Nasıl girdi hayatınıza Fotoğraf..? Yoksa siz de küçüklükten eline makine alıp başlayanlardan mısınız?
- Hayatımdaki kaçış dönemlerinde birçok şey denedim. Mesela müzik aletleri çaldım, resim yaptım fakat hiçbirisinde istediğim şeyi bulamadım. Çünkü yapı olarak biraz tembel bir yapım var ve hiçbir şeye çok fazla konsantre olamıyorum, biraz da maymun iştahlıyım. Üstelik müzik aleti çalabilmek çok zor bir şey ve sonucunu uzun vadede alabiliyorsunuz. Resim yapmak içinde bir resmin üzerinde günlerce uğraşıyorsunuz ve sonunda bir sonuca varabiliyorsunuz.
Yapım süreci çok güzel ama o süreç bana çok uzun geldi. Fakat fotoğraf denklanşöre bastığınız anda bitiyor ve sonucu hemen alabiliyorsunuz. Bu yüzden fotoğrafı kendime daha uygun buldum. Muammer de bana sürekli fotoğrafa bulaşmamı söylüyordu bir taraftan. Yine sıkıldığım dönemlerin bir tanesinde fotoğrafla uğraşmaya zaman buldum ve bir daha hiçbir şeyle uğraşamadım, fotoğraf her tarafımı öyle bir kapladı ki her şeyim fotoğraf oldu.
Herhangi bir konuda başarılı olmak; başarılı olup olmamak da göreceli bir olay... Her hangi bir konuda mutlu olabilmek o konunun size gerçekten bütün hücrelerinize kadar enerji ve mutluluk getirmesi, o konuya tamimiyle kendinizi vermenizle ilgili bir olay. Bende bunu fotoğrafta yakalayabildim.
Fotoğrafa ilk başlarken sizde manzara vb konularla mı başladınız yoksa en baştan hedefi belirleyip nü ile mi başladınız?
- Direkt Nü ile başladım. Bu şu açıdan fotoğrafa yeni başlayacaklara bir önerim olabilir. Fotoğrafa başlayıp daldan dala atlamaktansa, belli bir konunun üstüne gitmek şu açıdan daha iyi. Herhangi bir konuya odaklandığınız zaman o konuyu daha iyi hissedip daha fazla enerji bulabilirsiniz. Fotoğrafa gönül vermek ve o fotoğrafların peşinde koşmak aslında o fotoğrafa ne kadar enerji verdiğinizle, ne kadar arzuladığınız ve kaç gece uykusuz kaldığınızla ilgili bir olay. Ben her türlü fotoğrafı çekerim derseniz hiçbir gece uykusuz kalmazsınız. Hedeflediğiniz şeyler de tam olarak ortaya çıkmaz.
Bugüne kadar ticari zekâ sayesinde her işte başarılı olmuşsunuz, dolayısıyla fotoğrafa el attıktan sonra başarılı olamamanız kaçınılmazdı gibi görünüyor.
- Fotoğraf görsel bir sanat ve ben fotoğrafa başladığım anda fotoğraf kuralları hakkında en ufak bir bilgiye sahip değildim. Tamamiyle içimden geldiği gibi çektim. ‹lginç olan, mesela ben Tuz Gölü’nde “Su Perisi’’ adlı fotoğrafımı çektiğim zaman inanın kompozisyon kurallarını çok iyi bilmiyordum.
O fotoğrafı çekerken altın noktaya bile dikkat etmemiştim. Daha sonra, iki ay önce fotoğrafçı bir arkadaşım, altın nokta üzerine bir kompozisyon yazacağını ve bu kompozisyona örnek olarak benim fotoğrafımı kullanmak istediğini söyledi. Ben bunun üzerine tekrar baktım fotoğrafa ve inanamadım, her şey olması gerektiği gibiydi ve sordum kendi kendime “Neye dikkat ettim acaba?’’ diye, ama cevabını veremedim. Sanattaki teknik kuralları bilmediğiniz zaman estetik anlamda kurallara uymayan görseller sizi çok fazla rahatsız etmiyor. Fakat tekniği öğrendikten sonra bu sefer her şeye farklı bakmaya başlıyorsunuz.
Teknik ve estetik kuralları öğrendikten sonra bu sizde amatör ruh diyebileceğimiz tarafı öldürdü mü ya da fotoğrafa ilk başladığınız zamanlarda aldığınız tadı etkiledi mi?
- O geçiş sürecinde bazı zorluklar yaşadım. Bir dönem fotoğraflarımı çektikten sonra kendimi teknik anlamda da geliştirmek istedim. Biraz kendimi geliştirdikten sonra denklanşöre basamadığımı hissettim. Çünkü daha öncesinde yaptığım çekimlerde, her fotoğraf çalışmam bir şölen ve karnaval havasında geçerdi. Bu sefer her denklanşöre bastığımda “Kadraj doğru mu, oranlar doğru mu, fotoğrafta yanlış bir şey var mı?”, beynim bunları otomatik olarak düşünmeye başladı. Çıkan fotoğraflar teknik anlamda belki daha iyi fotoğraflardı ama ruhlarında bir eksiklik vardı.
Mesela geçenlerde, İzmir’de ders veriyorum ben, üniversiteden bir öğrencim, arkadaşının benim hakkımda “Niko Tuz Gölü’nden sonra fotoğrafı bırakmalıydı’’ dediğini söyledi. Çünkü hakikaten sanatçıların hayatlarında yakaladıkları zirveler vardır. Birçoğu onları aşmak için uğraşır, birçoğu hiç umursamaz, bazıları aşabilir, bazıları da hayat boyu aşamaz. Gerçekten Tuz Gölü’nde herkesin beğenisini yakaladık.
Teknik anlamda çok fazla dikkat etmediğim fotoğraflardı onlar ve Tuz Gölü benim yaptığım diğer fotoğraf seanslarına göre çekim süresi olarak çok daha kısa sürdü. Mekan, zemin ve hava koşullarının elverişsizliği nedeniyle çok daha sıkıntılı geçen bir fotoğraf çekimiydi. Çekim bittiği zaman ben bir şey elde edemediğimi düşünmüştüm. Fotoğrafları açıp biraz renk doygunluğunu arttırınca fotoğraf bir anda hoşuma gitmeye başladı, tamam dedim, oldu bu. O kadar kısa sürede o kadar fotoğraf çıkacağı hiç aklıma gelmemişti. Nü fotoğrafta bir takım kurallar olduğunu ben daha sonra öğrendim.
Birincisi siyah beyaz daha çok tercih ediliyor. İkincisi, model mutlaka fotoğraf içerisinde hak ettiği yeri almalı ve model dışındaki görsellerin fotoğrafta çok fazla yeri olmamalı. Üçüncüsü de, eğer dikkati vücuda çekmek istiyorsak gözle kontaktan kaçınmak gerekiyor.
Hatta mümkünse yüzü bir şekilde ikinci plana atmak gerekiyor. Eğer ön plana çıkarmak istediğimiz şey ifadeyse, o zaman yüzü de beraber almak gerekiyor. Benim fotoğraflarıma baktığınız zaman rengin çok büyük etkisi olduğunu görürsünüz. Birçok fotoğrafı alıp siyah beyaza çevirdiğin zaman fazla bir şey kaybetmez, hatta daha iyi olanlar bile vardır. Ama benim fotoğraflarımda renkleri attığınız zaman fazla bir şey kalmıyor ve çevrenin fotoğraflarıma büyük etkisi var.
Çekimler sırasında başınıza gelen enteresan bir olay oldu mu?
- Gökçeada çekimlerim sırasında başımıza gelen komik bir şey olmuştu. Adadaki evlerin çoğu terk edilmiş evler ve terk edenler içinde eşyaları bırakıp gitmişler o dönemin şartları nedeniyle. Biz de o evlerden birinin içerisinde çekim yapıyorduk. Girdiğimiz yerden saatlerce çıkmadığımız için insanlarda merak uyandırıyoruz. Çekimin ortasında içeriye bir tane yaşlı amca girdi bastonuyla ve gözünde de kalın camlı bir gözlük...
Modelde haliyle çıplak ve bana poz verir halde duruyor o esnada. Adam içeri girdi, etrafa şöyle bir göz gezdirdi. Model adamın dikkatini çekip kendini göstermemek için o halde