Çektiğiniz ya da yarattığınız fotoğrafa ruhunuzdan olağan dışı bir şeyler katmak için, bakılınca görülebilen hayalleriniz olmalı. Bunu ise içe dönüm yaparak kendi kendiniz kurgulamalısınız.
Üstelik bunu sezinlenmeden, zorlanmadan yapmalısınız ki yaratmış olduğunuz fotoğrafa ilk bakılışta bile oluşabilecek gerçekçi bir yan olmalıdır.
Tüm bunların yanı sıra fotoğrafa bakan kişilerin sizin daha önceden görmüş olduğunuz hayallerin de dışında yoğun olan ve onları başka yerlere sürükleyecek nedenler gizli olmalıdır.
Elinizde bulunan materyali iyi kullanmalısınız. Kafanızda dolaştırdığınız hikâyeleri etrafınızda görmüş olduğunuz her türlü obje ile tamamlayabilirsiniz. Canlı ya da cansız fark etmeksizin algılayabildiğiniz herhangi bir kaldırım taşından, deniz kenarındaki bir banktan, size ilginç gelen ağaçlardan, keman çalan bir kızdan, su birikintisinden, üst üste yığılmış eski televizyonlardan, yansıyan bir yansımadan ve bunun gibi binlerce benzer olay ile kafanızdaki kurguyu yapabilirsiniz.
Benim bu yazıda sizlere sunmak istediğim konu; Parçaları bana ait olan, ruhunu farklı ortamlardan almış “Sen ve Gölgelerin” adlı küçük hikâyedir.