MERİH AKOĞUL OLURKEN...
  Mehtap Orgun Gülşah Saglam

Bir fotoğrafçının, fotoğrafa ilk başladığı döneme ait bir fotoğrafla, yakın zamanda çektiği bir fotoğrafını alt alta koyduğumuzda ortaya çıkan tablo bize neler anlatabilir?

Bir fotoğrafçının, fotoğrafa ilk başladığı döneme ait bir fotoğrafla, yakın zamanda çektiği bir fotoğrafını alt alta koyduğumuzda ortaya çıkan tablo bize neler anlatabilir?

Fotoğrafçının bakışında, anlatmak istediklerinde zaman içinde neler, niçin değişmiştir? Neler eklenmiş neler kaybolmuştur fotoğrafta? Hangi konular fotoğrafçı için cazibesini yitirmiş, hangi konular “anlatmaya değer” konumuna yükselmiştir?

Bir fotoğrafa baktığımızda, gayri ihtiyari, olsaydı bir sonraki kadrajın (kadrajların) neyi göstereceğini merak ederiz. İşte bunu bize fotoğrafçının kendisi anlatsın istedik. İlk kez de usta fotoğrafçı Merih Akoğul’a sorduk.

 

 

Bu iki fotoğrafın, sadece fotoğrafa bakılarak görülemeyecek, ancak fotoğrafı çeken kişinin bilebileceği bir hikayesi var mı?

 

-Trompet ve El” fotoğrafı, benim fotoğrafçılık konusunda tescillendiğim ilk büyük işimdir. Güzel Sanatlar Akademisi Fotoğraf Enstitüsü’nü kazanıp, sonra okulun Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Ana Sanat Dalı’na dönüştüğü günlere ait bir çalışmadır. “Grup 9” günleriydi ve bizler bir öbek genç fotoğrafçı olarak, fotoğrafta düşünceye çok önem veriyorduk. Yapılan işlerin kesinlikle anlamsal bir arka planı ve estetik bir dışavurumu olması gerektiğine inanıyorduk. Bir fotoğrafı çekmeden önce, üzerinde yoğun olarak düşünüyorduk. Çalışmalarımızın bir ressamınkinden pek farkı yoktu. İlk hafta beyaz bir çarşafı alıp, üzerine fotoğrafçı arkadaşım  Aziz Çelebi’ye ait olan trompeti koydum, çıkan sonuçlarda çarşaftaki kat yerleri beni hayli rahatsız etmişti. Bir de saksofonlu alternatif çekmiştim. İkinci hafta, -günlerden Cumartesi idi- anneme çarşafı iyice ütülettim. Yakın dostum Ali Selen’den de el mankenliği yapmasını rica ettim. İptidai şartlara rağmen, umulmayacak derecede çarpıcı fotoğraflar çektim. Büyük ilgi gördü ve iki önemli ödül aldı. Bir de kitap kapağı oldu bu görüntü. Düşünsel düzlem bende daima birinci sıradaydı. Müziği sevmem, Bill Brandt ve Ralph Gibson gibi fotoğrafçılardan etkilenmem aslında böyle bir tarzın kendi yaşamımda uygulama sahaları bulmasını da yanında getiriyordu. O günlerde daha gerçeküstücü fotoğraflara yöneliyordum. Biçim, kontrastlıklar, nesnelerin mekanla ilişkileri ve grafik detaylar benim anlatımımda baskın rol oynuyordu. Daha sonra, yani son 15 yıldır belgesel fotoğraf yaşamımda daha ağır bastı. Soyut anlatımlardan oluşan bazı seriler de oluştursam, kitaplığımdaki fotoğraf albümlerinin çoğu belgesel üzerinedir. Son kitabım Sanki’nin kapağında yer alan ve fotoğrafta geldiğim noktanın tipik örneklerinden biri olan, Mardin’de geçen yıl (2007) çektiğim bu fotoğraftır. Bu fotoğrafı (çöplükte çocuk posteri) çekişimin hemen ardından bir polis tarafından tuhaf bir biçimde sorgulanmam da, hikayenin değişik bir bölümünü oluşturmaktadır. Üstelik büyük şair ve dil ustası Can Yücel’in ruhunun da o yaz sıcağında Nusaybin Yolu üzerindeki çöplükte bizi ziyaret etmişliği vardır, bu hikayenin içinde.

 

Sizce fotoğraf diğer sanatlardan nasıl etkileniyor? Seçtiğimiz iki fotoğrafınızı göz önünde bulundurarak ne söyleyebilirsiniz?

 

- Fotoğrafçılık, adeta radyo sunuculuğu gibi bir şey. Boş konuşmamak için kesinlikle bir takım konularda bilgi sahibi olmanız gerekiyor. Sonra onları, size ayrılan zaman zarfında diliniz sürçmeden, saçmalamadan, anlatmak istediğiniz konuyla ilgili olarak seçtiğiniz sözcükleri ustalıkla art arda sıralayarak karşı tarafa iletmeniz gerekiyor. Bu bütünlük, aynı zamanda izleyicide bir imge yaratmak ve ilgiyle dinlenmek zorunda. İşte eline her makine alan kişinin fotoğrafçı olamamasının nedeni, bu maddelerin varlığı ile daha iyi anlaşılıyor.Fotoğraf yalnızca resim, sinema, grafik, heykel gibi sanatlardan değil; edebiyattan antrpolojiye, müzikten sosyolojiye,  felsefeden psikolojiye kadar birçok yan daldan da etkilenir. Böylelikle kendi alt-dilini oluşturur. Konuşulabilir, tartışılabilir ve kıyaslanabilir bir yapıya kavuşur. İşte böylece payda eşitlendikten sonra, diğer sanatların paralelinde gündemde kalır.İlk fotoğrafım 70’li yılların resim sanatında doruğa çıkan hiperrealist fantastik tarzdan, ikincisi de mizah ve grafik sanatından yararlanmıştır. İlk fotoğrafın organik/inorganik ilişkisi üzerinden gerçeküstücü bir söylemi varken, ikinci fotoğraf  üzerinde bir kız çocuğu fotoğrafının olduğu bir poster aracılığıyla sosyal bir gönderme yapmaktadır. Her iki fotoğrafın da sade bir yanı ve basit algılanır bir yapısı vardır.

 


<br/>

Bu iki fotoğrafın sizin için özel anlamı nedir?

 

-İlk fotoğrafım, daha yirmili yaşlarımın başlangıcında beni fotoğraf dünyasında temsil etmiş ve söylemimi belirlemiştir. Aradan yıllar geçse de, içinde fotoğrafçıların da bulunduğu fotoğraf izleyicilerinin aklında kalmış ve her fırsatta kendinden söz ettirmiştir. Mardin’de çektiğim ikinci fotoğraf ise, Sanki kitabımın kapağına oy birliği ile oturmuş, aynı zamanda İstanbul Fotoğraf Merkezi/Leica Gallery’de açtığım serginin afiş ve broşürü de olmuştur. Fotoğraf yaşamımın 30.yılında benim belgesel kanadımı, geldiğim nokta üzerinden başarıyla temsil etmiştir. Her iki fotoğrafın arası 23 yıldır. Bu da çeyrek asıra yaklaşan bir aralıktır ve önemsenmesi gerekir diye düşünüyorum.


<br/>

Sizce fotoğraf neyi anlatır? Fotoğrafçılık hayatınızda zamanla konularınız, anlatmak istedikleriniz değişti mi?

- Fotoğraf, yanımızdan geçen ve adına zaman dediğimiz soyut kavramın karşısında, elimizde bulunan fotoğraf makinesi aracılığıyla yaptığımız tanıklığın adıdır. Ya da zamanı durduruyor sanarak kendimizi avutmanın bir yoludur diye de yanıtlayabilirim bu soruyu. Işık ve üzerlerine düşen nesnelerin yokluğu halinde varlıklarını sürdürecek kara delikler de bu sorunun yanıtları arasında duruyorlar. Fotoğraflar, kendilerine baktıklarında bir şeyler söyleyebilecek donanımda bilinçli topluluklara kendini açar. Sıradan izleyicinin bir fotoğrafta görecekleri, benzer fotoğraflarda görecekleri ile aynı olacaktır. Böylelikle fotoğraf denilen şey, o gözler karşısında anonim bir yapıya bürünecektir. Bu durumda bakmak ve bakmamak eylemleri arasında hiçbir fark kalmayacak, fotoğraflar işlevlerini yitireceklerdir. 

Benim fotoğrafçılık yaşaımda asla konu ve malzeme sorunum olmamıştır. Çok düşündüğüm, gözlem yaptığım ve okuyup yazdığım için, beynim otomatik olarak bu konuları bulur. Yani bu noktada asla zorlanmam. Gerisi, disiplinli olarak seçtiğim konuyu uygulamaya kalır. Ama beni en çok çeken konular sosyal konulardır. Mesela yaşamımın sonuna kadar engelli çocuklarla çalışabilirim. Ya da şehirlerin ruhlarının ardından gidebilir ve onların kitaplarını yapabilirim. Türlü nesnelerin her zaman keşfe açık dünyaları da benim konularımın arasında olmuştur. Ben fotoğraf aracılığıyla kendimi sorgular, gördüklerim ile çıkan nihai görüntüler arasındaki farkı her gün biraz daha azaltmaya çalışırım. Bu fark kalktığında zaten ben de fotoğrafı bırakmış olacağım. Ustalık da biraz görünmez olmaktır diye düşünüyorum.

        
 
YORUMLAR
  
 
Bu sitenin isim ve yayın hakları Fotopya Fotoğrafçılık Reklam Tur. Org. San. ve Tic. Ltd. Şirketine aittir. Sitedeki paylaşımların tüm hakları ve hukuki ve cezai sorumluluğu paylaşım sahiplerine aittir. Site tarafından hazırlanan yazı, röportaj ürün incelemesi vs tüm içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapmak, yasal kovuşturma hakkı doğurur.