Çetin Canbazoğlu:
Fotoğrafa Gönül Veren Söylemci Değil Eylemci Olmalı
  Fotopya

Ulusal ve uluslarası yarışmalarda kazandığı başarılarla, sitemizdeki fotoğraflarıyla da tanıdığınız Çetin Canbzoğlu, Fotopyalılar için sorularımızı yanıtladı.

Fotoğrafa olan ilginizi ilk defa nasıl, ne zaman ve hangi vesile ile fark ettiniz?

 

Kuşadası"ndan İzmit"e tayin olmuştum; ailemle birlikte İzmit"e gelip göreve başladığım günün gecesinde saat:03.02"de 17 Ağustos 1999 tarihli Marmara Depremi felâketini yaşadım. Böyle bir hâdise, aynı zamanda, büyük bir felâkete tanıklık yapmaktı. Fakat her büyük doğal afet gibi, hayat kimyası içinde güncel koşuşturmalar arasında bu olay da her geçen gün hafızalardan siliniyordu. Ortalıkta çok büyük bir yıkım vardı; kimi enkazlardan cesetler sarkıyordu; manzara dehşet verici idi. İşte, o dehşet verici görüntüleri fotoğraf yoluyla belgelemek ve bir daha hiç olmamasını dilediğim bu tarihî ânâ tanıklık yapmak isteğimden doğdu fotoğrafa olan ilgim.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Sizi ilk kez heyecanlandıran fotoğrafınızı anımsıyor musunuz? Bu fotoğraf sizi hala heyecanlandırıyor mu?

 

Hatırlamaz olur muyum; yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi, yıkıntılar, tüyler ürpertici dramatik sahneler, en duygusuz insanları bile heyecanlandırmaya yeterdi. Hele, o dönemde Kocaeli Adliyesinde Sulh Hukuk Hâkimi iken, kendisine bir vâsi tayini için sosyal hizmet görevlileri tarafından adliyedeki odama getirilen ve enkazdan kurtardığı bebeği dışında depremde her şeyini, annesini, babasını ve kardeşini kaybeden 5-6 yaşlarındaki o kız çocuğunun bebeğine sarılmış bir halde oracıkta çektiğim fotoğrafını hiç unutamam; ama, ne yazık ki, daha sonra o fotoğrafı kaybettim ve çok aramama rağmen negatifini de bulamadım.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Fotoğraf uğraşınızda ilginizi çeken özel bir çalışma alanı var mıdır?

 

İçinde bir hikâyesi / öyküsü bulunan kareler beni her zaman heyecanlandırmıştır; özellikle gündelik yaşamın şekillendiği çarşı, pazar, panayır alanları ve sokaklar gibi özünde insan-mekân ilişkisi içeren ve bir söylemi barındıran fotoğraflar beni her zaman etkilemiştir. İçerisinde bir öykü barındırmayan; mesaj içermeyen veya bir şeyler söylemek isteyip de iyi söyleyemeyen, harala-gürele, pata-küte çekilmiş fotoğrafları elbette sevmiyorum; onlar, ne yazık ki duygularımı harekete geçirmiyor!

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

İlgilendiğiniz bu alan ile bağlantılı olarak hangi tür fotoğrafları tercih ediyorsunuz ve çekimlerinizde en çok hangi tür objektifi tercih ediyorsunuz?

 

Belli bir zaman dilimini içermeyen, ama mutlaka içerisinde bir yaşam öğesi barındıran; hayata dair ipuçları içeren ve bunu somut bir biçimde gözler önüne seren çalışmaları seviyorum. Yaşam ögesi derken mutlaka bir insanın varlığını kastetmiyorum; bir çiçek, bir kelebek, bir kedi, karlı bir sokakta bacasından duman tüten ahşap bir ev de fotoğrafta yaşam unsurunun varlığı için yeterlidir. Ama, bana göre, her şeyden önemlisi nedir, biliyor musunuz? Fon, arka-plan, yani sahne, yani dekor… Fotoğrafın arka-planı iyi değilse, ne yapsanız boşunadır, kuru bir gayretten ibarettir. Anadolu"da söylenen “Kuru gayret çarık eskitir” diye çok güzel bir atasözümüz var. O bakımdan, uzak ama zengin bir arka-plan, fotoğrafa her zaman çarpıcı bir derinlik katar. İyi bir arka plan bir fotoğrafın % 50"sidir.

 

Ben, genellikle geniş açı objektifleri tercih ediyorum; çantamdaki en sevdiğim objektif, odak uzaklığı 20 mm"ye tekâbül eden geniş açı objektifimdir; bu açı ile kompozisyonu daha iyi yakalıyor, kavrıyor ve kadrajımı daha sağlam ve sağlıklı biçimde oluşturuyorum.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Fotoğrafçılığınızı ilerletebilmek için neler yaptınız?

 

Belki iddialı bir söylem olacak ama, ben, çalışmalarımda T. Henry Huxley’in “Her alanda bir şeyler bilin; bir alanda ise her şeyi bilin” sözünü aklımdan hiç çıkarmadım. Benim için, “her şeyin bilinmesi” gerektiği alan “fotoğrafçılık” oldu. Şüphesiz, bir alanda her şeyi bilebilmek mümkün değil. Ama, bir uğraş alanını kendinize hobi olarak seçtiyseniz, harcadığınız emek ve enerjinin boşa gitmemesi için bilgi ve becerinizi sürekli geliştirmek zorundasınız. Sürekli gelişim derken, şüphesiz daima daha iyiye ve daha güzele yönelik bir değişimi ve gelişimi kastediyorum. Bu kişisel endişeler, zamanla bende estetik kaygısının oluşmasına yol açtı; çektiğim fotoğraflarda konu seçimi, teknik beceri ve anlatım tercihleri bakımından tekrara düşmekte olduğumu fark edince, vakit yitirmeksizin İzmit’te faaliyet gösteren ve açılımı Kocaeli Amatör Sanatçılar Kulübü olan KASK’ın fotoğraf seminerlerine katıldım. Seminerlerde ders veren kişiler, konunun uzmanı olan yetkin kişilerdi. Bu derslerden ve hocalardan çok faydalandım. Şüphesiz ki, fotoğraf sizin ayağınıza gelmiyor; sizin onun ayağına gitmeniz gerekiyor; bu da fotoğrafa sürekli zaman ayırmayı ve koşuşturmayı gerektiriyor. Fotoğraf, hareketsiz bir iş değildir; iç disiplin ve iç motivasyon eşliğinde sürekli gezmeyi ve mobilize olmayı gerektirir; bu konuda başka seçeneğiniz yoktur.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Bunun yanında, özellikle dergilerde çıkan yazılar, makaleler, ustalarla yapılan söyleşiler ve onların fotoğrafa dair anıları beni çok geliştirdi. Sadece fotoğraftan değil, sanatın diğer dallarından da beslenmeye özen gösterdim. Özellikle, ulusal ve uluslararası yarışmalarda ödül alan ya da sergilenmeye değer görülen fotoğrafları çok iyi anlamaya, şifrelerini çözmeye çalıştım; jürilerin nelere dikkat ettiklerini, hangi fotoğrafları seçtiklerini; değerlendirmelerde hangi kodların kabul gördüğünü analiz etmeye çabaladım. Fotoğrafta ilerlemek isteyen herkese yarışma sonrasında dereceye giren fotoğrafları çok yakından incelemelerini, analiz etmelerini, onları bir metni okur gibi okumalarını ve moral endekslerini olabildiğince daima yukarıda tutacak şekilde çalışmalarını önemle tavsiye ederim.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Fotoğrafçılığın size kazandırdıkları arasında en önemli yere sahip olan şey nedir?

 

Fotoğraf, bir yaşam tarzı haline ve bir yazgıya dönüştüğünde her şeyden önce yeni yerler, yeni insanlar görüyor ve tanıyorsunuz; yeni kültürler ve yeni mekânlar tanımanın sağladığı birikim, o insanın kazanç hânesine yazılıyor.

 

Ben, fotoğraf sayesinde ülkemde birçok yer gördüm; eğer, yaşantımda fotoğraf olmasa idi, o yerleri belki de hiçbir zaman göremeyecektim. Örneğin, Bursa"ya bağlı bir Cumalıkızık Köyünü, bir Kula"yı, bir Kahramanmaraş"ı ve oranın Bakırcılar Çarşısı"nı nereden bilecek ve nasıl tanıyacaktım? Diğer yandan, iç motivasyonum için gerekli dinamikleri fotoğraf sayesinde harekete geçirebildiğimin ve yine fotoğraf sayesinde görme yeteneğimi geliştirdiğimin farkındayım. Fotoğrafa başlamadan önce konuya sadece baktığımı, ama bakarken objedeki birçok ayrıntıyı ıskaladığımı; bakmak ile görmenin birbirinden çok farklı eylemler olduğunu fotoğrafa başladıktan sonra kavrayabildim. Fotoğrafta ilerlemenin, görme yeteneğini geliştirdiğini asla inkâr edemem.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Genel anlamda fotoğraf, sizin için ne anlam ifade etmektedir?

 

Teknik beceriyi ve anlatım gücünü iyi harmanlayarak hayatın gerçeğini şiirsel bir dille anlatabilmeyi ifade ediyor. Sıra-dışı bakış açıları altında çekilmiş, doğrudan grafik tatların yoğunlaştığı, leke denge ve değerlerinin özenle yerleştirildiği, fonu bir panoya dönüştürerek ön plandaki ilgi merkeziyle yepyeni anlatımlar içeren düşsel görüntüleri her zaman sevmiş ve beğenmişimdir. Esasen, fotoğraf, çölde su aramaktır.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu



Bir fotoğrafın başarılı olabilmesi için en zorunlu unsurlar sizce nelerdir?

 

Eğer, fotoğrafçıdan, yani kişiden kaynaklanan öznel unsurları kastediyorsanız, bunlar “zeka” ve “hayal gücü”dür. Zekice bir kurgu, çapıcı bir bakış açısı ve doğru ışık kullanımı, fotoğraf gibi iki boyutlu görüntü düzenlemesinde başlıca temel unsurlardır. Bunların yanında, şüphesiz, entelektüel bilgi birikimine, belli bir hayat felsefesine, sanat zevkine, teknik ve estetik kaygısına sahip olunması şarttır. Fotoğrafçı bu konuda başarılı ise, ürettiği çalışmalar da elbette başarılı olacaktır.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu



Yaratıcı olmak yolunda ilham kaynaklarınız nelerdir?

 

Size ilginç gelebilir ama, hiç tereddütsüz söylüyorum: Şiir ve müzik benim ilham kaynaklarımdır! Cemal Süreya"nın, Metin Eloğlu'nun ya da Enver Gökçe'nin bir şiirini okuduktan sonra âni bir kararla çekime gittiğim ya da çekim sırasında kulağımda bulunan MP3 çalarımda Neşet Ertaş ın bir bozlağını dinlediğim çok olmuştur. Hayal gücümü besleyen bu iki damar, benim açımdan her zaman için sıradan mekânları güzelleştiren ve fotoğrafta büyülü atmosferler yaratan tılsımlı birer sihirdir. Bu nedenle, kendimizi motive eden müzik, şiir, yer, kişi ve durumların daima farkında olmalıyız.


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Kendi deneyimlerinize dayanarak, bir fotoğrafın iyi olabilmesi için eksik olmaması gereken unsurlar nelerdir?

 

Fotoğrafın ana teması ışıktır; o yoksa fotoğraf da yoktur. Diğer yandan, içinde güçlü görsel elemanları ve belli bir dinamizmi barındıran; grafik yapısı ve leke dağılımı sağlam, renkleri ve tonları zengin, referans aralığı geniş ve algılaması rahat fotoğraflar, iyi fotoğraflardır. Ayrıca, görme duyusu ile algılanan plastik sanat eserlerinde “ilgi merkezi”nin varlığı, görsel atmosferin öne çıkartılması ve kompozisyonun rahat algılanması açısından çok önemlidir; ilgi merkezinden yoksun bir fotoğrafın başarılı olma şansı, bence hiç yoktur.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Bizimle size komik gelen, korkutucu, tedirgin edici ya da duygulandırıcı bir fotoğraf anınızı paylaşabilir misiniz?

 

Elbette, sanıyorum 2003 yılı içerisinde idi; Yılmaz Topçu isimli fotoğrafçı arkadaşım ile Yalova-Bursa yolu üzerindeki Orhangazi yakınlarında bir tomruk deposuna çekim izni alarak girdik. Yarım saat kadar çekim yaptıktan sonra tomruk deposu işletenleri cuma namazı vakti geldiğini ve hemen çekime son vermemiz gerektiğini kibar olmayan bir dille ifade ettiler. Biz de, çekime en çok on dakika kadar daha izin vermelerini ve daha sonra derhal toparlanıp gideceğimizi gayet kibar bir dille kendilerine anlatmamıza rağmen, bir anda çember sakallı 7-8 kişinin ellerinde sopalarla yanı-başımızda bitmesi bir oldu. Tabii, çekim sırasında objektifime takmakta kullandığım oldukça pahalı bir-kaç filtremi dahi alamadan tabanları yağlayıp oradan kaçmak zorunda kaldık.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Bunun yanında, gezilerde beni duygulandıran zamanlar da çok olmuştur. İskilip'te yaptığım bir gezi sırasında küçücük dükkânında hâlâ ayakkabı tamirciliği yaparak geçimini sağlayan 86 yaşındaki Mehmet Akpekmez isimli yaşlı amca ile yaşadıklarım böyle bir andı. İşyerinde yaptığım çekim nedeniyle verdiğim rahatsızlığın küçük bir bedeli olarak kendisine 10 TL vermek istemiştim. Uzattığım parayı görünce, bana, “evlât, kusura bakmazsan ben bu parayı kendim için almayayım; ama benim dul ve çok yaşlı bir komşum var; eğer kabul edersen ben bu parayı O’nun için alıp, kendisine vereyim” demiş ve beni çok duygulandırmış, tutumu gözlerimin dolmasına neden olmuştu. Bu ilginç anımı hiç unutamam.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Fotoğraf çekmekten hoşlanmadığınız bir an hiç oldu mu? Buna neden olan şey ve o anda aklınızdan geçenler neydi?

 

Diyelim ki Anadolu"nun uzak bir beldesinde, şehrinde veya köyünde tripodunuzu kurmuş çekim yapıyorsunuz. Gelip geçenler arasında size mütecessis, kaygılı, biraz da kızgın bakışlı insanların bulunması elbette insanı tedirgin ediyor; her an birileri tarafından yaptığınız masum işin hesabının sorulma ihtimâlini düşünmek, çekim sırasında insanı rahatsız ediyor. Böyle durumlarda, fotoğraf çekmekten hiç keyif almıyor ve bir an önce oradan uzaklaşmak istiyorum.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Fotoğraf çekmekten keyif aldığınız ve en çok hoşlandığınız yöre neresidir?

 

Hiç kuşku yok ki, Doğu Karadeniz Bölgesi ve yaylaları, Mardin, Şanlıurfa ve çevresi. Çok istememe rağmen, ne yazık ki, bu yörelere henüz gidemedim. Oraları görememiş ve fotoğraflayamamış olmayı kendi açımdan her zaman büyük bir eksiklik olarak kabul etmişimdir. Gidebildiğim yerler arasında ise sahip oldukları fotoğraf atmosferi bakımından en sevdiğim yerler Manisa ve çevresi, Kula, Ödemiş, Tire, Bursa ve çevresi, Kapadokya; ama, özellikle Kula.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Hiç sergi açtınız mı? Yeni bir sergi açma yönünde çalışmalarınız var mı? İyi bir fotoğraf sergisi sizce nasıl olmalı?

 

Tamamen kendi maddî imkânlarım ile bir kez kişisel fotoğraf sergisi açtım. 2007 yılı Kasım ayında Bolu"da açtığım bu sergimin adı: “Dört Mevsim Abant” idi. Abant ve yakın çevresinde çektiğim yaklaşık 50 adet fotoğraftan oluşuyordu. Bolu halkı tarafından oldukça beğenildi; pek çok övgü aldım. Fakat, daha sora yeni bir sergi isteğim ve bu yönde bir çalışmam olmadı. Sergi açabilmek büyük bir maddî külfeti göze alabilmeyi gerektiriyor; maddî yönden bu konuda sizi destekleyen birileri yoksa, o işin altından tek başınıza kalkabilmeniz oldukça zor.

 

Bir fotoğraf sergisinin elbette bir karpuz sergisinden farkı olmalı. Belli bir konu ya da proje kapsamında düzenlenmeli ve özellikle konu ve çekim tekrarına düşülmemeli. Sadece açılmış olmak için açılmamalı; uzun ömürlü olmalı ve kendisinden uzun süre söz ettirebilmeli. Ayrıca, açılacak olan bir serginin kamuoyuna önceden tanıtımı da çok iyi yapılmalı.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Fotoğrafın sizi en çok etkileyen tarafı nedir?

 

Bir çekim gezisi sırasında günün ya da gecenin hangi saatinde önünüze geleceği belli olmayan, ama sizin fotoğrafın varlığını hissedip heyecanlanmanıza ve kalbinizin hızla çarpmasına sebep olan “o an”dır. Ben, ruhumun yorgun yanını hep fotoğrafla dinlendirmişimdir.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Başka bir fotoğraf sanatçısından veya ustadan öğrenmiş olduğunuz ve sizin için en anlamlı bilgi ya da deneyimi bizlerle paylaşır mısınız?

 

Yıllar önce KASK"ta yapılan bir söyleşi sırasında İstanbul"dan gelen Barbaros Gürsel usta bizlerle söyleşisinin bir yerinde meâlen “arkadaşlar, iyi fotoğraf, kendisine uzun süre baktırabilmeyi başarabilmiş olan fotoğraftır; eğer insanlar fotoğrafınıza baktıklarında önünden hiç durmadan geçip gidiyorlarsa, o fotoğrafınızı beğenseniz bile onu hemen oradan kaldırın ve yırtıp atın. İyi fotoğrafçı, fotoğrafını yırtmayı göze alabilen kişidir” diye konuşmuştu. Bu sözü hiç unutmadım ve çekimlerimde hep bu ölçüyü nazara alarak, “ben şimdi bu fotoğrafı çekiyorum ama, acaba insanları bu fotoğrafıma uzun süre baktırabilecek miyim; yoksa onlar şöyle bir bakıp önünden geçip gidecekler mi?” diye kendime hep sordum.

 

Bir de, yine KASK"ta yıllar önce yapılan bir söyleşide o akşamın konuğu olan Merih Akoğul, fotoğraflarında photoshop"un olmadığını belirtmek için “benim fotoğraflarımda domuz yağı yoktur” demişti. O zaman bu benzetmeyi çok enteresan bulmuş ve üzerinde uzun süre düşünmüştüm.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Şüphesiz, her sanat dalında, o sanatın değerini düşüren kişiler olabilir. Sizce fotoğrafçılıkta da bu anlamda birileri var mıdır; eğer varsa, bu kişiler fotoğrafa nasıl zarar vermekteler?

 

Bilindiği üzere, ülkemizde her yıl çok sayıda ulusal boyutta fotoğraf yarışması düzenleniyor; Türkiye"de bu konuda bir fotoğraf yarışması enflasyonu söz konusudur. Fotoğrafta bizden daha ileride olduklarını düşündüğüm yabancı ülkelerde fotoğraf yarışmalarının bizdeki gibi çok sayıda düzenlendiğini zannetmiyorum. Elbette, yarışmaların bu alanda uğraş verenlere belli bir katkısı olabilir; ama ne yazık ki, kimi yarışmalarda seçici kurul (jüri) değerlendirmelerinin adil, tarafsız ve objektif yapıldığı konusunda ciddi endişeler taşıyorum; elbette hepsi için bunu söyleyemem; kuşkusuz, iyi fotoğraf her zaman için hakkını alıyor ve seçici kurul (jüri) tarafından genellikle kabul görüyor. Bir de, maalesef, bir yarışmacının (özellikle, para ödüllerini kazanma şansını arttırmak adına) farklı isimler altında, örneğin eşi, dostu, kardeşi, arkadaşı, sevgilisi adına yarışmalara katıldığını biliyorum. Böylece, o kişi kendisi yararına, ama diğer yarışmacıların zararına olacak şekilde dengeleri alt-üst ediyor ve başkasının alacağı ödülün önüne geçmiş oluyor. Fotoğrafı haksız yere elenen yarışmacı ise kırılıyor, inciniyor ve fotoğrafa küsüyor. Belki de bir daha yarışmalara katılmıyor. Bu olumsuzluğun Türk fotoğrafına ciddi biçimde zararlar verdiğini ve bu duruma Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonunun (TFSF) âcilen köklü ve caydırıcı çözümler üretmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Dijital Manipülasyonu nasıl tanımlıyorsunuz ve hangi sınırlarda kullanılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

 

Bir fotoğrafın aslı / özü / mayası iyi olmazsa, dijital müdahale, manipülasyon ya da daha yaygın adı ile photoshop efektleri, o fotoğrafı kurtarmaya yetmez. Ama, ülkemizde özellikle son bir-kaç yıldır photoshop çılgınlığı mevcut. Dijital sosa bulanmış sıradan fotoğraflar ne yazık ki “HDR” ler ile, “kopyala-yapıştır”lar ile, hatta kişinin kendisinin bile çekmediği başka fotoğraflardan “tırtıklama”larla sergilenmeye ve pazarlanmaya çalışılıyor; bu bence tam bir yozlaşmadır. Ama, elbette, fotoğraf üzerinde daha iyiye ve güzele ulaşma çabası adı altında basit ve masum dijital dokunuşlara, herkes gibi benim de bir itirazım olamaz.

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Son olarak, fotoğraf ile ilgilenen ve ilgilenmek isteyenlere neler söylemek istersiniz; bu konudaki tavsiyeleriniz nelerdir?

 

Fotoğrafa gönül vermiş birinin “söylemci” değil, “eylemci” olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, fotoğraf sanatında ilerleme bence “söz”le değil, “eylem”le gerçekleşir. Eyleme dönük bir zihin ikliminde yaşamak ve fotoğraf çekmek ise, başarıyı kaçınılmaz kılar. Bir de, “coşku”nun olduğu yerde hareketsizliğe yer yoktur. Şüphesiz, heyecan duyulmadan büyük işler başarılamaz. Heyecan, duygu dağarcığında sürekli olması gereken bir duygudur. Fotoğrafa gönül verenlerin heyecanlarını ve coşkularını hiç yitirmemelerini dilerim.

 

Ayrıca, bilinen bir söz vardır: Sanatta “oldum” demek, “öldüm” demektir! Sanatçı, hiçbir zaman “oldum” dememelidir. Ben fotoğraf sanatı ile uğraşmak isteyen gönüllülere, her şeyden önce düşünsel ve bedensel prangalarından kurtulup çok okumalarını, eleştiriye her zaman ve çok açık olmalarını, ustaların görüşlerine ve çalışmalarına değer vermelerini, mütevazı olmalarını, sergileri olabildiğince tâkip etmelerini, gerek ulusal ve gerekse uluslararası fotoğraf yarışmalarında dereceye giren ve sergilenen fotoğrafları iyi incelemelerini, sinema, tiyatro, edebiyat, resim ve müzik kaynaklarından da beslenmelerini ve ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalarını salık veririm. Ben, her insanın bir dağarı, bir kabı olduğunu düşünüyorum; bir kişinin sanatsal anlamda eser verebilmesi için, öncelikle, o kabın dolması gerekmektedir! Zira, kanaatimce, bir sanat eseri, o kişinin kabından taşan kısmıdır; kuşkusuz, kabın “taşması” için önce “dolması” gerekir. Kap ise, çok okuyarak, araştırarak, inceleyerek ve elbette çok öğrenerek dolar. Claude Pepper"in çok hoşuma giden bir sözü var: “Hayat, bir bisiklete binmek gibidir. Pedalı çevirmeye devam ettiğiniz müddetçe düşmezsiniz.” Fotoğraf yaşamında da bu kural geçerlidir. Değerli fotoğrafseverlere son olarak nâçiz tavsiyem Mümin Sekman"ın şu sözünde gizlidir: “Doğru şeyi yapmak için yanlış zaman yoktur.”

 

 


<br/>
F: Çetin Canbazoğlu

 

 

Benim için çok anlamlı ve çok değerli olan böyle bir söyleşi fırsatını bana verdiğiniz için sizlere çok teşekkür ederim. Saygılarımla…

 

Çetin Canbazoğlu

 

 

Fotopya Ekibi olarak bize ayırdığınız zaman ve vermiş olduğunuz içten yanıtlar dolayısıyla biz teşekkür ederiz. Çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

 

FOTOPYA EKİBİ

 

 

 

 

 

 

 

 

Çetin Canbazoğlu Kimdir?

 

1959 yılında Ankara"da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul"da tamamladı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde lisans; Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü"nde yüksek lisans eğitimi aldı. Yurdumuzun çeşitli il ve ilçelerinde Hâkim olarak görev yaptı ve halen bu görevine Bolu Adliyesi"nde Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi olarak devam etmekte. Çetin Canbazoğlu evli ve iki çocuk babası.

 

2007 yılı Kasım ayı içerisinde Bolu"da “DÖRT MEVSİM ABANT” Konulu Fotoğraf Sergisi açtı.

 

Katıldığı ulusal ve uluslararası fotoğraf yarışmalarında çok sayıda fotoğrafı sergilenmeye değer görüldü, çok sayıda ödüller aldı.

 

Canbazoğlu, fotoğraf çekmeyi bir hobi olarak yaklaşık on yıldan bu yana sürdürmektedir.

 

 

 

 

        
 
YORUMLAR
  
 
 
Şahsım adına oldukça faydalı görüyorum bu söyleşiyi...Teşekkürler.
  
  11.01.2011 16:27
 
tacettinyuksel


Çetin abiyle tanışmışlığımız vardı.Bu söyleşiyle daha da pekişmiş oldu.Saygılarımı sunuyorum...
  12.01.2011 10:50
Bu sitenin isim ve yayın hakları Fotopya Fotoğrafçılık Reklam Tur. Org. San. ve Tic. Ltd. Şirketine aittir. Sitedeki paylaşımların tüm hakları ve hukuki ve cezai sorumluluğu paylaşım sahiplerine aittir. Site tarafından hazırlanan yazı, röportaj ürün incelemesi vs tüm içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapmak, yasal kovuşturma hakkı doğurur.