Yolda yürürken, evde otururken, araba sürerken ve benzer birçok örneği ile açıkçası eylemi gerçekleştirdiğimiz anların içerisinde bulunan; sizin için olağan herhangi bir yerden farklı olmayan ancak geçseniz dahi hatırlayamadığınız “Ben burayı ne zaman geçmiştim?’”, “Ne zaman yapmıştım?” gibi sorularla hatırlamaya çalıştığımız anları hatırlamaya çalışıyorum.
Evet, gitmek üzerine konuşuyorum şimdilik. Farkındaysanız gitmek eyleminin durumuna göre ve üstelik çok ağır bir olgu olmasından dolayı uzun cümleler kuruyorum. Sonraları gelmek üzerine de birkaç söyleyeceğim olabilir. Gitmelerin hiç bitmediği kendimi araştırırken; vardığım o yerlerden geri gelirken yanıma aldıklarım, kazandıklarımla beraber…
Evet, biliyorum kendime gezmelerimden edindiğim en önemli algılardan biriside, içeride bir yerlerimde ki yoğun çokluklar, anlatamadığım ve kelimelerini aksattırdığım olaylar ve kafamdaki dokuz tilki…
Bu adam gene neler zırvalamış, nereye gitmiş ya da nereden geliyor kelimelerini size dedirtmeden, kendimden beklediğim fotoğrafı daha önce görsel algımdan çalmış olan bilgisayarın renkli odasında yazısı ve şiiriyle tamamlayıp gözler önüne seriyorum.
Gitmem Diyenler Yalancıdırlar Tam O Saatte
Yıldırır miskin kokusuyla yaşamak sokağı
Kampanası tuzlu brandalarla iskele uçsuz viran
Simyaları telkin edilmiş boş kaldırım
Sıtmalı ifrit dilim, kırılır hayıflanan yağmura
Kaç kez kalkamamış sabah
Son kırım itleri ulutulmuş, unutulmuş sokakla
Kibir kısrağı son kıyıncın da
Külleri vazosunda kalmış direk lambasıysa
Altından üveyik bir mısra tütsülenir bulvara
Toprak kokan, topraktan kopan buğusuyla
Bu vapur kalkmaz diyenler değil
Asıl gitmem diyenler kırıcı
Ötekilerse tam o saatte yabancı ve yalancı
Yağmurdan sonra geliverir haberli ayrılık oysa
Erik çiçekleri beyazlı mayıstan kapıya
Gitmem Diyenler Yalancıdırlar işte tam o saatte
Israr etmek boşuna telkin değil
Açısı dar sırra kadem yollu yolculukla
Gitmem diyenler tam o saatte yabancı ve yalancı
kaytan kozasında kibirli melez bir muamma
menzil uzak, ayrılık melül bir melodram
Saçak altı şemsiyelerle giyinik dedikoducu ozan
Filikalar da fitneci yüzler, heveskâr gizler
Bu saatte bu vapur kalkmaz diyen şair
Tam o saatte yalancı
Ötekilerse yabancı
Bu şiiri yazdığım o gün kafamı ensemle beraber oturduğum sandalyenin hemen arkasında bulunan alabandaya dayamıştım. Geçmişe gömülmüş hatıralarım; uzak diyarların içinden çıkması zor olan merdivenle beraber, basamakların ayaklarımca kırılmasının çıtırtılarını duyarcasına, geçmişte yitip giden izler gibi yok oluyorlardı. Ben ise bunu hissetmiştim ki! Kendime gidip açıklamaya çalışıyordum…
Uzunca süre aynı mekânda kıpırdamadan durduktan sonra uyuşmanın başladığı dinç beynim, bilemediğim kısmında; kendime açıklamaya çalıştığım izlerini bu şekilde canlandırmıştı… Gitmem Diyenler yalancıdırlar tam o saatte.
Gitmek üzerine uzunca bir roman yazmak istememe karşın içimdekileri kısa cümlelerle, çokluğu ise yazdığım harflerle birleştirerek bir ip gibi çizgileştirip yollara sermeme sebebiyet veriyordu. Bunun bana kazancı ise aşağıdaki kısa cümle olmuştu.
“Sana yazdığım harfleri birleştirip çizgi yapsam, Ne kadar uzak olsan gene sana gelirdi biliyorum”
Gidilen yer uzakta, Giden şahıs yolda, giden zaman geride kalmıştı. Dönmek yoktu.
Her şey gitmek üzerine kuruluydu. Anlatmaya çalıştığım; yaşananların, yaşadıklarınızın ya da yaşayacaklarımızın milyonda biriydi.
Sevgi ve saygılarımla
Melih SULAR