|
|
|
|
PAYLAŞTIKÇA BÜYÜYORUM…
|
|
|
İstanbul’ a yerleştiğini duyduğumuzda ilk röportajımız için stüdyosunda ziyaret ettiğimiz Mehmet Turgut, sorularımızı tüm samimiyetiyle cevapladı.
|
|
|
İstanbul’ a yerleştiğini duyduğumuzda ilk röportajımız için stüdyosunda ziyaret ettiğimiz Mehmet Turgut, sorularımızı tüm samimiyetiyle cevapladı. Fotoğrafçılıktan, internetteki fotoğraf paylaşım siteleri hakkındaki düşüncelerine kadar Mehmet Turgut’la ilgili merak ettiğiniz bir çok şeyi içeriğinde bulabileceğiniz bu röportaj size yaptığımız tek güzellik mi? Hayııııır… Ayrıca gazetemizin orta sayfasında son çalışmalarından biri olan büyük boy poster siz FotoHaber okuyucularına hediye. Bitti sanmayın... Bombayı sona sakladık :) 3. Sayımızdan itibaren Mehmet Turgut, yepyeni fotoğrafları, yorumları ve sadece FotoHaber okuyucularına özel süprizleriyle gazetemizin yazar kadrosu içinde yerini alacak.
Mehmet Turgut çocuk yaşlarında babası tarafından zorla fotoğrafçılığa başlatılmış ama ilerleyen zamanlarda bu işe gönül vermiş bir fotoğrafçı. Ailesi 1920 yılı itibariyle fotoğraf çekmeye başlamış, dedesi, amcaları hatta babaannesi bile fotoğrafçı olan ailenin bireyi ve 3. nesil fotoğrafçısı. Zaman içerisinde teknik fotoğrafçılık yapmış, hatta vesikalık fotoğraftan tutun,düğün ve sünnet fotoğraflarına kadar birçok alanda fotoğraf çekmiş sonraki dönemde sanayi ve reklam sektöründe fotoğrafçılığa başlamış traktör vb fotoğrafları çekmiş.Bir süre sonra da kendisini kurgusal fotoğraf çekmeye adamış bir fotoğrafçı…
|
Peki sizi kurgusal fotoğraf çekmeye iten sebep neydi?
- Ailemle yaşayıp hayatımı devam ettirebilmek için fotoğrafçılık yaparken, aynı zamanda resim çalışmaları yapıyordum. Küçüklüğümden beri içimde taşıdığım ve karaladıklarımın bir şeklide dışarı çıkması gerektiğini düşünüyordum. Düşünmesem bile böyle hissediyordum.Şimdi büyüdükçe bunu daha çok anlayıp, tanımlayabiliyorum. Bir süre sonra baktım ve ‘’Ben ne yapıyorum ‘’ dedim kendi kendime… ’’Fotoğrafla da bunu yapabilirim diye düşündüm.Zaten yeterli teknik ve ekipmana sahip bir adamdım. 90’lı ve 2000’li yılların başında babamla çalışırken kendi kendime fotoğraflar çekmeye başladım. Önce kendimi çalıştım,gece yarıları kendi kendime ışık denemeleri yaptım, Ankara’daki yerin 3 kat altındaki kasvetli stüdyoda bulabildiğim herkesin şuursuzca fotoğraflarını çektim.2003 yılının ortalarında makyaj sanatçısı Yeşim Arsoy’la birlikte bir işe kalkıştık. Bu iş onun kafasında tasarladığı sosyal maskelerin tasarımları ve bu tasarımlara yeşim yaptığı makyajların uygulanmasıdı. Üç renk kullandık; siyah, kırmızı ve beyaz. Bu üç renk üzerinden bu renklerin karakterleri ve insanların bu renklerin arkasına nasıl saklandıklarını anlatan bir iş yaptık. Bu iş bayağı ilgi gördü ve 2004 yılnda Koç Allianz fotoğraf Galerisi’nde sergisi oldu. Bunun ardından Avusturya, İspanya, Yunanistan ve Amerika gibi ülkelerde çeşitli dallarda portre ve ifade konusunda defalarca ödüller aldım. Türkiye’ de de Kültür Bakanlığı Fotoğraf yarışması ve bunun gibi birçok yarışmada ödüller kazandım.
Genel anlamıyla fotoğraf paylaşım siteleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu sitelerin bir çoğuna üyesiniz ve bu popülaritenizi arttıran bir şey... Kimilerine göre bu kadar profesyonel birinin amatörlerin bulunduğu bir yerde olmaması gerekiyor… |

|
|

|
Ama siz bu anlayışı farklı bir noktaya taşıdınız.
- Bence böyle olması gerekmiyor. Aksine, bir şey yapıyorsunuz, onu ve kendinizi insanlardan soyutluyorsunuz... Bunu bir sergi açarak insanlara duyuruyorsunuz. O sergiye en fazla kaç kişi gelir? Taş çatlasın iki yüz kişi gelsin. İki yüz kişi geliyor, sizi pohpohluyor, sponsorunuz var, paranızı kazanıyorsunuz, keyfinize bakıyorsunuz. Gayet satıcı mantığıyla yapıyorsunuz bu işi. Bu benim yaptığımın tam tersi. Ben sürekli üretiyorum, sürekli insanların içindeyim, kendimi hiç bir zaman insanlardan soyutlamıyorum. Benimle görüşmek isteyenlerle elimden geldiğince görüşüyorum, e-maillerine cevap veriyor, internet paylaşım sitelerine fotoğraf ekliyorum. Bu benim popülaritemi arttırır mı, hatta düşürebilir bile. Niye çünkü bu adam bizden biri diyorlar. “Bende A sitesine üyeyim, o da üye, istediğim zaman istediğimi yazabiliyorum” diyebilirler. Ama bu değil benim meselem… Herkes beni tanısın, popüler olayım, her yerde fotoğrafım olsun değil. Ben her zaman insanların içinde olmayı tercih ediyorum. İnsanların ne kadar içinde olursanız, o kadar çok ilerlersiniz. Kendinizi ne kadar çok soyutlarsanız onlardan,’’ben oldum’’ triplerine girerseniz o kadar olduğunuz yerde sayacaksınızdır. Çocuklarınıza göstereceğiniz birkaç tane ödülünüz, birkaç tane fotoğrafınızla birlikte kaybolmaya mahkum bir fotoğrafçı olacaksınız. Ama her zaman için insanların içinde olup, o dokunun içinde yer aldığınız zaman hele bir de insan çalışıyorsanız, o dokunun içinden her zaman malzemeler çıkacaktır, her zaman değişik insanlar gelecektir. Hiç bir zaman ben Mehmet Turgut değilim… Benim adım Mehmet. Mesela birisi benimle tanıştığı zaman ‘’Merhaba, ben Mehmet Turgut ‘’demiyorum’’, ben “Mehmet‘’ diyorum. Çokta umurumda değil birisinin Mehmet Turgut olduğumu bilmesi.Düşünsel anlamda kendi işlerimde hiçbir zaman bir ekibim olmadı. Onun dışında moda çekimlerinde bir styling, art direktör ve ekip her zaman vardır zaten. Kendi işlerimde birebir konu ve model seçimi hatta modellerin vücut formlarından, ifade şekillerine kadar her şey benim elimdedir. Hatta bunun ikinci aşaması olan bilgisayarda yapılan işlemleri de birebir her zaman kendim yaparım kimseye teslim etmem. Başından sonuna bunlar benim işlerim, bu konuda kimseyle ortak bir şey yapamıyorum. Ortak olduğum konu şudur; benim hayatıma giren bir insan bir şekilde ortaktır. Hayatıma giren insanlar benim ruhuma benim zihnime bir şekilde müdahale ederler iyi ya da kötü. Bu müdahalelerde her zaman fotoğraflarıma yansır. Mesela aşık olmanız,birisinden nefret etmeniz, birisini çok sevmeniz, hayatınızda hissetme sekanslarınızın genişleyip tekrar daralması bunlar her zaman için fotoğraflarımı etkileyen unsurlar oldu. |

|
|

|
Türkiye’den ya da dünyadan beğendiğiniz fotoğrafçılar kimlerdir?
- Dünyadan Jan Saudek’i çok beğeniyorum, bence fotoğrafın tanrısı. En azından benim yaptığım çalışma tarzının tanrısı diyebilirim. Ama hiçbir zaman Jan Saudek tarzı fotoğrafçı olmak niyetinde değilim ve asla olmadım da yani... Bu konuda da çok eleştiri aldım fotoğraflarımın çok Saudek tadında olduğuna yönelik. Herkes şişman bir hatun poposu ya da bir cüce gördüğünde bunu Jan Saudek zannediyor. Fotoğraf tarihini bilmeyen ve bunu incelememiş insanlar böyle cahilce söylemlerde bulunabilirler, çok normaldir. Onların gördüğü cüce, şişman ya da deforme olmuş vücutlu kadın fotoğrafı ya da extreme tonlaması olan bir fotoğraf Jan Saudek fotoğrafı olduğu için bu şekilde söylemlerde bulunabilirler. Ben buna hiçbir zaman kulak asmıyorum. Benim çektiğim fotoğraf bir Mehmet Turgut fotoğrafıdır ama dil olarak uslup olarak ve ikincisi olmayacağı için Mehmet Turgut fotoğrafıdır. Yoksa benim çektiğim fotoğrafın da benzerleri her zaman çekilmiştir, tarihte ve dünyada çekilmemiş fotoğraf diye bir şey yok. Sonuç olarak bunun varyasyonları var,aşık olmayan insan yok ama aşkın bir çok çeşidi var… Herkesin aşık olma biçimi ayrı, fotoğraf da bunun gibi işte. Bir nü fotoğraf vardır, nü fotoğrafta kendi içinde bir çok şey ifade edebilir. Biri bir insana çok erotik gelebilir bir tanesi çok sanatsal gelmiştir vs… Bu şekilde ayrılır yani.
Hayatımdaki önemli değişikliklerin ve Ankara’da artık duygusal olarak duramayacak dereceye gelmem nedeniyle yeni bir ruh aramak için İstanbul’a geldim. Yavaş yavaş aradığım o ruhu bulmaya başladım. Şu an yeni bir format arayışındayım. Artık yakın plan portrelerden biraz daha uzaklaşıp, daha kalabalık, kompleks ve altından kalkması zor işler yapmaya karar verdim. O yüzden artk İstanbul’dayım.
Türkiye’deki işleyiş şöyle; yılda iki tane iş üretilip, onun üzerine pazarlama yapmak gibi bir zihniyet var. İki tane sergi yapıp bu sergiyi ne kadar çok yerde gösterebilirim, kitabını çıkartabilir miyim, sponsor bulabilir miyim gibi düşüncelerin peşinde insanlar. Ben hiçbir zaman bunların peşinde olmadım. Benim halâ bir kitabım yok, hiçbir sergimin kataloğu yok … Ben bol bol sergi yapıyorum ama farklı farklı işlerin sergisini yapıyorum ve Türkiye de çok fazla takdir göremesem de yurtdışında takdirle karşılanıyorum. En son yurtdışı sergim Roma da oldu ve bir davet üzerine gerçekleşti. Bir Türk fotoğrafçının oraya gidip sergi açılışında bulunması ve serginin orada üç ay kalması yeteri kadar gurur verici bir durum.
İzinizden giden, sizden feyz alan gençler için önerileriniz veya tavsiyeleriniz nelerdir?
- Bunun cevabı çok net. Bir kere insan beyni bir şeyleri kaydediyor, görsel hafıza denen birşey var. Bu kayıtları çok iyi kullanmaları, başkalarının kayıtlarını alıp bunlarda reprodüksiyon yapmamaları ve kendi kayıtlarından ve hissettiklerinden bir sonuç çıkarmaları ve bunun fotoğrafını çekmeleri gerekiyor. Tabi belgesel anlamda fotoğraftan bahsetmiyorum kurgusal fotoğraflardan bahsediyorum. Kendi kayıtlarını, kendi acılarını, kendi beyinlerine kaydettikleri görüntüleri, fotoğraf çekmek istedikleri ruh haline göre güzel bir şekilde birleştirirlerse sonuca doğrudan gideceklerdir. Ve bunlar kesinlikle özelfotoğraflar olacaklardır.
Kazan’dan notlar;
* Hayko Cepkin’le yaptığı çalışmasında kesinlikle photoshop efektleri kullanmamış!! İşçilik makyajla yapılmış ve Hayko’nun içinden çıktığı platform özel olarak elde hazırlanmış.* Katıldığı yarışmalara gönderdiği fotoğrafları hiçbir zaman yarışmaya özel olarak önceden hazırlamamış. Hepsi hali hazırda bulunan fotoğraflardan seçilip gönderilmiş ve birçoğu ödül almış.* Güzel insan :) Çalışkan, kendine güvenen ve çok azimli. Dışarıdan yüksek egolu görünmesine rağmen gayet mütevazi bir kişilik. |

|
|

|
|
|
|