Lütfi Özgünaydın / Öykü - İki Dergi ve Fotoğraf
  Lütfi Özgünaydın

Bahar geldiğini hissettiğimde, çok söylenen o sözü anımsadım; “Kaç bahar daha göreceğim acaba?”

“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada sakin insanlar arasında ölümü bekleyecektim. Hırs hiddet neyime gerekti. Yapamadım koştum tütüncüye kağıt kalem aldım. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebim de taşıdığım çakımı çıkardım kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tutup öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”

 

Sait Faik

 


<br/>

Bahar geldiğini hissettiğimde, çok söylenen o sözü anımsadım; “Kaç bahar daha göreceğim acaba?” Alabildiğine bakmalıydım, görmeliydim, yaşamalıydım. Kaç bahar kaldı diyordum ama: Baharın coşkusuna katılamıyordum, bütünleşemiyordum. Olmuyordu, yüreğim kırılgandı. Ne yazmak geliyordu içimden ne de  fotoğraf çekmek... Ne de okumak istiyordum. Dostoyevski’nin “Budala”sı öylece duruyordu masamda... Sait Faik’in öyküsünde geçen tümcelerini anımsadım. Birkaç kez okudum. Yüreğimi köpürtmem duygularımı yoğunlaştırmam gerekiyordu. Olmadı, ne yazabildim ne  de makineyi elime alabildim.

 

Bir yerlere gidersem, rahatlarım” dedim ve yola düştüm. Yeşilin en güzeli serilmişti yolların kıyısına, badem ağaçları açmıştı. Badem ağacının çiçekleri çıldırtırdı beni. Sıradan geliyordu bana gördüklerim. Dayanamayıp birkaç fotoğraf çektim. “Ne olacak ?” diyordum kendi kendime. Bunca fotoğrafın ne oldu ki ?

 

Nasıl kurtulmalıydım bu kırılganlıktan. Bir hekime mi başvurmalıydım? Sait Faik"in yaptığı gibi ben de kalemim sayılan bilgisayarımın tuşlarını öpmeliydim. Dönmeliydim, yenmeliydim baharın coşkusunu objektifimden görmeliydim. Hayata dair karelere yönelmeliydim?

 

Kahvemi alıp sigarımı yakıp masama oturduğumda iç sıkıntısına belenip kalkıp uzaklaştım odamdan. Dışarı çıkıp boş boş baktım çevreme. Sorulara kısacık yanıtlar verdim, avare avere gezdim.

 

Dolaşırken yazacağım öyküler için aldığım notlar, yıllardır üzerinde çalıştığım roman aklıma geldikçe, “yazamıyacağım” deyip sıkılıp eve döndüm.

 

Böylece günler haftalar geçti; taa ki dizelerle buluşuncaya dek.

 

 

İki Dergi

 

Varlık ve Notos dergileri öylece duruyordu masamda. Varlık"ı açtım. Önce şiirlerini okudum. Genç şairlerin dizeleri üzerinde gezinmek hoşuma gitti. Sonra Nazım Hikmet ve Enver Gökçe"nin şiirlerine uzandım. Şiir iyi geldi doğrusu, toparlanmaya başladım. Yaşar Nabi Nayır"ın 78 yıldır yayımlanan dergisinden okuduğum birkaç dize yol açtı bana. Orada beğendiğim üç dizeyi de sizinle paylaşmak isterim…

 

Kimdi Öteki geminin kaptanı

Kalem mi istedin ceketimde kalmış

Yatağın ucundaki sandalyede asılı

(Onur Caymaz)

 

Varlık dergisini düşündüm. Nerede ise yüzyıl olacak ayakta duruyor. Bu dergiden kimler geldi kimler geçti. Nice genç şair duygularını dile getirdi sayfaların üstünde. Nice yazarlar yetişti. Nice insan bir şeyler öğrenip yüreklendi. Geriye bir şeyler bırakmak, geleceğe ışık olmaktan yana çok önemli bir dergi; Valrık... Bir şeyler bırakmaktan yana özümde, bir şeylerin kıpırdadığını hissetmeye başladım. Neden hiçleştirdim ki çabalarımı. Dergi yavaş yavaş gözümde büyümeye başladı; Yaşar Nabi Nayır"ı, evlatlarını düşündüm. Yaşayan bu büyük kültür hazinesinin her ay insanlara kazandırmalarını takdirle karşıladım. Tahir Abacı"nın yazısını okumaya başladım. Okuyordum işte. Tahir Abacı uzun zamandır görmek istediğim ama göremediğim önemli bir yazar. Sürekli üretiyor, yazıyor.

 

Varlık dergisinden sonra Notos Öyküye uzandım. Ona hep edebiyatın başbakanı diyorum: Semih Gümüş... Bilindiği gibi Doğan Hızlan"a edebiyatın Cumhurbaşkanı deniliyor.

 

Adam Öykü"den sonra Notos"u yayımladı. Notos her ay değerli kitaplar yayımlıyor. Genç öykücüler Notos"un sayfalarında kendilerine yer buluyorlar.

 

Artık okumaya başlamıştım, iç sıkıntım yavaş yavaş düşüyordu. Sema Kaygusuz"un Lodosta Tanışma” adlı öyküsünü okudum. Çok güzel bir öykü. Son tümcesini çok sevdim “Sen en iyisi elmaları toplayan kadını anlat herkese” diyor...

 

Evet, evet... Anlatmalı ben de anlatmalıyım. Neden durdum ki neden kapandım ki, neden kırıldım ki... Şiirler öyküler kendime gelmeme böyle yardım etti. İçim sıkılmıyor değil ama şimdi okuyorum. Kurtuluşumu, şiir e borçluyum, öykülere borçluyum.

 

Notos"un sayfalarını çevirirken heyecanlandığım bir sürprizle karşılaştım. Benim bir fotoğrafımı yayımlamışlar. Fotoğrafın altında, “Notos"tan genç yazarlara çağrı” diye yazılmış. Maraş"ta çektiğim bir dede ve torun fotoğrafı... Seksen yaşındaki yemenicinin fotoğrafını çekerken, torunu gelip dükkanın penceresinden bakmıştı. Fotoğrafı güçlendirmişti anlam katmıştı. Şimdi genç öykücüler bu fotoğrafa bakıp öykü yazacaklar, en iyisi seçilip dergide yayımlanacak. Çok ilginçti benim için. Bir beklenti çıkmıştı ilerisi için. Biraz heyecan.

 

Heyecan insanın yüreğini diriltiyor...

 

Okurları çok az ama bu iki dergi, kültürümüz içinde yüce iki dağ gibi dikilmiş öylece duruyorlar. Tüm güçlüklere aldırmadan yayımlanıp okurun önüne geliyorlar.

 

 


<br/>

 

Fotoğraf

 

Fotoğraf makinemi elime almadan önce kıskandığım dünya fotoğraflarına baktım uzun, uzun. “Demek ki kalıyor” dedim. Savrulup gitmiyorlar. Yitip gitmiyorlar. Ayakta duracak gücü olanlar varlıklarını sürdürüyor. Onların yanına bir kale dikmek için ne yapmalı diye düşünmek, ora da var olmak için yaşamı harcamak gerek. Değer de... Önce var olanlara bakıp anımsadığım fotoğraflara yeniden yeniden bakıyorum. Ara sıra çantamı açıp elimi sürüyorum kameramın üzerine. Masum biçimde çantanın içinde bekliyor. Sesini anımsamaya çalışıyorum. Öncesinde en özel müzik sesine eşdeğer tuttuğum o tıkırtıyı duymak için bekliyorum. Elime alabileceğim gücü hissettiğimde, yağmurlu günlerde kaş çatan gökyüzünün altındaki panoramaya ve olup bitene yeniden bakacağım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

        
 
YORUMLAR
  
 
Bu sitenin isim ve yayın hakları Fotopya Fotoğrafçılık Reklam Tur. Org. San. ve Tic. Ltd. Şirketine aittir. Sitedeki paylaşımların tüm hakları ve hukuki ve cezai sorumluluğu paylaşım sahiplerine aittir. Site tarafından hazırlanan yazı, röportaj ürün incelemesi vs tüm içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapmak, yasal kovuşturma hakkı doğurur.