Erhan Şermet / Dijital Çağda Fotoğraf Çekmeyi Öğrenmek
  Erhan Şermet

Fotoğraf 19.yy.da ilk ortaya çıkışında kendini varetme yolunda resim sanatının tüm görsel birikimini (perspektif, renk uyumu gibi) ödünç alarak işe başlamıştı.

Ama kısa süre sonra ressamların arasında ciddi bir tartışmayı ateşledi: bu teknik icat hızı ve kolaylığıyla resmin sonunu mu getiriyordu?

 

Bugün resim – fotoğraf çekişmesi diye bir şeyden söz etmek mümkün değil.  Artık biliyoruz ki fotoğrafın ortaya çıkışı resim zanaatı ile yaratıcı bir çaba ve birikim gerektiren resim sanatının ayrışmasını sağladı ve sonuç resim zanaatı için çok hayırlı olmadı.

 

 

 


<br/>
F: Erhan Şermet

Bugün bir zanaat olarak resim artık çok fazla bir şansa sahip değil. Örneğin restoran menülerindeki yemek resimlerini çizecek ressam aranmıyor artık, bu fotoğrafçıların işi; aynı şekilde bir yedek parça listesine girecek otomobil parçaları da tıpkı karakoldaki zanlılar gibi bir fotoğraf makinesinin önünde durup istekli veya isteksizce poz veriyorlar.   Dolayısıyla mekanik bir işlem olarak görüntülerin  kopyalarının oluşturulması gereken her durumda resme oranla  hızlı ve ucuz bir işlem olan fotoğrafın mutlak galibiyetinden söz edebiliriz. Ama bu örneklerin ötesinde bir şeyin ‘resminden’ söz ediyorsak insan algısının doğrudan mekanik kopyalar ile tatmin edilemeyecek kadar karmaşık olduğunu da hesaba katmamız gerekir. Resim tarihinin bizi hala etkileyen, kalıcı eserlerine baktığımızda bir zanaat olarak ‘şeylerin  resmini’ yapan ressamdan öte, gören, düşünen,  hisseden ve tüm hissettiklerini kendi duygu ve bakışıyla resme aktarabilen yaratıcı ressamların başarılarından söz edebiliriz.

 

Dolayısıyla ressamların iki hünerinin belirginleştiği açıktır: Birincisi Dünyayı, objeleri gözün gördüğü haliyle hatasız olarak tuvale aktarma, ki buna ressamın zanaatı diyebiliriz. Bir zanaat olarak resmin teknik bir işlem olan fotoğrafçılığın karşısında şansının çok olmadığı söylenebilir. Ressamın ikinci hüneri ise gözün gördüğünün ötesinde tüm insan düşünce ve duygularını da içine alacak şekilde dünyayı yorumlayarak  özgün bir görüntü sunabilmesidir. Tıpkı Picasso’nun resminde bize Guernica’da bombardımana uğrayanların yaşadıklarını hissettirmesi veya vanGogh’un odasını bize göstermesi gibi. Buna da ressamın yaratıcılığı diyebiliriz. Bireysel yaratıcılık makinenin erişemediği bir alandır.

 

Sabırlı okuyucu başlıkla buraya kadar yazdıklarımın ilişkisi konusunda şüpheye düşmüş olabilir. Bu sıcak yaz günlerinde konuyu daha fazla dağıtmadan sadede geleyim. Birkaç gün önce dört buçuk yaşındaki kızıma annesinin eski minik dijital fotoğraf makinesi ile nasıl fotoğraf çekebileceğini öğretmek isterken aslında bu aşamada öğretebileceğim pek fazla bir şey olmadığını fark ettim. "Bu düğmeye basıyorsun ve çektiğin fotoğraf arkadaki ekranda beliriyor…" Fotoğraf çekmenin çok daha fazla teknik bilgi gerektirdiğini biliyorum, ama başlangıç için neredeyse hiçbir şeye gerek yok…  Dokuz yaşımda ilk fotoğraf makinesine ağabeyimle ortak olarak sahip olduğumda işler daha karışıktı: "Hava çok kapalı değilse makineyi  125 enstane ve 5,6 diyaframa ayarla, ışık zayıfladıkça diyaframı açman ve enstantaneyi  düşürmen gerekiyor, tabii ışık arttıkça tersi…  Aslında bak burası pozometre, şu ibrenin hareketine bakarak karşısına gelen sayıya dikkat edersen... 36 kare çektikten sonra filmi banyo ettiririz, o zaman çektiklerini görebilirsin. Aman boşa çekip filmi ziyan etme vs. vs."

 

Filmli fotoğraf makineleriyle ilk karelerini çekmeye başlayanların yaşları ne olursa olsun  duydukları ilk cümleler buna benzer şeylerdir. Bu aslında daha işin başında teknik bir alet olan fotoğraf makinesinin fotoğrafın önüne çıkarılması, fotoğrafçılığın fotoğraf makinesinin doğru ve iyi kullanılması olduğu gibi bir yanlış algının oluşmasına yol açmaktadır. Bu algı elindeki makineyi doğru kullanmaya çalışan kişinin ruh halini bir ölçüde nesneleri doğru olarak resmetmeyi görev belleyen zanaatkar ressamlarınkine benzetir. "Öğretilenleri unutmayayım ve her şeyin düzgün görüneceği fotoğraflar çekeyim."  Oysa unutulmaması gereken şey fotoğraf çekmenin esas olarak bir seçme işlemi olduğudur:  Fotoğrafçılık  etrafımızı saran görüntüler alanı içerisindeki seçtiğimiz bir bölümün (kadraj) seçtiğimiz bir andaki halini iki boyutlu ve kalıcı bir görüntüye dönüştürme işlemidir.  Perspektif ve renklerin aktarımı gibi konular makine tarafından çözülmektedir. Dolayısıyla fotoğraf tekniği bir kenara bırakıldığında temel mesele neyin hangi andaki (ne durumdaki) görüntüsünü görmek, göstermek istediğimizdir. Fotoğrafın bir iletişim içinde anlam bulduğu göz önüne alındığında fotoğrafçının temel sorusu belki de "Seçtiği kadraj ve anın  ortaya çıkardığı iki boyutlu görüntünün izleyiciye neler düşündürüp hissettireceği " olarak özetlenebilir. Teknik elbette önemlidir, ama fotoğrafın neden bahsettiği , neyin görüntüsü olduğu –fotoğrafçının neyi göstermek istediği-  konusu ilk açıklığa kavuşturulması gerekendir.  Fotoğrafçının özgünlüğü neyi nasıl görüntülemek istediğiyle ilgilidir;  teknik tüm önemi ve ağırlığıyla ancak bu soruya düzgün bir yanıt verildiğinde işe yarayacaktır. "Neyin fotoğrafını niçin ve nasıl çekmek istiyorum?" sorusunun öne çıkarılarak kişisel bakışla yanıtlanması  yaratıcılığın  işin içine katılmasını sağlayacaktır. Picasso"nun Guernica"sını ölümsüz kılan "Neyin görüntüsünü niçin ve nasıl resmetmek istiyorum?" sorularını tuvalinin başına geçmeden yanıtlamış olmasında yatar. Benzer durum özgün bir ürün ortaya koymak isteyen fotoğrafçılar için de geçerlidir. Sorunun kökünde tüm sanatçıların ortak sorusu "Ne anlatmak istiyorum?" yatar.

 

Dijital fotoğrafçılığın  işleri kolaylaştırmasıyla bir tür görüntü kirliliğinin yaygınlaştığı söylenir. 1970"lerin başında  iyi pozlanmış bir renkli fotoğraf çekmek maharet ve bilgi isterdi; on yıl öncesine kadar kaliteli makro fotoğraflar profesyonellerin işiydi. Bugünse amatör sitelerin çoğunun kusursuz çekilmiş makro böcek ve çiçek fotoğraflarıyla dolup taştığı doğrudur, fakat maalesef bu fotoğrafları birbirlerinden ayırmak güçtür; çünkü fotoğrafçıları bu fotoğrafları aracılığıyla bize bir şey söylemezler. "Seçtiğim kadraj ve anın  ortaya çıkardığı iki boyutlu görüntü  izleyiciye neler düşündürüp hissettirecek?" ya da daha derinde "Ne anlatmak istiyorum?" sorusu hiç sorulmamış gibidir. Bu tür makro fotoğrafları, birbirine benzer güneş batışlarını vs . çekenlerin ayıp veya kötü bir şey yapmadığı ve güzel de vakit geçirdiği açıktır, tıpkı bu fotoğrafların bakanlarda   "Aynısını çekmek için hangi objektifi almalıyım?" gibi bir takım sorulardan fazlasını oluşturmadıkları gibi. Bu eğlenceli kısırdöngünün beslediği  salgın fotoğraf malzemesi üreticileri için karlı bir ortam sağlar.  Fotoğrafçılık yaklaşımı açısından ise durum bizi yazının başında sözünü ettiğim zanaatkar ressamlara yaklaştırır. Bu fotoğraflar dijital teknolojinin daha da kolay erişilir kıldığı bir teknik hüner, zanaat içerirler, yaratıcı ve özgün yanları ise oldukça zayıftır. Şu ya da bu markaların tercih edilmiş olması dışında  kişisel bir bakış açısı içermedikleri  için de fotoğrafçıları yoktur, fotoğrafı kimin çektiğini söylememiz çok güçtür. Bu fotoğrafların karşılığı resimdeki zanaatçı ressamların yaptığına çok yakındır: görüntülerin doğrudan mekanik kopyaları.  Fotoğraf çok hızlı üretilebildiği için zanaatın değeri bu alanda resme oranla kısıtlıdır, tekrarlanan görüntüler sonsuz aynalarda yankılanan  fotokopilere dönüşürken akılda birkaç objektif veya makine markasından fazlasını bırakmazlar.

 

Ama ben dijital fotoğrafçılığın açtığı yolun (minimum teknik bilgiyle sonsuz deneme yanılma şansı ve masrafsızca fotoğraf çekebilme) ümit verici olduğunu düşünüyorum. Yaşanan hiç kuşkusuz fotoğrafın ortaya çıkışıyla bir zanaat olarak resmi önemsizleştirmesine benzetilebilir.  Resimde zanaatın önemsizleşmesi uzun vadede yaratıcı resmin ayrışarak  daha da özgünleşmesini ve ilerlemesini  sağlamıştı. "Kusursuz bir elma resmi yapmanın kıymeti yok artık, özgün bir şey yapmalıyız" .  Resimde yarattığı sarsıntıdan yüzelli yıl kadar sonra   fotoğrafın kendi içinde de benzer bir sarsıntı var artık. Zanaatın bu kez  fotoğrafın içinde de geriye itilmiş olmasıyla özgün bakış ve kişisel anlatım bu alanda da  kesin olarak tekniğin (zanaatın) önünde olduğunu gösterme şansını yakalamıştır.  Yüzelli yıl önce ağır bir uğraş gerektiren resmi zanaati ucuzlaştırarak  altüst edip yenileyen   fotoğrafın bugün kendi içerisinde dijital devrimle daha da basitleşerek   kendi zanaatini de  ucuzlaştırdığını ve sonuçta yeni bir doygunluğun oluştuğunu  söyleyebiliriz: "Kusursuz pozlanmış yakın çekim bir kelebek fotoğrafının kıymeti yok artık,  özgün bir şey yapmalıyız".

 

Tıpkı küçük kızım gibi farklı yaşlarda milyonlarca kişi Dünya"nın dört bir yanında ilk fotoğraflarını çekerken   "Neyin fotoğrafını niçin ve nasıl çekmeliyim?" sorusu teknik detaylara boğulmadan ilk düşündükleri oluyor. Denemek bedava, sonuç hemen ortada; yeniden denemek çok kolay. Zaman zaman pilin bitmesi dışında hiç bir kısıt ve engelleri yok. Onları kısıtlayan tek şey hayal güçleri. Teknik bilginin önemsiz olduğunu iddia edecek değilim ama eğer günün birinde büyük boyutlu baskılardan oluşan bir sergi hazırlamak isterlerse bunu gerçekleştirmeleri 10 yıl öncesine oranla çok daha kolay olacak. Yeni ve daha özgür fotoğraf dillerinin ortaya çıkacağını düşünmekte çok mu iyimserim, ne dersiniz?

 

 

Erhan Şermet

 

 

 

        
 
YORUMLAR
  
 
 
Erhan Bey,
Aydınlatıcı makaleniz için çok teşekkür ederim. Sonuna dek zevkle okudum . Yazının sonuna dek sabırsızlanmamı saglayan tek sey ise sanat kelimesine ulaşma arzumdu. Zanaat emek verilen ustalaşılan geçim sağlanan uğraştır amacı karın doyurmaktır ( yada ben böyle biliyordum bugüne dek), Sanat sa başta estetik kavramı üzerinde kurgulanmış içten gelen ana amacı karın doyurmaktan ziyade elde olmadan yapılan ilham gibi unsurlarında etkidiği genetik kalıtımın katkısı düşünülen apayrı bir durum hatta ilahi bir yönü olduğu bile tartışılan (yaratıcının etkisi olduğu gibi, buna motzart bethooven, van goch örnek verilebilir bunlar fiziksel hastalıklarına rağmen harikalar yaratan dahilerdir bildiginiz gibi). Sizin makalenizde sanat ve zanaat birbirine karışmış gibi geldi bana. Lutfen bu konuda bira daha aciklayici olabilir misiniz?
saygilar
  
  05.09.2011 12:07
 
Erhan Bey ,yazınızı bir solukta okudum.Gerçekten yığınla makro ,günbatımı kız kulesi galata vs gibi fotoğraflar yayınlanıyor gözler artık o kadar aşina oluyor ki aynı konuları farklı bir açıdan değişik fotoğraflıyan dkkatimizi çekiyor(tabii ki teknik kısmını da geçmemek lazım) ve ben bir acemi olarak bu tür genelleşmiş fotoğrafları çekip yüklemekten bazen çekiniyorum ve düşünüyorum hayal gücümü zorluyorum ki hem kendim hemde başkaları beğensin tabii ki hem acemilik hem de hayal gücü zayıflığı olunca böylece devam ediyor ama neticede fotoğraf çekmeyi seviyorum izlemeyi daha çok.
Yazınızı çok beğendim,saygılar
  
  29.08.2011 18:29
Bu sitenin isim ve yayın hakları Fotopya Fotoğrafçılık Reklam Tur. Org. San. ve Tic. Ltd. Şirketine aittir. Sitedeki paylaşımların tüm hakları ve hukuki ve cezai sorumluluğu paylaşım sahiplerine aittir. Site tarafından hazırlanan yazı, röportaj ürün incelemesi vs tüm içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapmak, yasal kovuşturma hakkı doğurur.