü. Sürekli sarı basın kartı sahibi emekli gazeteciyim. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. |
|

|
Fotoğrafa ilgi duyduğunuzu ilk olarak ne zaman ve nasıl fark ettiniz? Gazetecilik lise yıllarında kafaya koyduğum bir meslekti. Doğrusu daha çok yazar olmak istiyordum. Ama John Lennon’un şarkısında dediği gibi, hayat siz onun hakkında planlar kurarken, başınıza gelen şeydir. Gazetecilik mesleğine, Hürriyet Gazetesi’nde haberci olarak başladım. Tam 29 yıl haberin ateşinde piştim. Ekmeğimi haberden kazandım. Haberi de sevdim; o kutsalım oldu. Her haberi ekmek gibi öpüp, alnıma götürdüm. Haberi hiç çiğnemedim. Nerede haber varsa, orada imdat frenimi çektim. Herkesten önce ve fazlasını bilmenin, toplumun çok önünde farklı bir zaman meridyeninde yaşamının adrenali yüksekti. Onca yorucu, yıpratıcı ve stresine karşın, haberin çekiciliğindeki sır, bence burada saklanıyor. Evet, buraya fotoğraftan geldik, tekrar fotoğrafa dönelim. Fotoğraf, haberin bastonundur, onun taşıyıcı sütunudur. Bu nedenle haberciliğin içinde ağırlıklı olarak fotoğraf vardır. Benim de fotoğrafla ilk karşılaşmam, haber labirentlerinde gezinirken oldu. Hayatıma ilk giren haber fotoğrafçılığıdır. Sonradan, özellikle Edirne’de bulduğum ortamda sanat fotoğrafçılığına yöneldim. Edirne"nin tarih, kültür, doğa ve insan zenginliği, içimdeki fotoğrafçıyı en fazla kışkırtan etken oldu. Fotoğrafçılığınızı daha ileri seviyelere taşımak için neler yaptınız? Fotoğrafın önce izleyicisi oldum. Uzun zaman, çekimlerde yoğunlaşmadan önce, fotoğrafı tanımaya, beni etkileyecek örneklerin izini sürmeye başladım. Tabi, internet ortamı yoktu. Fotoğraf dünyasına ulaşabilmek, bugünkü gibi enter tuşu basmak kadar kolay değildi. Fotoğraf yayınları da çok sınırlıydı. Okulu deseniz yoktu. Seksenli yılların sonlarında Refo Fotoğraf Dergisi yayınlanırdı. Ömrü kısa oldu ama hala bütün sayılarını özenle saklarım. Yararlandığım en ciddi fotoğraf yayınlarından biriydi. Yetmişli yıllarda yayınlanmaya başlayan Eczacıbaşı Yıllıkları"nın da beni motive ettiğini söyleyebilirim. Bu yıllıklardan elde ettiğim fotoğraflarla, çalışma odamın dört bir duvarını kaplamıştım. Sınırlı da olsa, bu edilgen birikim, zamanla etkin bir üretime dönüşüyor. Derslerde hep söylerim. Fotoğrafa yeni başlayan, fotoğrafı düşünen ve de kendini geliştirmek isteyen biri, belleğinde çok zengin bir fotoğraf bankası oluşturmalıdır. Bu bankanın mevduatı ne kadar yüksekse neması da o kadar verimli olur. |
|
 F: Behiç GÜNALAN
|
Sizi ilk heyecanlandıran fotoğrafınızı hatırlıyor musunuz? Aynı fotoğrafa bugün baktığınızda duygularınızda bir farlılık var mı? Avşa Adası’ndaydım. Nefis bir dolunay vardı. Gecenin bir yarısı… Kumsalda gecenin keyfini çıkartıyordum. Az açıkta bir balıkçı teknesinden ağ atıyorlardı. Teknedeki, fenerin ışığı denizin durgun yüzeyinde yansıyıp ayaklarımın ucuna kadar uzanıyordu. Bu fotoğrafı çekmeyi çok arzuladım. Yaradana sığınıp, nefesimi tutup, deklanşöre bastım. O yıllarda dia film kullanırdık. Tabi sonucu görmek için aradan bir kaç gün geçti. Filmler banyo edildi. O de ne? Umduğumdan daha güzel bir kare… Bu fotoğrafım, haber fotoğraflarının dışında da, fotoğraf denilen bir şeyin var olduğunu fark ettiren ilk havai fişeğimdir. Bugün o fotoğrafa baktığımda fonunu biraz karanlık bulmama karşın, hala çok beğenirim. İlk göz ağrımdır. Fotoğrafın sizi en fazla büyüleyen yanı nedir? Duygusu… Romantizmi… Şiiri… Birazcık şairlik tarafım da vardır… Belki bu yönümden kaynaklanıyor. Şiirsellikten çok etkileniyorum… Yıllar önce, Mehmet Özşimşek diye bir arkadaşım, sanıyorum şimdi Fototrek’te eğitmenlik yapıyor; bir gösterimden önce yaptığı sunumda beni ‘fotoğrafın şairi’ sıfatıyla tanıttı. Bu çok hoşuma gitti. Fotoğrafın söylemi, dili sert olabilir. Nazım Hikmet’ten daha sert ideolojik şiir yazan kaç kişi vardır? Ama o; beton kadar sert bir ideolojiyi, kadife gibi yumuşacık bir dille, bütün duygusallığı ile söyler. Her şiiri diktir, ama ağlamaklıdır. Sevgili Neslihan Yazıcılar, benim çoğu fotoğrafımı şiirleştiriyor. Üstelik derinliği ve zenginliği olan şiirlerle süslüyor. Kendisiyle bu ilişki çerçevesinde sınırlı bir tanışmamız oldu. Demek ki, benim fotoğraflarımdan en azından bir bölümü ona bu elektiriği vermiş. Bu olgular, kendi yolumda doğru yürüdüğümü gösteriyor. Özetle, içinden duygusal fay hattı geçen, şiir enerjisini açığa çıkaran her fotoğraftan etkilenirim. Amatör, profesyonel, usta, çırak hiyerarşisine bakmadan, o fotoğraflara şapkamı çıkartırım. |
|
 F: Behiç GÜNALAN
|
Fotopya ayın fotoğrafları seçimini bu ay siz yaptınız, bu seçimde keyif aldığınız ve zorlandığınız yerleri bizimle paylasabilir misiniz? Sevgili Akın Mısırlıoğlu ile de paylaşmıştım. Çoğu kategoride fotoğraf seçerken zorlandım. Ben fotoğraf paylaşım sitelerime ciddi zaman ayıran biriyim. Fotopya’da çok nitelikli fotoğraflarla karşılaşıyorum. En fazla kararsız kaldığım grup, ayın fotoğrafları kategorisi oldu. O sıralamadaki üç fotoğrafın üçü de bana göre birincidir. Birini birinci seçerken diğerlerine haksızlık etmiş olduğumu düşünüyorum. Tacettin Yüksel’in ikinci olan fotoğrafı da birincidir. Sıralamada üçüncü olan Mehmet Koru’nun o sıra dışı fotoğrafı da daha fazlasını hak ediyor. Tutku Toper, Ahmet Çetin de sıralamaya girmeliydi. Onların fotoğraflarında da aklım kaldı. Ama sistem bu sıralamayı; bu seçimi yapmayı zorunlu kılıyor. Fotoğrafçılık dünyasında ilginizi çeken özel bir alan var mı, bu doğrultuda planlı bir çalışma düzeni içinde misiniz? Fotoğraf, her fotoğrafıçının hayatında olduğu gibi uzun bir yolculuğun adıdır… Bu yolculukta, “one way ticket” anlayışından çok, ara istasyonlarda indili, bindili bir yolculuğu tercih ediyorum. Bu biraz benim aç gözlüğümden, doyumsuzluğumdan da kaynaklanıyor. Her dala konmak, her çiçeği koklamak istiyorum. Böylesine zengin bir dünyada, tek yönlü ve tek renkli kalmak istemiyorum. Tabi bu da benim çeşitliğim, başka bir yönden de bakılırsa, dağınıklığım oluyor. Amatörüm, amatörlüğün en güzel yanı, özgürlüğüdür. Kendim için fotoğraf çekiyorum. Eğer profesyonel olsaydım, başkaları için fotoğraf çekecektim. Bu da özgürlüğün elden yitirilmesidir. Son yıllarda, insan hallerine daha fazla yönelmiş olduğumun farkındayım. Kısa ve öz, az laf çok iş; tek karelik insan hikayeleri ilgimi çekiyor. Hemen yakınlardan bir örnek, Koray Dindar’ın fotoğrafında olduğu gibi diyelim. |
|
 F: Behiç GÜNALAN
|
Bu alanla ilgili olarak bir idolünüz, izlediğiniz bir ekol var mı? Fotoğraflarınızda olan ve “evet, ben bunu bu fotoğrafçıdan ya da çalışmalardan aldım” diyebileceğiniz özelliğiniz var mı? Varsa bunu bizlerle paylaşabilir misiniz? Mevlana, ‘Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol’ der. Bu nedenle olduğum gibi görünmek istiyorum. Hazır röportaj, geleceğe taşınan kalıcı bir kaynak, Türkiye’den, dünyadan pek çok fotoğrafçının adını, bu sorunun cevabında sıralamak mümkündür. Ama doğrusu, ben belli ekollere, belli fotoğrafçılara kendini yapıştıran bir fotoğrafçı değilim. Fotoğrafın peşindeyim. Beni tetikleyen fotoğrafı çeken fotoğrafıçının rütbesiyle hiç ilgilenmiyorum. Belki etkilendiğim, kökleri bana uzanan fotoğrafçılar vardır. Ama inanın hiç farkında değilim. Böyle bir olgunun olup olmadığına, eğer kalıcı bir sonuç yaratmayı başarabilirsem, başkaları daha kolay karar verir diye düşünüyorum. Bütün bunlar için daha çok kullanmayı seçtiğiniz bir tarz ya da ekipman var mıdır? Hayatıma giren ilk fotoğraf makinem, iki aylığıma mal olan Ashai Pentax’tı. Otuzüç yıllık ilk aşkımı şimdilerde eğitim amaçlı kadavra olarak kullanıyorum. Bir daha Nikon F3’e geçtim. Sonrasını F90x, Nikon D70, Nikon D200, Nikon D300 izledi. Gördüğünüz gibi iyi bir Nikon kullanıcısıyım. Genellikle 2.8 diyaframlı objektifleri kullanmayı tercih ederim. Analog yıllarında çok geniş bir filtre parkım vardı. Bugün UV, Polarize nadiren ND dışında filtre kullanmıyorum. |
|
 F: Behiç GÜNALAN
|
Fotoğrafçılığın size yaşattıkları ve hayatınıza kazandırdıkları arasında sizin için en önemli olan şey nedir? Fotoğraf, sizin için hangi duygu ve anlamlarla yüklü? Fotoğrafçılık bana paylaşım kültürü ve büyük bir aile kazandırdı. Sanal tsunami tabuları yıktı; gelenekleri yerle bir etti. Fotoğraf dünyası kalbi birkaç yıl öncesine kadar, İstiklal Caddesi’nde atıyordu. Bu dünyanın aktörleri, o caddeye çıkabilen, birkaç ustadan ibaretti. Sergileri onlar açarlar, albümleri onlar çıkartırdı. Onlar ünlüydü; Türk fotoğrafçısı olarak akla o sayılı isimler gelirdi. Dijital dünyanın getirdiği en büyük devrim, fotoğraf paylaşım siteleri oldu. Türkiye’de bunun ilkini başaran Fotokritik sitesinin hakkını teslim etmeliyiz. Bu siteler öylesine bir dünya yarattılar ki Türkiye’nin her yerinden herkesin fotoğraflarını paylaştığı, herkesinin birbiriyle bilgi ve deneyimini paylaştığı, büyük bir aile oluştu. Fotoğraf gezilerine ve son yıllarda yaygınlaşmaya başlayan fotoğraf maratonlarına katılanlar, bu ailenin nasıl bir yapı olduğunu bilirler. Bu süreç kendi kahramanlarını da yarattı. Tahir Özgür, Arif Tanju Korkmaz, Tacettin Yüksel, Niko Guido, Erdal Kınacı, Birol Üzmez, Fahrettin Şankaynağı, Şafak Tortu ve daha niceleri bu sitelerde fotoğraflarını paylaşmasalardı, ağızlarıyla kuş tutsalar sanal dünyanın kahramanları olmazlardı. Buraya isimlerini yazamadığım inanın yüzlerce fotoğrafçıyla akraba oldum. Bu da benim hayatımı çok zenginleştirdi. Fotoğraf çekerken, kendinizi bir dünyayı fotoğraf karelerine kendi tarzı ile taşımaya çalışan bir belgeselci gibi mi yoksa yabancı bir alemdeki araştırmacı gibi mi hissediyorsunuz? Bu soruya doğrusu tek şıklı cevap veremem. Çoğu zaman kendimi bir belgeselci gibi hissederim. Öte yandan fotoğraf, hayatı üçüncü bir gözle görme sanatıdır. Üçüncü göz, herkesin gördüğünden başkasını görmektir. Eğer gözünüzü böyle kullanırsanız o zaman da araştırmacı, görülmeyeni görünür kılan oluyorsunuz. |
|
 F: Behiç GÜNALAN
|
Vizörünüzden bakarken ruh aleminiz ya da kişiliğinizde bir değişiklik hissediyor musunuz? Bu duyguyu biraz tanımlar mısınız? Vizöre kilitlendiğinizde bedeniniz makinenizle bütünleşiyor.İlk baktığımda, konuyu gözler, onunla göz göze gelirim; sonra çerçevenin sınırlanırını çizmeye öncelik veririm. Karenin başladığı ve bittiği sınır çok önemlidir. Karenizin içine seçtikleriniz kadar, dışında bıraktıklarınız da doğru seçim olmalıdır. İyi bir konu bulduğumda, fena halde abanırım. Oldu bu iş diyinceye kadar çekim yaparım. Eski ustalar, az, karar verilmiş kareler çekmeyi önerirler. Film döneminin alışkanlığıdır bu… Asla savurganlık yapmadan, her kareye bir film titizliği ve özeni göstererek, seçerek, ayıklayarak çok sayıda fotoğraf çekmenin ne sakıncası var. Seçim olanaklarınızı güçlendirir. Günümüz teknolojisi böyle bir olanak sunuyorsa, ona neden sırtımızı çevirelim. Ama tekrar söylüyorum. Bu fazla sayıda fotoğraf çekme tercihi, asla özenden, seçici olma disiplininden kopmayı içermemelidir. Görmek nedir? Görmek ve göstermek arasında sizce bir açı farkı var mıdır? Varsa eğer sizce bunun nedenlerini nasıl sıralarsınız? Bakmak bir reflekstir. Her bakılan görülemez. Gözlerimiz açık olduğu sürece bakarız. Ama baktıklarımızdan ne kadarının farkına varırız. Görmek ise, algılamadır. Bakılan şeyin algılaması, onun beyne taşınmasıdır. Nesnenin, ışığın, biçimin, desenin, dokunun, konunun, duygunun fark edilmesi, diğerleri arasından seçilip, ayıklamasıdır. Gördüğünüz şeyi göstermek çabası ve eylemi ise, işin fotoğrafçılık tarafıdır. Her gören fotoğrafçı olmaz; fotoğrafçı gördüğünü göstermeyi, paylaşıma, dönüştürmeyi amaç edinen kişidir. |
|
 F: Behiç GÜNALAN
|
Sizce fotoğrafçı için "Yaratıcı olmak" ne demektir? Siz bu yolda nelerden ilham alıyorsunuz? Aslında yaratıcılıkla, özgünlüğü birbirinden ayrı düşünmemek gerekir. Fotoğrafın sanat olduğu tartışıladursun, fotoğraf sanatsa, dna’sında yaratıcılık var, demektir. Konuya bakış yönü, noktası ve düzleminin seçimindeki karardan, ışığı kullanış biçimine kadar her şey yaratıcılıkla ilgili bir konudur. Fotoğrafa ruh vermek, duygu vermek, ona bir dil kazandırmak yaratıcılıktır. Fotoğraf makineleri, modernize edilmiş fotokopi makineleri değildir. Fotoğraf makineleri hayatı kopyalama değil, anlatma aracıdırlar. Romanları, öyküleri, şiirleri yazan daktilo makineleri değil, edebiyatçılardır. Kimse Yaşar Kemal’in daktilosuyla İnce Memet’i yazamaz, kimse Ara Güler’in Leica’sıyla onun fotoğraflarını çekemez. İnce Memet’i yazan da, Ara Güler’in fotoğraflarını çeken de, onların yaratıcılığıdır. Yaratıcılık; yaşam biçiminin, bilginin, yeteneğin, birikimin, deneyimin, kültürün, dünya görüşünün, duygunun, duyarlılığın, heyecanın, hırsın, arzunun, ruhun ve beynin ortaya çıkardığı bir enerjidir. Bu enerjiyi doğru kullanmayı başarırsanız, yaratıcı olursunuz. Fotoğrafta, yaratıcılık, zengin bir görsel beslenmeyi gerekli kılar. Taklitten ve tekrardan korunduğunuz, bilinçaltına yerleşen örneklerin etkisinden arındığınız sürece özgün olursunuz. Özgünlük fotoğrafın üstündeki parmak izinin size ait olmasıdır. Bilirsiniz, parmak izi kişiye özel, sadece kişiye aittir. Peki bir fotoğrafçı özgünlüğü nasıl yakalar? İyi bir fotoğraf koşulları için peş peşe onlarca koşulu sıralayabiliriz. Bu koşullar zamanla birikir, bilgi, birikim ve deneyim olur. Bunun kestirmesi, kısa yolu yoktur. Sabır, kararlılık, ısrar ve istek gerektirir. Baka baka, göre göre, deneye deneye, belki de hepsinden daha önemlisi sürekli öğrene öğrene olgunlaşırsınız. Sabır… Sabır… Sabır… Öyle on beş günde, fotoğrafçı olunmaz. Fotoğraf sanatçısı hiç olunmaz. Bazen bir ömür gösterilen çaba bile, bile fotoğraf sanatçısı olmaya yetmeyebilir. Hani dedim ya, üstünde parmak izini taşıyan fotoğraflarıdır fotoğrafçıyı sanatçı yapan… İllaki iyi bir fotoğraf için bir şeyler söylememi istiyorsanız; arka planının önemine vurgu yapmak isterim. Fotoğrafta arka plan, tiyatro sahnesinin dekoruna benzer. Sahneye konulan oyun konunun içeriği ve kurgusuyla ne kadar yakından ilgiliyse fotoğrafın arka planı da, anlatılmak istenen hikayeyle o kadar ilgilidir. Bazen gözden kaçan küçük arka plan kusurları yüzünden güzelim fotoğraflar ipi kaçık kadın çorabına benzeyip, defolu hale gelirler. Arka plan düzenlemesinin, fotoğrafı rastlantısallıktan çıkartıp, onu sanat platformuna taşıyan önemi bir kriter olduğunu düşünen biriyim. |
|
 F: Behiç GÜNALAN
|
Sizi en çok etkileyen fotoğraflardan birini bizle paylaşır mısınız? Tabii çok etkilendiğim, ruhuma ve belleğime künye gibi kazınmış pek çok fotoğraf var. İtiraf edeyim ki bu fotoğrafların büyük bir bölümü, bilinen, klasik ustalarımıza ait değildir. Bu fotoğraflardan herhangi birini, beni en çok etkileyen fotoğraf olarak öne çıkartırsam, diğerlerine haksızlık etmiş olacağımı biliyorum. Ama Arif Tanju Korkmaz’ın ‘Sürgün’ adını verdiği fotoğrafını paylaşmak isterim. |
|
 F: Arif Tanju KORKMAZ
|
Fotoğraf maceranızda sizde en fazla iz bırakan deneyiminizi bizlerle paylaşabilir misiniz. Komik, korkutucu, tedirgin edici ya da duygulandırıcı anılardan hangisi sizde önde? Bu soru bana hafızamın ne kadar zayıf olduğunu hatırlattı. Meğer unutmak ne kadar kolaymış… Elbette bunca fotoğraf serüveninde pek çok anım var. Yıllar önce, 1989 yılının yaz başlarında; Bulgaristan’dan zorunlu göçe tabi tutulan soydaşlarımız vardı. Yaklaşık üç aylık süre içinde 350 bin civarında soydaş, yerinden yurdundan edilerek, parçalanmış aileler biçiminde kara ve demiryoluyla Türkiye’ye gönderildiler. Gerçek bir dramdı bu… Bu tarihi olayın gazeteci kimliğiyle tanıklığını yaptım. Haber amaçlı çekilen bu fotoğraflarım, uzun yıllar arşivimde yer aldı; unutuldu gitti bile diyebilirim. Bazı şeyler zamanla değer kazanıyor veya değeri anlaşılır oluyor. Bu olayın üstünden 20 yıl geçince; bir anma yıldönümü etkinlikleri içeriğinde, arşivimde unutulan bu fotoğraflar ‘Göçün Orta Yeri Hüzün’ adıyla siyah beyaz bir sergiye dönüştü. Sergim, o yılların dramanı yaşayan pek çok kişinin ziyaretini aldı. Fotoğrafların önünde ağlayanları görünce çok etkilendim. Kendi yolculuğuma çıktım. O fotoğrafları çekerken, bir kare vardı 7-8 yaşlarında bir kız çocuğu birkaç bavul yığını üstüne oturmuş, oyuncak bebeğinin saçlarını tarıyordu. Hayatın ve başlarına gelenin korkunçluğundan habersiz, kendi masum dünyasının labirentlerinde kaybolmuştu. Şimdi o fotoğrafa bakınca National Geographic Dergisi’nin ünlü kapağı Afgan Kızı’nı hatırladım. On yıllarca sonra o Afgan kızını bulmuşlardı. Şimdi benim küçük kız da muhtemel otuzlu yaşlardadır. Hayatında her şey yolunda gitmişse çoktan anne olmuş, kendi, bebeğinin saçlarını taramıştır. O küçük kızı şimdi bulmayı, onunla karşılaşmayı çok isterdim. Sizi fotoğraftan neler uzaklaştırabilir? Böyle bir uzaklaşma yaşadıysanız eğer nedenleri bizlerle paylaşabilir misiniz? Fotoğrafla yaşamaya, fotoğrafçılık yaşam biçimin olduktan sonra, aramıza hiç kara kedi girmedi. Fotoğraftan hiç uzaklaştığım dönem olmadı. Fotoğrafın hayatımdan çıkabileceğini düşünmüyorum. Yeter ki fotoğraf terketmesin beni… Fotoğraf çekmeyi en çok sevdiğiniz ve en çok hayal kırıklığı yaşadığınız bölgeler neresidir? Coğrafi olarak bakarsak, Karadeniz, özellikle Doğu Karadeniz bölgesini hiçbir yöreye değişmem. Ne Hindistan ne Küba, ne Mısır ve Burma… Karadeniz… Karadeniz… Karadeniz… Hayal kırıklığına gelince; fotoğrafının çekilmesine mahalle ve kültürel baskı nedeniyle karşı çıkan her yerde hayal kırıklığı yaşarım. Yanlış anlaşılmasın, herkesin özel hayatına ve fotoğraf çekilmesinin izni bağlı olma hakkına sonuna kadar saygılıyım. Benim kastım, fotoğrafçıyı şeytan sananlardır. Bu yörelerin nereleri kapsadığını bütün fotoğrafçılar bilir. Türkiye"de fotoğrafçı olmanın ülkeye özgü sorunları sizce nelerdir? Kurumların bu sorunları çözmede katkısı yeterli midir? Bence akla gelen ilk ve öncelikli sorun, sponsorluk kültürünün yaygınlaşmamış olmasıdır. Çoğu kurum sponsorluğu, bir sosyal sorumluluğun yerine getirilmesinden çok, hibe gibi algılıyor. Son yıllarda fotoğraf yarışmalarında, etkinliklerinde, yayınlarına katkı sağlayan kurumların sayısında artış görülse de bunun yeterli olduğunu sanmıyorum. Bence basılı kaynaklarımız çok kısıtlı, bu nedenle geleceğe iyi bir arşiv bırakamıyoruz. Fotoğraf müzelerimizin, kütüphanelerimizin çoğalması lazım… Baskı maliyetlerinin yüksekliği, sanal ortamın zenginlik ve çeşitliliğini sergi salonlarına da taşınmasına engel oluyor. Allahtan internet var da, sergi salonlarına kılcal damarlarını uzatamayan Türk fotoğrafı, sanal dünyada kendini ifade edebilecek ortamı buluyor.. |
|
 F: Behiç GÜNALAN
|
Kurumlaşma Türkiye"de fotoğraf sanatı için ne ifade ediyor? Eğitim, sivil toplum örgütleri ve federasyonlar burada nasıl bir yerde? Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği’nin üyesiyim. Üç dönem başkanlığını yaptım. Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nun da delegesiyim. Örgütlüyüm yani… Her fotoğrafçının en az bir örgütün çatısı altında olmasını dilerim. Ancak, Türkiye’deki fotoğraf potansiyelinin, hiç de gerektiği kadar derneklere yansımadığı görülüyor. Bu sonuçta yığınlarının isteksizliği kadar, fotoğraf derneklerinin ilgisizliği de etkendir. Sanal dünya, bence derneklerde kimlikleşmeli, ete kemiğe bürünmelidir. Fotokronik diye paylaşım sitesi vardı. Bu sitede dernekler, ana sayfa seçimi yaparlardı. Bu, zamanında çok yenilikçi bir uygulamaydı. Şimdi FotoNO1 sitesi de benzer bir ana sayfa düzenlemesine geçti. Sanal dünya ile sivil toplum kuruluşlarının bir yerlerde buluşması gerekir. Üniversiteler içine kapanık…Toplumun,temel fotoğrafçılık eğitimini, dernekler üstlenmiş durumdadır. Bana sorarsanız bu misyonlarını da başarıyla yerine getiriyorlar. Federasyon, derneklerde sürdürülen eğitim programlarının denkliğini sağlama konusunda görev üstlenmelidir. Bu konuda bir eğitim seti çalışmanın başlatıldığı biliyorum. Bu çalışma sonuçlanırsa, derneklerimizde standart bir temel eğitim uygulaması başlatılmış olacak. Umarım düş kırıklığı yaşamayız. Sergi planlarınız var mı? Bir sergi genel olarak nasıl olmalı ve sergiden genel beklentiniz nedir? "Fotoğraflar Yaşlanmaz" adını verdiği ilk kişisel sergisimi 1995 yılında Edirne"de Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde açtım. Bu sergimi; Evliya Çelebei’nin Fotoğraf Makinası Olsaydı, Fotoğraf Herkesşndir, Fotoğraf Her şeydir, Bir Edirne Masalı, Edirne-Brücke Zum Orient, Göçün Orta Yeri Hüzün, Duna Varoş sergileri izledi.Son üç sergim, Almanya, Bulgaristan ve Macaristan’da da açıldı. Yakın zamanda sonuçlandıracağım bir sergi hazırlığım yok. Ama Göçün Orta Yeri Hüzün sergisini daha kapsamlı ve yenilenmiş olarak Türkiye’de gezdirmek istiyorum. Her meslekte, o mesleğin değerini düşüren kişiler ya da çalışmalar vardır. Sizce fotoğrafçılıkta bu kişiler neler yapmakta ve bu değere farkında olarak ya da olmadan nasıl zarar vermekteler? Mutlaka vardır. Nitekim var da… Ama, pozitif düşünelim. Olumsuz örnekler yerine, olumlu örnekleri kendimize kılavuz edinelim. |
|
 F: Behiç GÜNALAN
|
Siyah Beyaz Fotoğrafçılık size ne ifade etmekte? Nostaljiyi ifade eder. Fotoğrafa siyah beyaz filmle başlamıştım. Kendi fotoğraflarımda siyah beyazı çok sınırlı örneklerde tercih ediyorum. Zaman zaman etkili siyah beyaz fotoğraflarla karşılaşıyorum. Bazı fotoğraflara gerçekten çok yakışıyor… Dijital Manipulasyonu nasıl tanımlıyorsunuz ve hangi sınırlarda kullanılması gerektiğini düşünüyorsunuz? Teknoloji ve sanat disiplinleri arasında nasıl bir ilişki var sizce? Manipülasyon, Fransızca’dan dilimize geçmiş bir kelimedir. Keşke Türkçe bir karşılığı olsa… Manipülasyonun bir anlamı yönlendirme, diğer anlamı da seçme, ekleme ve çıkarma yoluyla bilgileri değiştirmedir. Bu ikinci anlamda, bilgi yerine veri dersek, manipülasyonun tanımı fotoğraf için tam karşılığını bulmuş olur. Bir fotoğrafın manipüle sayılabilmesi için, üstünde bir ekleme ya da çıkartma işlemi yapılarak değiştirilmiş olması gerekir. Yani olmayan bir öğeyi yapıştırmak ya da olan bir şeyi çıkartmak… Manipülasyona sınır konabilir mi? Bence manipülasyona sınır koymak, bir yasaklamadır. Sanat ise yasaklamaya karşıdır; özgürlüktür. Burada manipülasyonun bir aldatmaya, kandırmacaya, yalancılığa dönüştürülmemesi önemlidir. Manipüle bir fotoğrafın manipüle edildiği saklamamalıdır. Etiketlenmiş her manipüle fotoğraf kabulümdür. Tabi bu noktada fotoğrafçının kendi kimliğini koruyabilmesi için, manipülasyon malzemelerinin kendisine ait olması gerekir. Başkasına ait malzemelerle manipülasyon yapan kişi fotoğrafçı değil, dijital tasarımcıdır. Ben fotoğrafta yaratıcılık enerjisinin en özgürce manipülasyon alanında ortaya çıktığına inanıyorum. Bir dil, bir anlatım aracı olarak kullanıldığında çok keyifli manipülasyon örnekleri hatırlıyorum. Beni en fazla etkileyen fotoğraf örneğini de bu gruptan seçtim. Dünyanın o korkunç sonunu, bütün ürkütücülüğüyle başka nasıl anlatılabilirdi ki… Belki bencil olduk, yokoluştan kurtulmayı başardık. Peki ama böyle bir dünyada yaşamayı nasıl başarabileceğiz ki? Manipülasyon fotoğrafı, daha da sanat yapan önemli bir enstrümandır. |
|
 F: Behiç GÜNALAN
|
Son olarak, fotoğraf ile ilgilenen ve ilgilenmek isteyenlere neler söylemek istersiniz? Fotoğrafçılık bir yaşam biçimidir. Disiplindir. Zaman buldukça fotoğraf çekimi yapılarak, iyi bir fotoğrafçı olunabileceğini düşünmüyorum. Hayatınızın önemli bir zamanını, fotoğrafa ayırmanız gerekir. Ekipman her şey demek değildir. Elbette iyi bir ekipmanın katkısı azımsanamaz; ama tek başına başarının sırrı bu değildir. O zaman en iyi ekipman alan ya da alabilen herkesin en iyi fotoğrafçı olması gerekirdi. Her konuda olduğu gibi, fotoğrafçılıkta da eğitim şarttır. Eğitimsiz bir fotoğrafçı düşünemiyorum. Kimse iki haftada fotoğrafçı olduğunu ya da olunabileceğini sanmasın. Fotoğrafçılık bir olgunlaşmadır. Olgunlaşmayı başardıktan sonra meyveleriniz tatlanır, tat verecek hale gelir. Bunun için sabırlı olmak, kararlı olmak, istekli olmak gerekir. Başka fotoğrafçıların ne yaptığı ile de ilgilenilmelidir. Göz ucuyla ilgi değil, insana katkı sağlayan, geliştiren sahici bir ilgi olmalıdır. Bu kaynaklardan beslenilmelidir. Röportajımın yukardaki bölümünde de söylemiştim. Her fotoğrafçının beyninde büyük bir fotoğraf bankası olmalıdır. İyi bir fotoğrafçı olmanın yolu, belleğinizi zengin bir fotoğraf arşivinize dönüştürmekten geçer. Fotoğraflarınız ve verdiğiz içten yanıtlarınız için çok teşekkür ediyoruz... Behiç Günalan"ın Altın Portfolyalar"daki sayfasını ziyaret etmek için tıklayın... |
|
|
|