Kimi zaman buğdayın sarısında ya da erik dalının yaprağında, kısacası çiçeğiyle, böceğiyle ondan beslendik. Bazen çocukları olduk avuç dolusu kahverengi kızıl tonda, elma ağaçlarında al yanak fışkıran yaramaz suretler ya da beyaz çuvallarda yeşil ve taze kokan fındıklar olduk.
Nisandan mayısa geçiş günü erik ağaçlarında ak açan mevsim çocuklarıydık hepimiz. Sonra ayaklandık, çiçek çiçektik, meyve olduk. Bebek olduk. Çocuk olduk Kısacası insan olduk.
Kimi zaman bellendi toprak Anadolu insanının nasırlı ellerinde kesek kesek, ayağımıza bulaşmış çamur kurudu sonra, çatladı yaprağın bakır rengi turuncusunda. Günebakan çekirdeğinden sarı bir güneş gibi yükseldi günün en üstündeki mavi gökyüzüne. Önce tohumdu sonra fide, kavun oldu karpuz oldu. Domatesiyle, çileğiyle geldi masamıza mis kokulu toprak…
İşte hepimiz doğduk. Farklı ruhlar ve şekillerle, üstelik farklı kişiliklere büründük. Sonra büyüyüverdik her kısmında yaşamın. Farkında olmadan toprağı kokladık. Bununla yetinmeyip soframızda yedik. Hayatı geçirerek zamanı doldurduk. An geldi öldük, Toprak dolu bol çiçekli mezarlara konduk.
Her yaşam kendi hazinesini doldururken yaşam aralığımızda gördüğümüz anlar, bazen siyah beyaz bazen rengârenk girdi hafızamızın en kuvvetli köşesine.
İşte Tarım ve İnsan…