Bu iki fotoğrafın, sadece fotoğrafa bakılarak görülemeyecek, ancak fotoğrafı çeken kişinin bilebileceği bir hikayesi var mı?
-Trompet ve El” fotoğrafı, benim fotoğrafçılık konusunda tescillendiğim ilk büyük işimdir. Güzel Sanatlar Akademisi Fotoğraf Enstitüsü’nü kazanıp, sonra okulun Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Ana Sanat Dalı’na dönüştüğü günlere ait bir çalışmadır. “Grup 9” günleriydi ve bizler bir öbek genç fotoğrafçı olarak, fotoğrafta düşünceye çok önem veriyorduk. Yapılan işlerin kesinlikle anlamsal bir arka planı ve estetik bir dışavurumu olması gerektiğine inanıyorduk. Bir fotoğrafı çekmeden önce, üzerinde yoğun olarak düşünüyorduk. Çalışmalarımızın bir ressamınkinden pek farkı yoktu. İlk hafta beyaz bir çarşafı alıp, üzerine fotoğrafçı arkadaşım Aziz Çelebi’ye ait olan trompeti koydum, çıkan sonuçlarda çarşaftaki kat yerleri beni hayli rahatsız etmişti. Bir de saksofonlu alternatif çekmiştim. İkinci hafta, -günlerden Cumartesi idi- anneme çarşafı iyice ütülettim. Yakın dostum Ali Selen’den de el mankenliği yapmasını rica ettim. İptidai şartlara rağmen, umulmayacak derecede çarpıcı fotoğraflar çektim. Büyük ilgi gördü ve iki önemli ödül aldı. Bir de kitap kapağı oldu bu görüntü. Düşünsel düzlem bende daima birinci sıradaydı. Müziği sevmem, Bill Brandt ve Ralph Gibson gibi fotoğrafçılardan etkilenmem aslında böyle bir tarzın kendi yaşamımda uygulama sahaları bulmasını da yanında getiriyordu. O günlerde daha gerçeküstücü fotoğraflara yöneliyordum. Biçim, kontrastlıklar, nesnelerin mekanla ilişkileri ve grafik detaylar benim anlatımımda baskın rol oynuyordu. Daha sonra, yani son 15 yıldır belgesel fotoğraf yaşamımda daha ağır bastı. Soyut anlatımlardan oluşan bazı seriler de oluştursam, kitaplığımdaki fotoğraf albümlerinin çoğu belgesel üzerinedir. Son kitabım Sanki’nin kapağında yer alan ve fotoğrafta geldiğim noktanın tipik örneklerinden biri olan, Mardin’de geçen yıl (2007) çektiğim bu fotoğraftır. Bu fotoğrafı (çöplükte çocuk posteri) çekişimin hemen ardından bir polis tarafından tuhaf bir biçimde sorgulanmam da, hikayenin değişik bir bölümünü oluşturmaktadır. Üstelik büyük şair ve dil ustası Can Yücel’in ruhunun da o yaz sıcağında Nusaybin Yolu üzerindeki çöplükte bizi ziyaret etmişliği vardır, bu hikayenin içinde.
Sizce fotoğraf diğer sanatlardan nasıl etkileniyor? Seçtiğimiz iki fotoğrafınızı göz önünde bulundurarak ne söyleyebilirsiniz?
- Fotoğrafçılık, adeta radyo sunuculuğu gibi bir şey. Boş konuşmamak için kesinlikle bir takım konularda bilgi sahibi olmanız gerekiyor. Sonra onları, size ayrılan zaman zarfında diliniz sürçmeden, saçmalamadan, anlatmak istediğiniz konuyla ilgili olarak seçtiğiniz sözcükleri ustalıkla art arda sıralayarak karşı tarafa iletmeniz gerekiyor. Bu bütünlük, aynı zamanda izleyicide bir imge yaratmak ve ilgiyle dinlenmek zorunda. İşte eline her makine alan kişinin fotoğrafçı olamamasının nedeni, bu maddelerin varlığı ile daha iyi anlaşılıyor.Fotoğraf yalnızca resim, sinema, grafik, heykel gibi sanatlardan değil; edebiyattan antrpolojiye, müzikten sosyolojiye, felsefeden psikolojiye kadar birçok yan daldan da etkilenir. Böylelikle kendi alt-dilini oluşturur. Konuşulabilir, tartışılabilir ve kıyaslanabilir bir yapıya kavuşur. İşte böylece payda eşitlendikten sonra, diğer sanatların paralelinde gündemde kalır.İlk fotoğrafım 70’li yılların resim sanatında doruğa çıkan hiperrealist fantastik tarzdan, ikincisi de mizah ve grafik sanatından yararlanmıştır. İlk fotoğrafın organik/inorganik ilişkisi üzerinden gerçeküstücü bir söylemi varken, ikinci fotoğraf üzerinde bir kız çocuğu fotoğrafının olduğu bir poster aracılığıyla sosyal bir gönderme yapmaktadır. Her iki fotoğrafın da sade bir yanı ve basit algılanır bir yapısı vardır.