“Bu mesleği sevmeniz lazım, sevmezseniz yapamazsınız”
  Kemal İybar

Sabah Gazetesi muhabiri Güngör Karakuş ile muhabirliğe başladığı ilk günleri, mesleğin zorluklarını, yaşadığı ilginç olayları, başarılarını… kısacası muhabirliğin ne olduğunu konuştuk.

Sabah Gazetesi muhabiri Güngör Karakuş ile muhabirliğe başladığı ilk günleri, mesleğin zorluklarını, yaşadığı ilginç olayları, başarılarını… kısacası muhabirliğin ne olduğunu konuştuk.

Muhabirliğe başlangıç nasıl oldu?

 

- Herkes çocukluğunda bir şeylerin hayalini kurar. Benim  hayalim de fotoğraf çekmek, gazeteci olmak, haber yapmak gibi şeylerdi. Lise eğitimimi tamamlandıktan sonra 97 senesinde Marmara İletişim Fakültesi’ni kazandım. Benim için zorlu bir eğitim süreciydi Hem okuyup hem de çalışmak zorundaydım. Okuldaki ikinci yılımda  ‘C tv” de kısa süreli staj dönemim başladı. Televizyoncu olmakla,  gazetede çalışmak arasında kararsızdım. Ani bir kararla telefona sarıldım ve Sabah Gazetesini aradım. Telefonun ucunda istihbarat Servis Şefi vardı, derdimi anlattım. Eskiden gazetelere bağlı bürolar vardı, servis şefi beni gazetenin Bakırköy bürosuna yönlendirdi. Ne diye bilirim? Sanırım çok şanslıydım.  İletişim Fakültelerinden mezun olanlar; sinema ve televizyon sektörüne yöneliyor genelde… Muhabirliği seçenlerin oranı nedir?  Okulun kantininde arkadaşlarla sohbet ederdik, çoğu işin kolayına kaçar, kısa yoldan para kazanmanın hayalini kurardı. Özellikle eli yüzü düzgün bayan arkadaşlar spiker ya da  vj olma sevdasındaydı. Açıkçası son dört, beş senedir muhabir olarak aramıza katılan olmadı ya da ben henüz rastlamadım.  Fotoğraf üzerine eğitim alan arkadaşların çoğu, serbest çalışmayı tercih ediyor genelde.

 

 

 


<br/>


<br/>

Bu durumda akla şu soru geliyor, Muhabirlikten para kazanmak zor mu?

 

- Bu yol da kararlılıkla ilerlemeniz lazım, en önemlisi sevmeniz lazım. Sevmezseniz yapamazsınız zaten. Başlangıçta para azdır. Hamdım, piştim, oldum demeniz için uzunca bir staj dönemi sizi bekler ve ne kadar haber yapsanız da asla ben oldum diyemezsiniz. Bağlı bulunduğunuz ajans, dergi ya da gazete de kadrolu olarak görev yapmaya başladığınızda tabiî ki paranızı kazanırsınız ama dediğim gibi bu uzun bir yoldur. Sanırım bu yüzden tercih eden olmuyor…

 

Kadrolu olmanın şartları nelerdir?

 

- Belli bir şartı yok. Benim bu soruyu cevaplamam biraz tuhaf olacak ama Bakırköy Büroda göreve başlamam gibi kadroya geçişimde de şansım yaver gitti. İkinci sınıftaydım o zaman, gazetedeki stajımın da ilk aylarıydı. Bürodan gazeteye gitmek üzere servisle yola çıkmıştık, önümüzde seyir halinde bir kamyon vardı. Birden ani bir frenle sarsıldık. Ben başımı cama çarptım. Önümüzdeki kamyon bir minibüse çarpmış, minibüs takla atarak devrilmiş ve insanlar yollara saçılmıştı. Bu meslekte istenmedik olaylar,  beklenmedik sonuçlar doğurur ve siz ne olursa olsun işinizi yapmak zorundasınızdır. Bende refleksle makineme sarıldım ve kazanın görüntülerini çekmeye başladım. Ertesi gün kaza haberi gazetede manşet oldu. O fotoğrafları çektiğim makine ve flaşımı da annem kısa bir süre önce “gün” parası biriktirerek almıştı. Bir hafta sonrasında da benzeri bir olay yaşandı. Yine serviste ilerlerken itfaiye telsizinden yangın anonsu yapıldı. Olay yeri ile aramızdaki mesafe yaklaşık iki kilometre kadardı. Şoföre olay yerine doğru yönelmesini rica ettim. Yanmakta olan bir araç ve içinden çıkmaya çalışan üç kişi gördüm. Böyle bir durumda işinizi yapmakla, hayat kurtarmak arasında çok çelişkili bir durumla karşı karşıyasınızdır. Neyse ki itfaiye de olay yerine çok yakındı ve ben de işimi yapabildim. Bu haber de birinci sayfadan manşet oldu. Dediğim gibi ben çok şanslıydım, bunun başka bir izahı yok. Bu iki haberden sonra da kadrolu oldum.

 

Olay mahallinde bir muhabir ne gibi zorluklarla karşılaşır, böyle bir durumda nasıl davranmalıdır?

 

- Yine yaşanmış bir olaydan örnek vereyim. Gözünüzde şöyle bir senaryo canlandırın; polis telsizinden yangın ihbarı yapılmış, olay yerine vardığınızda karşınızdaki manzara şu;  Anne yangında hayatını kaybetmiş, üç çocuktan ikisi aynı yangında can vermiş. Sağ kalan çocuk şokta, baba feryat figan yerde ağlamakta… bu şartlar altında  1-Ölen insanların fotoğraflarını bulmak zorundasınız.  2-Yaşanılan içler acısı dramı fotoğraflarla kamuoyuna  anlatmak durumundasınız. Ertesi gün haber gazetede yayımlandığında herkes bu fotoğrafları görüyor ama bu şartlar altında o ailenin yakınlarından fotoğraf istemenin ve o acılı insanların fotoğraflarını çekmenin ne denli güç olduğunu kimse bilmiyor. Bazı durumlarda olayın görüntülenmesini istemeyen acılı aile yakınları,  üzerinize yürüyebiliyor. Evladı dakikalar önce can vermiş bir babadan, çocuğunun fotoğrafını istemek nasıl bir duygudur? Sadece bunu bir düşünün!  O zaman bu mesleğin ne denli zor olduğunu daha iyi anlayacaksınız. Bu tip manzaralarla karşılaştığımda o insanların ıstırabını içimde hissediyorum. Bir şekilde işinizi yapmak için orta yolu bulmak zorundasınız. Fotoğrafı babadan değil de amcadan, dayı dan almak çözüm olabiliyor ama kabul etmezlerse asla ısrarcı olamazsınız.


<br/>


<br/>

 

 

İşin stresini ve yoruculuğunu da göz önünde bulundurursak bir muhabirin mesai süresi nedir?

 

Ya gececisinizdir ya da gündüzcü. Bu mesleğe ilk adım attığınızda genellikle geceden başlarsınız. Ben ilk başladığımda 2 seneyi aşkın bir süre gece mesaisinde görev aldım ancak gündüze geçtikten sonra da acil durumlarda gece yatağımdan kalkıp göreve gidişim çok olmuştur; dolayısıyla programlı bir yaşamınız yoktur. Arkadaşlarınıza ya da yakınlarınıza verdiğiniz sözler her an bozulabilir ama onlarda zamanla bu duruma alışırlar ister istemez. On seneyi aşkın bir süredir mesleğin içindesiniz, böylesine zor şartlar altında mesleği bırakmayı düşündüğünüz anlar oldu mu hiç? Kadroya geçtikten sonra aldığım ilk göreve, polis telsizinden gelen bir tren kazası ihbarı üzerine gittim. Aslında olayın kaza değil de intihar olduğunu olay yerinde öğrendik. Gece vakti etrafta bir sürü polis, ellerinde fenerler, onlar önde biz arkada belli bir mesafede ilerliyoruz… Ayağım bir yere takıldı, fenerimi üzerine tuttuğumda kafası kopmuş cesetle yüz yüze geldim. Korkunç bir manzaraydı içim kalktı, bir kenarda istifra ettim. Sadece o anda bu mesleğin benim için ağır olduğu ve yapamayacağım hissine kapıldım. Gazeteden izin aldım ve birkaç gün işe gitmedim ama daha sonra durumu toparladım.

 

Kazalar, yangınlar, felaket haberleri… Yaşanan bunca trajedinin içinde başınıza gelen trajikomik olaylarda vardır sanırım?

 

- Bu meslekte bir güncel haber vardır bir de özel haber. Güncelin içerisinde özeli yakalarsanız ses getirir, fark yaratırsınız. Ya da bu farkı direkt özel haberler vasıtası ile sağlarsınız. Sormuş olduğunuz trajikomik durumlarda bu özel haberlerin içinden çıkar genellikle. Mesela sex shoplarla  ilgili bir haber yapmıştım. Doğu bölgelerinden en çok ne sipariş ediliyor? sorusunun cevabı son derece komikti. ‘’şişme eşek’’.  Haberi ‘’Eşo Gelin fantezisi‘’ başlığı ile yayımladık ve son derece ses getirdi. Bir de Apo’cu tuzluklar haberi var. Ocakbaşında yemek yediğimiz bir restorandaki tuzluklar Apo ya benziyor diye, fotoğraflarını çekip haber yapmıştım. Ertesi gün sivil polisler mekanı basıp işletme sahibini gözaltına almışlar. Delil olarak da 12 adet tuzluğa el koymuşlar… İşin en komik yanı, tuzlukları üreten firmanın sahibi’nin Karadenizli olup MHP ilçe başkanı olmasıydı. Yine, Türk Telekom kayıtlarından aldığımız ‘’ İlginç İsimler’’ başlıklı bir haber daha vardı. Nüfusa resmi olarak kayıtlı ‘’Dünya Malıdüzdür, Satılmış Dönek, Hakan Çubuğunuzun’’ gibi isimlerle karşılaştık. Bunlar şu anda aklımda kalanlardan sadece birkaçı. Diğerlerini merak edenler bu habere internetten ulaşabilir.

 

Türk basınındaki en prestijli haber ödüllerinin de sahibi olduğunuzu biliyoruz. Son soru olarak, bu ödüllerin neler olduğunu ve  hikayelerini  alalım sizden.

 

- Aynı fotoğrafa verilmiş iki ayrı ödüldür. Aslında kazandıklarım: Abdi İPEKÇİ Yılın En İyi Basın Fotoğrafı Ödülü 2004 Metin GÖKTEPE Yılın En İyi Basın Fotoğrafı Ödülü 2004 2004 senesinin Ağustos ayında çok fazla yağış aldı İstanbul. Bilirsiniz ki Alibeyköy ve civarı yağıştan en çok etkilenen alanlardır. Sabah işbaşı yaptığımda yoğun yağış beklendiğini ve görev bölgemin Alibeyköy deki mahalleler olduğunu öğrendim. Ben yola çıktığımda yağmur hafiften başlamıştı zaten. Mahalledeki kahvelerden birinde beklemeye başladım. Bir süre sonra beklenen oldu. Yağış dere yatağını doldurup taşmaya başlayınca,  arabamın da sel sularından etkilenebileceğini düşünüp, daha yüksek bir bölgeye park ettim. Geri döndüğümde karşılaştığım manzara korkunçtu. Az  önce çay içtiğim kahvenin önü neredeyse küçük bir göl halini almıştı. İşin acı tarafı, makine ve lap-topumun bulunduğu çantamı o kahvede bırakıp çıkmıştım. Zorlukla içeri girdim, makinemi çıkardım ve çalışmaya başladım. Baraj kapılarının da açılmasıyla sular iyice yükselmişti. Artık dışarı çıkmak imkansızdı ve can güvenliğim de tehlike altındaydı. Bütün bu anlattıklarım on beş dakika içerisinde oluverdi. İçeride kalanlarla, nasıl kurtuluruz? diye konuşurken kahvenin arka tarafında gizliden kumar oynanan bir çatı katı olduğunu öğrendim. Merdivenlerden yukarı çıkıp çatıya ulaştım. Fotoğraf çekmeye devam ettim. Bulunduğum bina artık yarı yarıya sular altındaydı. Alt kat balkonunda endişe ile durumu izleyip kurtulmaya çalışan dört kişi daha vardı ama bulundukları balkon sel sularının etkisine dayanamadı ve çöktü. Yaklaşık on kare fotoğraf çektim o görüntüden. Daha sonra o insanlar çevredeki vatandaşlar tarafından kurtarıldı. Doğru zamanda ve doğru yerde olmak çok önemlidir bu meslekte… Çekmiş olduğum “Alibeyköy de sel” Haberim ile bu ödüllere layık görüldüm.


<br/>

        
 
YORUMLAR
  
 
Bu sitenin isim ve yayın hakları Fotopya Fotoğrafçılık Reklam Tur. Org. San. ve Tic. Ltd. Şirketine aittir. Sitedeki paylaşımların tüm hakları ve hukuki ve cezai sorumluluğu paylaşım sahiplerine aittir. Site tarafından hazırlanan yazı, röportaj ürün incelemesi vs tüm içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapmak, yasal kovuşturma hakkı doğurur.