Rıza Aydan Turak: Hayallerini Kurduğumuz Dünya Elimizin Altında…
  Fotopya

Fotopya Kasım Ayı Fotoğraflarının seçisici Rıza Aydan Turak, Fotopyalılar için sorularımızı yanıtladı.

Başarılı bir fotoğraf sanatçısı olmanın yanısıra bir eğitmen olan Rıza Aydan Turak sorularımıza verdiği yanıtlarla bizi kendi fotoğraf dünyası ile tanıştırırken, Türkiye’de fotoğrafın serüveni üzerine görüşlerini paylaştı. Keyifli ve doyurucu yanıtlar arasında Fotopya Ayın Fotoğrafları seçimine yön veren birikimi ve duyguları bütün netliğiyle görmek olanaklı.

 


<br/>
Rıza Aydan Turak

 

Fotoğrafa ilginiz nasıl başladı, o dönemleri anlatabilir misiniz biraz?

 

Çocukluğumda evimizde Cumhuriyet Ansiklopedisi seti vardı, ki hala bazı ciltleri durur. Onlara bakardım. Çoğunlukla renkli ve başka dünyaları, kıtaları, şehirleri anlatan kaliteli fotoğraflarla doludur. Bugün bile niteliklerinden fazla bir şeyler kaybetmemişlerdir. İşte o zamanlardan itibaren yalnızca fotoğraflar değil her türlü görsel imgeler ilgimi çekmeye başlamıştı.

 

Bir de fotoromanlar vardı, günümüz dizileri gibiydiler, çoğu İtalya"dan gelen bu fotoromanlar hiç bitmezlerdi. Bazıları ise Türk yapımı idi. Yakınında oturduğumuz ve o zamanlar kalbur üstü insanların villa kenti olan 4. Levent çevresinde çekilirlerdi. Biz çocuklar ne zaman bir çekim görsek fotoğrafçıları ve onların artistlerini hayranlıkla izlerdik. Fotoğraf makinası olarak çift objektifli 120 mm makinaları, patlayan flaşları ve reflektörleri hala hatırlıyorum. Bu ilgi zamanla büyüdü. Önceleri gazetelerden, dergilerden kestiğim fotoğrafları biriktirirdim, liseyi çift dikiş giderken güzel sanatlar fakültesine girmeyi aklıma koymuştum. Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesini kazandığım halde gitmedim. Kafamda hep yaratıcı olmak vardı.

 


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Fotoğrafa başladığınız dönem ve bu dönemi kıyasladığımızda, sizi etkileyen, büyüleyen yanlarında bir değişiklik oldu mu? Olduysa ayrım noktalarını özetler misiniz biraz?

 

Fotoğrafa büyük bir heyecanla girdiğim o zamanlar Mimar Sinan Üniversitesi, bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel sanatlar Fakültesi (MSGSÜ) Fotoğraf Bölümüne gerçekten isteyerek girdim. 1984 yılı Ekiminde başladığımda Türkiye 12 Eylül günlerinden yeni yeni çıkmaya, ekonomide Özal döneminin liberal politikaları uygulanmaya başlamıştı.Yokluk yılları göreceli olarak azalsa da derslerimiz için gereken fotoğraf malzemesi çok az bulunuyor ve pahalıydılar. Ailemin ekonomik durumu yüzünden bulabildiğim en ucuz malzemeyi kullanırdım, ki bunlar film olarak Doğu Alman imalatı olan ORWO siyah-beyaz film, kart olarak FOMA adlı Çek malı fotoğraf kartlarıydı. Kodak, İlford, Fuji gibi malzemeleri neredeyse 3. sınıfa kadar hiç kullanmadım desem yalan olmaz. Buna rağmen okuldaki yokluk içindeki karanlık odadan kurtulmak için, toplandığında bir çanta içine sığan ilk agrandizörü alıp evimizin tuvaletini geçici karanlık odaya döndürdüğümde, yaptığım ilk baskının heyacanı müthişdi.

 

Bu gün ise fotoğraf malzemelerinin her türlüsüne anında ulaşabiliyoruz. Dünya elimizin altında. Öğrencilik yıllarımda büyük bir gıpta ile baktığımız, hayallerini kurduğumuz her türlü imkan neredeyse bir tıklanmayla elimizin altında.

 

Eskiden bir film banyo edilmeden nasıl bir kareyle karşılaşacağımızı sadece tahmin ederdik. O ana kadar karnımız ağrır, endişelenirdik. Şimdiki günlerde bu endişe ortadan kalktı. Artık LCD Ekrandan bakıyor fotoğrafın nesini beğenmiyorsak, düzeltip yeniden çekiyoruz. Zannetmiyorum ki herhangi bir fotoğrafçı bundan şikayet etsin.


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Sizi ilk heyecanlandıran fotoğrafınızı hatırlıyor musunuz? Aynı fotoğrafa bugün baktığınızda duygularınızda bir farlılık var mı?

 

Beni heyecanlandıran ilk fotoğrafımı, 1985 yılının bir kış günü Kapalı Çarşı"da çekmiştim. Pencerelerden gelen ışık huzmesinin insanların üzerine düşüşü, yarattığı tonlar  hala beni etkiliyor ve o fotoğrafa her baktığımda iyiki bu kareyi (aşağıda) çekmişim diyorum.

 


<br/>

 

Fotoğrafçılığınızı ilerletmede hangi yollardan geçtiniz? Fotoğraftaki bugünkü ustalığınıza, gücünüze ulaşmanızı sağlayan şeylerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

Fotoğrafımı ilerletmede üniversite hayatımı geçirdiğim MSGSÜ Fotoğraf Bölümü ve onun değerli hocaları en önemli yer tuttu. Özellikle Sabit Kalfagil, Kamil Bülbül, Ahmet Öner Gezgin, Nadir Ede, Gülnur Sözmen, Reha Günay ile ışıklar içinde yatsınlar Yılmaz Kaini ve Cafer Türkmen"in bize verdikleri eğitim herkese nasip olmayacak cinstendi. Onlar sadece fotoğrafın tekniğini değil aynı zamanda onun bir yaşam biçimi olarak bizi kuşatmasını sağladılar.

 

Kitaplar benim fotoğrafımı ilerleten diğer önemli unsurlardır. Öğrencilik zamanımızda okulun kütüphanesindeki az sayıdaki bütün fotoğraf kitaplarını biliyor, Türkçe olanları okuyor, diğer yabancı dillerdekileri de elimde sözlük çözmeye çalışıyordum. Bu sayede İngilizceyi öğrendim ve İngiltere"ye gitmeme vesile oldu.

 

Doğaldır ki sadece fotoğraf kitaplarını okumak yeterli olmuyor. Bunun yanında genel kültürün de çok önemi var. Sanata, bilime, politikaya, edebiyata aşina olmak. Olaylar ve olgular üzerine fikir yürütmek, yaşadığınız mekanı, şehri, ülkeyi, dünyayı tanımak için araştırmak, okumak, araştırmak da bir fotoğrafçı için çok önemli. İyi bir fotoğrafçı sadece sokaklarda fotoğraf peşinde koşmamalı, onu aynı zamanda kafasında yaratmalı.

 

Bu yukarıda bahsettiğim yaşam biçiminin bir parçası. Tanıdığım bütün fotoğrafçılar da aynı düşüncelerle hareket ediyorlar. Bir fotoğrafçının gözü onun entellektüel düşünce dünyası ile aynı çalışır diye düşünüyorum.

 

Fotopya ayın fotoğrafları seçimini bu ay siz yaptınız, bu seçimde keyif aldığınız ve zorlandığınız yerleri bizimle paylasabilir misiniz?

 

Fotopya ayın fotoğraflarını seçimini yaparken en keyif aldığım bölümler fotoğrafa mizahi açıdan bakan fotoğraflarla, insan ögesini kullananlar oldu. Gerçekten ilginç çalışmalar vardı. Seçtiklerimden her birini keşke bunu ben çekseydim duygusu ile seçtim. Herbirinin sahibini tek tek kutluyorum.

 

Zorlandığım noktalara gelirsek, sıradan konular ve HDR kullanımı oldu. Bazı fotoğraflar vardı ki gerçekten ayın fotoğrafı katogorisine girecekken sıradanlığı aşamadıklarından ve en önemlisi HDR tekniğinin fazlaca kullanılmasından dolayı beni zorladılar. Bu fotoğrafları çeken dostlarımız, biraz daha sabırlı ve araştırmacı olsalar, HDR tekniğini bir köşeye bırakıp  fotoğraflarını en azından olduğu gibi bıraksalar veya minimum müdahaleye yönelselerdi çok daha iyi olurdu.

 


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Tecrübelerinize dayanarak, bir fotoğrafın iyi olabilmesi için eksik olmaması gereken unsurlar nelerdir?

 

Bir fotoğrafın iyi olabilmesi için ne yapılmalı derseniz?

 

1. Doğru komposizyon; çünkü fotoğrafınızın estetik yapısını sağlar.

2. Doğru pozlama; doğru tonlar ve renkler sizin yolunuzu kısaltır,

3. Anlatım; her fotoğraf karesi bir hikaye barındırmalıdır. Bu gizli veya açık olur, ama olur.

4. Sevgi; 1/250 sn de olsa yürek verilen, üzerinde düşünülen her şeyin sonu iyi olur.

5. Araştırma; iyi bir fotoğraf için konuya bilgi ile yalkaşmak elzemdir. Okumak, bakmak gerekir.

 

 


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Bir eğitmen olarak, Türkiye’de fotoğraf eğitimi için neler düşünüyorsunuz?

Bir fotoğraf eğitmeni olarak fotoğraf eğitiminin gün geçtikçe daha da iyi noktalara gittiği inancındayım.

 

İFSAK"ın 1959"da başlattığı ve sonraları MSGSÜ Fotoğraf Bölümü"nün 1978"de açtığı o çakıllı, sağı solu uçurumlu patika yol artık dört şeritli bir otoyola dönüştü. Umarım ileriki tarihlerde bu şeritlere bir kaç tanesi daha eklenecek. Bir tarafdan bir çok üniversitede fotoğraf bölümleri akademik eğitim verirken, İFSAK gibi fotoğraf klüpleri etkinliklerini ve heyacanlarını hiç yitirmediler. 1990"larda başlayan özel kurs ve galeriler verdikleri eğitimlerle gelişen ekonomik ve kültürel hayatın bir parçası olarak fotoğraf sanatına bir çok isimi kazandırdılar.

 

2000"li yıllar ise bize internet ve dijital teknolojin getirdiği olanaklarla fotoğraf eğitiminin yapısı ve ulaşılabilirliği artırdı. Sanal dünyadaki web siteleri ve forumların yarattığı sinerjinin gerçekten önemli bir noktada olduğu kanısındayım.

 

Teorik altyapı ve eleştirmen eksikliği, bir  fotoğraf sanayimizin olmaması ve toplumun genel yapısından kaynaklanan bazı temel kültürel problemlerin çözümsüz kalmasından dolayı Türk Fotoğrafı"nın Dünya"ya açılışına zorluklar çekiyorduk. Ama bunlar yavaş yavaş yukarıda bahsettiğim eğitim kurumlarının önemli çabaları ile artık aşılıyor. Daha geçenlerde Dubai Christie"s Müzayede Salonu"nda yapılan açık arttırmada Murat Germen, İbrahim Günyeli, Ahmet Elhan, Nazif Topcuoğlu gibi sanatçı dostlarımızın fotoğrafları çok iyi fiatlara satıldı. Bu başarı fotoğraf eğitimi alan/almayan bir çok genci kamcılıyacaktır.

 

Eğitim alanında Türk Fotoğrafı"nın çok önemli isimleri var. En büyük ve en adı geçen duayeni Sabit Kalfagil Hocamızdır. Kendisi hocaların hocası ünvanını kat be kat hakketmiştir.

 

Nadir Ede Hocamız ise hem eğitimciliği, ders verdiği kurumların sayısını kendisi de unutmuştur zannediyorum, hem Türk fotoğraf yayımcılığına verdiği emeklerle, sanatçı kişiliği ile önemli yer tutar.

 

Gültekin Çizgen üstadımız da Türk Fotoğrafı"nın en önemli sanatçısıdır.1970"lerde yayınladığı Yeni Fotoğraf dergisi ile 1985 yılında büyük bir cesaretle açtığı ve kısa süreli ömrü içersinde bir okul olarak önemli iz bırakan İstanbul Fotoğraf Evi onun fotoğraf sanatımıza verdiği büyük katkılarıdır. İleri yaşına rağmen, son yıllardaki öncü sergileri ve bir fotoğraf müzesi kurma çabası ise hocamıza büyük takdir topluyor.

 


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Fotoğrafçılık dünyasında ilginizi çeken özel alanlar nelerdir? Bu doğrultuda planlı bir çalışma düzeni içinde misiniz?

 

Türk fotoğraf tarihi benim özel ilgi alanım. Bu konuda bulabildiğim kaynakları, belgeleri, fotoğrafları yıllardır topluyorum. Bu yüzden evimde yer kalmadı diyebilirim. 1987 yılında vefat eden rahmetli hocam Yılmaz Kaini"nin fotoğraf arşivi benim korumam altında. Onun fotoğraf sanatı üzerine bir çalışma yapıyorum. Umarım bir gün gelir, onun adına bir sergi ve kitapla karşınıza çıkarım.


En beğendiğiniz fotoğrafçıları bizimle paylaşabilir misiniz?

 

Beni etkileyen ilk fotoğrafçı olarak Henri Cartier Bresson olmuştur. Zannediyorum onun isimini en başta söylemeyen fotoğrafçı yok gibidir. Bu bizde değil neredeyse tüm Dünya"da geçerlidir. Fotoğrafçılar için kendisi ve sanatı bir Picasso, bir Leonardo Da Vinci kadar önemlidir.

 

Ara Güler bizim için aynı katogoridedir. Beni ve benim jenerasyonuma yön veren en önemli Türk sanatcısı ise Sabit Kalfagil Hoca"mızdır. Fotoğrafındaki mükemmelliyetciliği, estetik yapısı ile hala bir çok kişiyi etkilemektedir. İzzet Keribar, Halim Kulaksız, Nevzat Çakır, Gültekin Çizgen ustalarımız yıllar evvel  başladıkları fotoğraf maceralarında bu gün birer deniz feneri misali ışık saçıyorlar.

 

Alman Fotoğrafı"nın ilk büyük ustası August Sander"in fotoğrafları portre sanatının en önemli örneklerini oluştururlar. Bende etkisi büyüktür.

 

Rus Fotoğraf sanatçısı Alexander Rodchenko yarattığı bakış açıları ile her zaman ilgimi çekmiştir.

 

Bill Brant"ın fotoğrafları İngiliz ve Dünya fotoğrafında devrim yaratmıştır.

 

Josef Koudelka, Sebastiao Salgado, Martin Parr son 30 yılın en önemli belgesel fotoğrafçıları olarak ayrı bir yerdedirler.

 

Türkiye"de Merih Akoğul, Arif Aşçı önemlerini her daim korumaktalar. Murat Germen, Nazif Topcuoğlu, Ahmet Elhan fotoğraf dünyamıza yeni soluklar getirmekteler.

 

Thomas Ruff, Andreas Gursky, Cindy Sherman, Bernd Ve Hilla Becher, Nabuyoshi Araki fotoğraf sanatını yeni ufuklara taşıdılar.

 


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Kullanmayı seçtiğiniz bir tarz ya da ekipman var mıdır?

 

Tarz olarak minimalist fotoğrafı tercih ediyorum. Olabildiğince basit, kendini grafik olarak ifade eden, detaylara yönelik sakin fotoğraflar her zaman ilgimi çekmiştir. Yaşam tarzım oldukça basit galiba bu da fotoğrafıma yansıyor.

 

Ekipman olarak her zaman elimdekilerin tam hakkını verdiğimden,1990"da aldığım Canon T90 makinalarım beni 2006"ya kadar taşıdılar. Hala arada benimle çekime çıksalar da artık dijital çağın gereklerinden kaçmak imkansız ve dijital makina kullanıyorum.


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Fotoğrafçılığın size yaşattıkları ve hayatınıza kazandırdıkları arasında sizin için en önemli olan şey nedir? Fotoğraf, sizin için hangi duygu ve anlamlarla yüklü?

Fotoğraf bana bir yaşam biçimi verdi. Bir çok insan yolda yürürken sadece önüne bakar, çevresinde olup bitenin, akan hayatın, geçen günlerin, değişen ışıkların farkına varmaz. Ama bir fotoğraf aşığı, ki ben öyleyim, bu söylediklerimin hepsini ve daha fazlasını yapar. Bu duygu her ne olursa olsun hiç bir zaman eksilmedi. Çünkü ben mesleğimi ve sanatımı seviyorum.

Fotoğrafı çekerken kendinizi daha çok izleyici mi yoksa belgeselci gibi mi hissediyorsunuz? Fotoğraf çekme etkinliğinde kendinizi konumlandırdığınız yer neresidir?

 

Bu fotoğrafını çektiğim konuya bağlı olarak değişiyor. Tarzım her ne kadar minimalist olsa da, özellikle İstanbul gibi değişimin ve yıkımın fazlaca olduğu bir şehirde belgeselci yanım her zaman bir yerlerden beni dürtüyor. Biliyorum ki bir an sonra fotoğrafını çekmediğim eski bir bina (Topkapı Saray Surlarına dayanmış binalar), önemli bir iskele (Karaköy), bir pazar yeri (Ortaköy), bir şahıs (Beyoğlu"da Pala adlı ikonik şahıs) olmayacak ve ne yazık ki yoklar.

 

Fotoğraf çekim tekniğim çoğunlukla hep farklı açılara, yukarılara, aşağılara, yansımalara, ışık kırılmalarına yönlendiriyor beni. Yıllar içinde oluşan bir tarz bu, fotoğrafa belli bir süre kafa yoran her sanatçıda bu oluşuyor ve olması gereken de bu. Yoksa sıradanlaşıyorsunuz.


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Vizörünüzden bakarken ruh aleminiz ya da kişiliğinizde bir değişiklik hissediyor musunuz? Bu duyguyu biraz tanımlar mısınız?

 

Kesinlikle. Aslında sadece vizörden bakarken değil, çoğu zaman sokakta yürürken, bir yerlerde otururken, birşeyleri seyrederken eğer etrafta fotoğraflanacak görüntüler varken beyin ister istemez fotoğraf çekmeye, adrenalin yükselmeye başlıyor. Hele bir de yanıma o an bir fotoğraf makinası almammışsam, ya gelecek için plan yapmaya başlıyorum o yere dönüp gördüğüm fotoğrafı çekmek için ya da bir daha olmayacak bir anı fotoğraflayamadığım için kendime kızıyorum. Ama hayat bu... Her fırsatı değerlendiremiyorsunuz.

 

Görmek ve göstermek arasında sizce bir açı farkı var mıdır? Varsa eğer sizce bunun nedenlerini nasıl sıralarsınız?

 

Bir yerlerde okumuştum, fotoğraf sanatçılarını katogorilere ayırmışlar. Kimi fotoğrafçılar bize pencerenin dışını gösterirken, kimileri ise o pencerenin karşısındaki aynada yansıyarak oluşan dış dünyanın görüntüsünü fotoğraflıyorlar. Görmek ile göstermek arasındaki fark bu kanımca.

 

Çoğu insan pencereden dışarı bakmakla yetiniyor, etraflarını olduğu gibi görüyorlar. Bazıları ise dışarısının sıradanlığını aynalarla bozuyorlar bizi tekdüze olmaktan kurtarıyorlar. Aradaki farklılıkları, çelişkileri, ilk bakışta görünmeyenleri gösteriyorlar. Fotoğraf sanatının önde gelen sanatçıları da bu ikinci katogoriden çıkmış, çıkıyor.

 


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Sizce fotoğrafçı için “Yaratıcı olmak” ne demektir? Siz bu yolda nelerden ilham alıyorsunuz?

Zaman zaman öğrencilerimle çekime çıkıyorum. Ben nerede durup fotoğraf çekiyorsam onlar da hemen yanımda bitiyorlar. Bu öğrenmek için kabul edilebilinir. Fakat ödevlerinde aynı toleransı göstermiyorum, her birinin farklı kareler, açılar, hatta aykırı fotoğraflar getirmesini istiyorum. Yaratıcılık buradan ortaya çıkar.

İlham kaynaklarım ise fotoğrafını çekeceğim konu hakkında az veya çok bilgi sahibi olmak, konuyu tanımak. Bu ise yeniden söylemem gerekirse çok okumakla, merak etmekle ve bakmakla oluyor.


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Sizce bir fotoğrafçı özgünlüğü nasıl yakalar?

 

Özgünlük bence kültürel alt yapı ve yaratma arzusuna bağlıdır. Günümüzde fotoğraf dijital teknoloji ile sihirli havasını kaybetti. Eskiden ne kadar gizli formül ve teknik biliyorsanız, hele biraz da kültürel birikiminiz varsa, o kadar özgün olabiliyordunuz. Çünkü sizdeki olan başkalarında olmayabiliyordu. Üstünlük sizdeydi. Bugün o artık yok. Gizli saklı neredeyse hiç bir teknik veya olmayan ekipman yok. Artık hepimiz paydaların çoğunda eşitiz.

 

Özgün ve yaratıcı olmanın temel koşulu farklı olmak, sürüden ayrılmak, bazen herkesin gittiği istikametin tersinde gitmekdir. Daha önceden yapılanı yapmamak veya o güne kadar yapılanları aşmakdır.

 


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Sizi en çok etkileyen fotoğraflardan birini bizle paylaşır mısınız?

 

Philip Jones Griffiths"in bu fotoğrafı Vietnam Savaşı"nın en çarpıcı  imgelerinden birisidir. 1967 yılında çekilmiş. Amerikan napalmlerinden yaralanan bu kadın nereli ve kim olduğuna bakılmaksızın Viet-Kong şüphelisi olarak etiketlenmiş. Savaş üzerine bir çok fotoğraf vardır ama Philip Jones Griffiths"inki kadar düz ve yalın olanı çok azdır.

 


<br/>
F: Philip Jones Griffiths

 

Fotoğraf maceranızda sizde en fazla iz bırakan deneyiminizi bizlerle paylaşabilir misiniz. Komik, korkutucu, tedirgin edici ya da duygusal anılardan hangisi sizde önde?

1988 yılıydı. Öğrenciliğim bitmek üzereydi. Sümerbank Holding’in bir faaliyet raporu ve kitabı çıkacaktı. Bu işin fotoğraflandırılması işini almıştım. Bir buçuk ay boyunca Türkiye’deki bütün Sümerbank fabrikalarını dolaştık, her birini fotoğrafladım. O zamana kadar Sümerbank benim için basma-pazen ve ayakkabı üreten bir fabrikalar topluluğu idi. Aslında öyle değilmiş. Atatürk Türkiyesi’nin yarattığı bir dev yatırım ve gurur kaynağıydı. Yurdun her yanına yayılmış bu fabrikalar sadece üretim yapmıyor aynı zamanda bulunduklaru çevreye sosyo-ekonomik katkıda bulunuyorlardı. Bunu o fabrikalara ilk girdiğinizde hissediyordunuz. Üretilen her mal gururla size gösteriliyordu. Ama bu gurur tablosunun altında bir de tedirginlik vardı, Özal döneminin yarattığı ekonomik politikalar özelleştirmeler başlamıştı ve çalışanlar gelecek kaygısı duyuyorlardı. O kaygılar gerçek oldu, bugün Sümerbank ve fabrikaları yok. Arazileri satıldı, bir çok yerde AVM’lere dönüştürüldü. İşçileri kapı önüne kondu. O zaman bir işçi serzenişte bulunmuştu:

 

-Çek bakalım fotoğrafımızı, aynı kızılderiler gibiyiz yerimizden yurdumuzdan ediliyoruz. En azından arkamızda bir belge kalsın da birileri bizim varlığımızı bilsin.

 

Ne yazık ki iş yaptığım grafik ajansı bütün diaları aldı ve ben kısa süre sonra İngiltere"ye gittiğimden o fotoğrafları geri alamadım. O işci ve Sümerbank fabrikalarından geriye hiç bir şey kalmadı diyebilirim.

 


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Sizi fotoğraftan uzaklaştıracak şeyler neler olabilir? Hiç böyle bir uzaklaşma yaşadınız mı?

İngiltere"deyken bir ara fotoğrafdan uzaklaştım. Yeni bir ülke, yaşam, finansal zorluklar beni fotoğrafdan koparır gibi oldu ama kısa süre içinde geri döndüm..Buradan giderken bütün makinalarımı satmışdım.Altı ay sonra çalışarak biriktirdiğim ilk toplu para ile yukarıda bahsettiğim Canon T-90 fotoğraf makinası aldım.Ondan sonra fotoğrafdan kazandığımı hep fotoğrafa yatırdım.

 


Fotoğraf çekmeyi en çok sevdiğiniz ve en çok hayal kırıklığı yaşadığınız bölgeler neresidir?

Türkiye"de fotoğraf çekmeyi en sevdiğim bölge Kapodokya"dır. Bu bölgedeki ışık ve topoğrafya her zaman farklıdır. Yazı, kışı, baharı, sonbaharı insanı büyüler.

 

Hayal kırıklığı konusuna gelince; yaşanan ekonomik gelişmenin getirdiği çirkin yapılaşma, 30 yıldır Anadolu kentlerini birbirinin aynı kıldı. 1987 yılında gittiğim Didim ve Side beni bu şekilde hayal kırıklığına uğratan yerlerin başında gelmişti. Bilmiyorum şimdi ne haldedirler. O yüzdendir ki artık Kuşadası"na, Kaş"a, Urfa"ya, Antalya"ya, Trabzon veya Rize"ye gitmek istemiyorum. Doğamızı ve çevremizi hızla tüketiyoruz ve buna neredeyse herkes razı.



<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Türkiye’de fotoğrafçı olmanın ülkeye özgü sorunları sizce nelerdir?

Birinci temel sorun devamlılık. Türkiye"de fotoğrafa gönül verenler yeryüzüne düşen göktaşları gibiler, atmosfere girdiklerinde olanca güçleri ile yanıyorlar, sergiler açıyorlar, yarışmalarda ödül alıyorlar ve kayboluyorlar. Belki yaşam şartları, belki kısa süreli hevesler, fotoğrafı bir atlama taşı olarak görme isteği bilemiyorum. Devamlılık olmadığı için isim oluşamıyor, Dünya fotoğrafındaki gibi tarzlar gelişemiyor. Bize gökyüzünde her daim kalacak yıldızlar, Atget"ler, August Sander"ler lazım. Her türlü zorluklara rağmen fotoğraf çekenler ve lazım. Bizi bugünlere taşıyan fotoğraf sanatçılarının çoğu böyle insanlar ve onların sayısının artması gerekiyor.

 

İkinci temel sorun, Gültekin Çizgen üstadımızın kulakları çınlasın, kitap okumamak, fotoğrafı sadece teknik bir olgu olarak düşünmek. Fotoğrafı bir makina markası veya çarpıcı bi ışık olarak tanımlamak, anlamlara, hikayelere fazlaca önem vermemek.

 


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Kurumlaşma Türkiye’de fotoğraf sanatı için ne ifade ediyor? Eğitim, sivil toplum örgütleri ve federasyonlar burada nasıl bir yerde?

Kurumsallaşamamız ve fotoğraf müzelerimizin/arşivlerimizin olmaması aslında büyük bir sorun. Yukarıda bahsettiğim göktaşlarının ve yıldızların fotoğrafları onlar göçüp gidince eskicilere satılıyor, çöplerden toplanıyor. Nice belge fotoğraflar ve anlar yok olup gidiyor. Eğitim kurumları, özellikle üniversiteler bu konuda hem finansal, hem fiziksel hem de düşünsel olarak yeterli olamıyorlar. Bu konuda bildiğim kadarı ile hiç bir çalışma yok. Bazı denemeler oldu (Fotoğraf Vakfı gibi) ama kurumsallaşamadıkları ve gidecekleri yönü tam belirleyip orataya çıkamadıklarından başarılı olamadılar. IFSAK gibi kurumlar olmasa herhalde kurumsallaşmaktan bahsedemiyeceğiz. İyi ki varlar.

 


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Sergi planlarınız var mı? Bir sergi genel olarak nasıl olmalı ve sergiden genel beklentiniz nedir?  

 

Sergi planlarım var. Dostlarım devamlı soruyorlar ne zaman kişisel bir sergin olak diye? Ben de vakit ve nakit meselesi diyorum.

 

Asıl yapmak istediğim, öğrencisi ve asistanı olmakdan gurur duyduğum merhum hocam Yılmaz Kaini"nin bende bulunan kişisel arşivinden orjinal fotoğraflarla bir sergi ve katalog hazırlamaktır. Bunun için çalışmalarımı sürdürüyorum. Umarım birinden biri yakında olurlar.

 

Sergi açmak ciddi bir çabayı gerektiriyor. Öncesi ve sonrası var. Bazen açmış olmak için kotarılmış sergilerle karşılaşıyoruz. İnsan üzülüyor. Çünkü onca emek, çekim,masraf boşa gidiyor. Açılış günü dolu olan salon sonraki günler bomboş kalıyor fotoğraflar birbirine bakıyor. Sergiyi açan fotoğrafçı dostumuz hayal kırıklığına uğruyor. Sergi de fotoğrafçısı da unutulup gidiyor.

 

İyi bir sergi üzerinde çok düşünülmüş, iyi hazırlanmış, ışıl ışıl kendini göstermelidir. Kendini tekrarlayan 100 adet fotoğraf yerine 5 adet özgün fotoğrafla çok daha çarpıcı bir sergi açılır.

 


<br/>

 

Her meslekte, o mesleğin değerini düşüren kişiler ya da çalışmalar vardır. Sizce fotoğrafçılıkta bu kişiler neler yapmakta ve bu değere farkında olarak ya da olmadan nasıl zarar vermekteler?

Yaşamını fotoğrafdan kazanan birisi olarak en büyük problemi fiat kıranlardan yaşıyoruz. Hele dijital zamanlarda bu çok arttı. Benim 10 liraya yaptığım işi birisi çıkıp 1 liraya yaparım dediğinde ne yapmak gerektiğini bilemiyoruz.

 

Bir başka problem ise yarışmalar. Aslında iyi niyetli yapılması gereken bu yarışmalar kimi kurumlar ve kişilerin elinde sömürü araçlarına dönüşebiliyorlar. Bazı yarışma şartnamelerini okuyunca kanım donuyor. Fotoğrafçı yarışmaya girdiğinde neredeyse tüm haklarından  mahrum kılınıyor. Hele bir de ödül aldıysa durum daha da vahim. Telif hakkı gibi önemli bir hak yok sayılıyor.


Siyah Beyaz Fotoğrafçılık size ne ifade etmekte?

Öğrenciliğimden beri siyah-beyaz fotoğraf benim için birinci sırada olmuştur. Piyasa işleri hariç kişisel olarak çektiğim fotoğrafların büyük bir kısmı siyah-beyazdır. Öncelikle Canon CR2 RAW formatında siyah-beyaz çekiyorum. Daha sonra bunu bilgisayarda istersem renkliye çevirebiliyorum. Diğer markaların RAW formatlarında bu var mı bilemiyorum ama Canon bunu iyi başarmış.

 

Siyah-beyaz fotoğraf eğer iyi yapıldığında renkli fotoğraf kadar çarpıcı olur. Zaten fotoğraf sanatının en ünlü örnekleri siyah-beyazdır.

 


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Dijital manipülasyonu nasıl tanımlıyorsunuz ve hangi sınırlarda kullanılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

 

Tadında ve kıvamında yapılan her iş beni etkiler. Örnek verirsek daha önce belirttim. HDR meselesi bir problem. Yeterince iyi bir fotoğraf olacakken, gökyüzündeki bulutları biraz daha görünür kılayım, yeşili daha yeşil, kırmızı daha parlak yapayım diyerek fotoğrafla fazlaca oynadığınızda göz rahatsız oluyor. Göz rahatsız olunca da fotoğraf bakılmaz oluyor.

 

Bunun yanında Rene Magritte veya Salvador  Dali tarzı anlatıma yönelik manipilasyonlara, deneysel fotoğrafı Türkiye"ye yerleştirmek için olmadık badireler ve eleştiriler atlatan Ahmet Öner Gezgin hocamızın kulakları çınlasın, kimsenin karşı çıkacağını düşünmüyorum. Artık devir Photoshop devri. Allah onu bulanlardan razı olsun diyorum.

 

 

Teknoloji ve sanat disiplinleri arasında nasıl bir ilişki var sizce?

Teknolojik gelişim  kaçınılmaz bir evrim süreci. Mağara resimlerinden beri teknoloji sanatcının hizmetinde. Odun kömürünü, toprağın kırmızı kilini kullanarak karanlık bir mağarayı ateşle aydınlatıp, yaşadıklarını çizgiye dönüştürmek, yaratıcılık kadar teknolojinin farkına varmakla da oldu.

 

Fotoğrafa gelince, Rönesanssız Camera Obscura olamazdı. 19.yüzyılın Sanayi Devrimi olmasaydı fotoğrafın ortaya çıkması daha geç bir döneme rastlayabilirdi. Keza televizyon ve video teknolojisi ortaya çıkmasaydı bugün dijital fotoğraf makinalarından ne kadar söz edebilirdik?

 

Sanat teknoloji ile gelişiyor. Dijital süreç ve internet son on yılda fotoğrafı nasıl da etkiledi, herkesin malumu. Sanat ve teknoloji arasındaki yakınlık doğal ve ilerici bir ilişki. Değişimin bir parçası. Buna karşı durmak zor ve gereksiz diye düşünüyorum. Fotoğrafla beraber sanat teknolojiye boyun eğdi, başka çaresi de yoktu.

 

Bu konuda Walter Benjamin"in 1935 tarihli ve bugün hala öneminden hiç bir şey kaybetmemiş Mekanik Yeniden Üretim Çağında Sanat Eseri, (The Work of Art in the Age of Mechanical Reproduction) makalesini  sanat üzerine kafa yoran herkese öneririm.

 


<br/>
F: Rıza Aydan Turak

 

Son olarak, fotoğraf ile ilgilenen ve ilgilenmek isteyenlere neler söylemek istersiniz?

 

Yola yeni çıkanlara ve yolunu ilerletmek isteyenlere tavsiyem; çevrelerinde olan bitene ilgi duysunlar, çok baksınlar, okusunlar, ayrım yapmadan sanat sergilerini gezsinler. İlk başta iyi bir makinaya sahip olsunlar ve onun hakkını versinler, bol bol fotoğraf çeksinler. Başkalarından yorum almakdan çekinmesinler. Özellikle internetdeki forumlar ve dergilerin sayfalarındaki ustaların çözümlemelerini önemsesinler.

 

Bize ayırdığınız zaman ve emek dolayısıyla çok teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz…

 

Rıza Aydan Turak kişisel web sayfası için tıklayınız...

 

 

 

        
 
YORUMLAR
  
 
Bu sitenin isim ve yayın hakları Fotopya Fotoğrafçılık Reklam Tur. Org. San. ve Tic. Ltd. Şirketine aittir. Sitedeki paylaşımların tüm hakları ve hukuki ve cezai sorumluluğu paylaşım sahiplerine aittir. Site tarafından hazırlanan yazı, röportaj ürün incelemesi vs tüm içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapmak, yasal kovuşturma hakkı doğurur.