Bu kadar çok sesliğin ve çok fikirliliğin buluştuğu ortamda bireysel bir tarafsızlıktan söz edebilmemiz oldukça güçtür. Gazetecilikte ancak kendi dar alanımızda kişisel tarafsızlığımızı, etik değerlerle de destekleyerek koruyabiliriz. Ancak bu tarafsızlık da belirleyici değildir.
Gazetecilikte bireysel tarafsızlık değil, kolektif tarafsızlık söz konusudur. Kolektif tarafsızlık dediğimiz şey de bir bileşke, bir sentezdir.
Gazeteciliğin omurgasını oluşturan haberi ele alalım. Haber, bir veya çoğu zaman birden fazla muhabir tarafından toplanır; görüntülenir. Bu durumda bireysel tarafsızlıktan söz edilemez. İş bölümü, haber üretimindeki zorunlu imece, kimseyi tarafsızlık konusunda yalnız başına bırakmaz.
Haber, kaynağından hedef kitlesine ulaşıncaya kadar, zengin bir süreçtir. Sürecin başında istediğiniz kadar tarafsız kalın; o habere atılan başlık, o habere yazılan fotoğraf altı, o haberin hangi sayfada, hangi büyüklükte, kaç fotoğrafla, hangi fotoğraflarla yayınlanmış olması temsil ettiğiniz bireysel tarafsızlığı bozar.
Sürecin aktörleri, tek başlarına haberin tarafsızlığını sağlayamazlar. Haberin istihbaratını yapan, toplayan, belgeleyen, yazan, aktaran kişi olarak istediğiniz kadar tarafsız olun, haberi sunan anchorman"ın yüzündeki eda, bir jest, bir mimik, ses tonundaki değişiklik, yayına ayrılan süre, yayın sırasındaki yeri, o haberi taraflı hale getirir.
Kolektif süreç duruma başından sonuna kadar egemendir. Bir basın fotoğrafçısı izlediği olayı ya da yaptığı röportajı belgelemek amacıyla yüzlerce fotoğraf üretir. Sonuçta bu fotoğraflardan bir tanesi dergini kapağı olur, içlerinden seçilen bir kaç tanesi sayfalara girer.
Toplum o olayı fotoğrafların gösterdiği biçimiyle algılar. Bu karar fotoğrafçıya ait olmayıp, medya kuruluşunun ideolojisiyle ne kadar örtüşüp örtüşmediğiyle ilgilidir. Kapak olan fotoğraf da, yayınlan diğer fotoğraflar da, yayın politikası derler ama aslında medya ideolojisiyle ötüşenlerdir.
Bu bir editöryal bağımlılıktır. Bireysel tarafsızlığın bittiği yerdir.
Dünyada ve ülkemizde günümüzün medya tekelleri holdinglere bağlı kuruluşlardır. Bu holdinglerin kredi ve ihale ilişkileri, gazete iktidar ilişkilerinde rol belirleyicidir. Tarafsızlık önemli ölçüde burada ağır hasara uğrar. Kollamacılık, kayırmacılık, görmezlik, duymazlık, yalakalık, yağcılık had safhaya ulaşır.
Reklam gelirleri de medya, özel sektör ilişkilerinde tarafsızlığı bozan etkenler arasındadır. Medya tekelleri, on bin, yüz bin, milyonlarca dolarlık reklam kampanyalarından alacağı paydan kolayca vazgeçemez; özel sektörü ciddi bir çıkar çatışması olmadığı sürece üzmez, üzmek istemez. Tarafsızlık lafta kalır.
Aidiyetlik durumu da, yoğun bir biçimde ortaya tarafsızlık ihlallerinin çıkmasına ortam hazırlar. Cinsiyet, din, mezhep, ırk, ulus, ideoloji, önyargılar, taraftarı olduğunun takıma kadar çok çeşitli bireysel ve sosyal aidiyetler, tarafsızlığın korunmasında karşılaşılan olumsuz etkenlerdir.
Gazete ve dergilerde yayınlanan her haber, seçilen her fotoğraf, o yayın kuruluşunun dünya görüşü ve ideolojisiyle ilişkili ve ilgilidir.
Tersinden bir cümle kurarsak, gazete ve dergilerde yayınlanan her fotoğraf ideolojiktir bir içerik taşır.
Kim tarafsız? Cumhuriyet Gazetesi mi? Zaman Gazetesi mi? Doğan Medya Grubu"nun televizyonları mı?
Cumhuriyet Gazetesi"nde türban serbestliğini destekleyen fotoğraf göremezsiniz. Zaman Gazetesi"nde de bikinili bir kadın fotoğrafı görmeniz imkânsızdır.
Hangisi tarafsız? Onun tarafsızlığı, hangisinin sizin dünya görüşünüz ve ideolojinizle örtüşmesi ile ilgilidir.
O zaman fotoğrafın belgeselciliğinden ya da belgelediği gerçeğe ne kadar güvenebiliriz?
Sistem, fotoğrafın özündeki masumiyetine, ideolojik anlamlar yükleyerek onu amaçları ve çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır. Çoğu zaman da daha kötüsü, propagandist rol üstlenmesi sağlanır. Hele reklamcılık sektöründe fotoğrafın kullanılması daha ürkütücü bir konudur.
Basın fotoğrafı üretenin değil, onu yayınlayan ve dağıtanın ideolojisiyle de çok yakında ilgilidir; iç içedir.
Bu anlamda fotoğraf ideolojilerle işbirliği yapmaktadır. Bu işbirliğinin, suç ortaklığına dönüşmesi herkesin dünya görüşüne göre değişkendir.
Meksikalı fotoğrafçı Petro Mayer; “Gazeteci fotokopi makinesi değildir.” der. “Çünkü gazetelerin hammaddesi olan yazı, haber ve röportajlar gazetecinin tanıklığının, gördüğünün, duyduğunun sentezidir. Bir saflıktan, aynılıktan, kopyalamaktan söz edilemez. Haber gerçek, seçilmiş, ayıklanmış, arındırılmış bir bileşkedir.”
Fotoğraf medya süreçlerinde bu senteze katılmaktadır. Oysa bir fotoğraf senteze katıldığı zaman, onun masumiyetinden söz etmemiz imkânsızlaşır. Fotoğrafın, kapitalizmin medya tekellerinin elinde nasıl kullanıldığına bakacak olursak, bu imkânsız fotoğrafların göçüğü altında kaldığımızı haykırabiliriz.
İmdat!... Tarafsız bir fotoğraf aranıyor…