Melih SULAR / Zaman Tüneli
  Melih Sular

"... daha sonra fotoğrafı göreceksin ve beni çok iyi anlayacaksın..."
      Hep geç kalmışlarla anıldı ismim. Şimdiye dek sorulmamış sorulardı soyadım. Benim geçmişim bilinmemiş bir hürriyet, kim bilir sürgündü. Hangi yana dönsem bir yer eksik, sözlerim duvarlara küsmüş, gözlerim uza doğru sönmüştü. Birileri öldürüyor muydu beni? Üstelik çok ritmik.

      Biliyormusunuz? Benim hiç tamımda olmadı ki! hep yarım, hep ekli. Geçmişimde bir yerler kırıktı. Belkide sürgünden geliyordum.
Kimbilir...

       Bir yanım, başka birisinin benim olmamış hüznünde usul usul uyurken, ruhumu bölmüştüm iki pencereye; içe açılanı seni, dışa açılanı beni üfürüyordu. Saat zaten yoktu. Zaman tükeniyordu ve istemek sınırsızdı.



<br/>
F: Melih SULAR

        Sonra kozasından yeni çıkmış genç kelebekler gibi kısa sürede yaşam sorumluluğunu gerçekleştirip, arkasında hiçbir parça bırakmadan öbür sıcaklıklara uçmak istemiştim. Sakin, düşüncesel ve ruhsal.

        Dönüşümle başlayan bu sürgün, kendime gittiğim o günde, aklıma gelen hatıralar ile canlanmıştı. Yıllar önce edebiyat öğretmenimin ansızın ders vaktinde söyleyip bana yazdırmış olduğu bu yazı " Başka yaşamlar ve başka mekanlar" üzerineydi. Hiç yaşamadığımız fakat tasvir edebileceğimiz farklı tarz yaşamları istemişti bizden. Yılların hızlı geçmesi bir yana dursun. Yazının yazıldığı tarihten tam ondört sene sonra Sinop cezaevi gezim esnasında cekmiş olduğum  bu kare, benliğimi çocuk ıslah evinin soğuk yüzlü hücresine sürüklemişti. İki pencereli ve boş yataklı bu mekanı aslında çekerken hayal edip doldurmuştum bile. Yanımda bulunan arkadaşlarımın meraklı ve hayret içeren bakışlarına rağmen; daha önce sabahın erken saatlerinde Eminönü banklarının herhangi birisinin üzerinde yatan kimsesiz o adamı ve daha sonraları matbaadan alacağım maarifli takvimle onun yapraklarını yerlerine koymuştum bile. Bu hücreyi neden çektiğimi soran fotoğraf dostu İsmail Andaç kardeşime uzun uzun baktıktan sonra "daha sonra fotoğrafı göreceksin ve beni çok iyi anlayacaksın" demiştim. Bir cezaevi yaşantım olmasa bile uzun bir süre önce yazdığım yazı ile fotoğrafı şimdi inanılmaz bir şekilde birleştirmiştim. İçimde biriken yaşamsal imgelemler görselleşerek belkide bu kareyi ve onun kısa hikayesini armağan etmişti bana.

      " Demir parmaklıklarla konuşuyordum geceleri; Sırf zamanı yitirmek için uyuyordum çaresiz. Ömrümün bitip tükenmesini istercesine bomboştum. Yankılanıyordu haykırışlarım dört duvarda inlercesine.

        Artık sessizliğin adamıydım. Ben; yani zaman tutsağı, gözlerimle gölgelerin en vefalı arkadaşı, karanlığın can dostu, ışığın en belalı düşmanıydım. Tek dostum acılarımı paylaştığım karanlık ve demir parmaklıklardı. Bir de arada sırada gelen yüzsüz o adam ve derin yalnızlığı...

        Kıyıda kaldığım soğuk döşek,  köşede yırttığım yüzlerce takvim yaprağı, tam karşımda tarih attığım çizikli duvar, Her günkü gibi bugünde ayrı bir anlamsızdı.

        Sert yatağımda yatmaktan ağrıyan vücut, dört mevsimin küflü, rutubetli alaca karanlığıyla bağdaşmış. Kirden kokan benim bile iğrendiğim çarşafımın teni bugünde çok ama çok acılıydı.

        Dört duvarın çatlakları, aydınlığın izlerini küçük hikayelerle zihnime resmederken, yazması için ağzımla kemirip ucunu açtığım kalem boşu boşuna sayıklıyordu.

        Sabahın suratıma vuran mat ışığıyla beraber, gözlerimin ağlamaktan  yanan kısmını, ellerimin kimi zaman soğuktan titreyip donan yeriyle surekli ovuşturuyordum.

         Derken duymayı unutmuş kulaklarımda çığlıklar hissedip, yıllardır aynı duvara baka baka eskittiğim suratımı, gülümsemenin yüzümde oluşturduğu mimiklerle tazelendirmeye çalışmıştım ki!  Sanki düşman bildiğim o uğursuz adamın sessizliği bölen bir anahtar sesi ile dostum olduğunu hissettim.

          Yavaş yavaş ilerleyen ayaklarım korkak, karşıma neler ya da kimler çıkacağını bilmeyen aklım ise tutsaklaşmıştı.

          Yürüdüğüm yol; yani zaman tüneli bana hiç ama hiç yabancı değildi. Odalar yan yana bakışlar aynı, üstelik hiç değişmemişti.

          Neden mi? Buradan son ve ikinci geçişimdi. "

        Hayat böyle degilmiydi? Bir sonuca varmanın ya da başarıya ulaşmanın, önümüze çıkan sınavları aşmanın, adamlaşmanın, düşlediğiniz makama, mesleğe  ve bunun gibi düşünebileceğiniz yüzlerce örneğe sahip olmanın...

         Kimbilir hikayedeki özgürlüğe uzunca vakit sonra çıkmanın; çıkışın hemen öncesindeki zamanın göreceliğine inanan ve inandığı kadar yaşayan insanlık misali  olması sebebiyle, barındırdığı mesaj bu olmalıydı...  Zaman tüneli !!!


Melih Sular



Not
: Sinop gezisi esnasında beni yalnız bırakmayan, destekleri ile fotoğraf dostluğunun önemini, gezgin bir fotoğrafçıya gittiği her şehirde bir evinin olduğu güvenini veren tüm SİFAD (Sinop Fotoğraf Amatörleri Derneğine) ve onun tüm fotoğraf dostlarına sonsuz teşekkür ederim.
        
 
YORUMLAR
  
 
Bu sitenin isim ve yayın hakları Fotopya Fotoğrafçılık Reklam Tur. Org. San. ve Tic. Ltd. Şirketine aittir. Sitedeki paylaşımların tüm hakları ve hukuki ve cezai sorumluluğu paylaşım sahiplerine aittir. Site tarafından hazırlanan yazı, röportaj ürün incelemesi vs tüm içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapmak, yasal kovuşturma hakkı doğurur.