“Anneee, Babam sapık..!”
  Mehtap Orgun & Gülsah Sağlam

Niko Guido, İstanbul doğumlu. Galatasaray Lisesi mezunu. Üniversite eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde tamamlamış. Lise yıllarında rehberlik yapmaya başlamış. Üniversite yıllarında turizm ve mühendislik arasında ...

 

 

Niko Guido, İstanbul doğumlu. Galatasaray Lisesi mezunu. Üniversite eğitimini Boğaziçi Üniversitesi  Mühendislik Fakültesinde tamamlamış. Lise yıllarında rehberlik  yapmaya başlamış. Üniversite yıllarında turizm ve mühendislik arasında seçim yapmak zorunda kalmış ve turizmi seçmiş. Bir süre sonra istemediği bir yolda yürüdüğünü fark etmiş.

 

Bazı dönemlerde “Ben ne yapıyorum” demiş ve kendi hayatıyla hesaplaşmalara girmiş. Bu hesaplaşmaların birçoğunun yanıtı “Ben hayatımı değiştirmek istiyorum” olarak alsa da, değiştirememiş. Fakat en sonunda fotoğraf sayesinde bu değişikliği yapacak gücü bulmuş, kendisini tamamen fotoğrafa adamış ve bugünlere gelmiş.

 

 

Nasıl girdi hayatınıza Fotoğraf..?  Yoksa siz de küçüklükten eline makine alıp başlayanlardan mısınız?

 

- Hayatımdaki kaçış dönemlerinde birçok şey denedim. Mesela müzik aletleri çaldım, resim yaptım fakat hiçbirisinde istediğim şeyi bulamadım. Çünkü yapı olarak biraz tembel bir yapım var ve hiçbir şeye çok fazla konsantre olamıyorum, biraz da maymun iştahlıyım. Üstelik müzik aleti çalabilmek çok zor bir şey ve sonucunu uzun vadede alabiliyorsunuz. Resim yapmak içinde bir resmin üzerinde günlerce uğraşıyorsunuz ve sonunda bir sonuca varabiliyorsunuz.

 

Yapım süreci çok güzel ama o süreç bana çok uzun geldi. Fakat fotoğraf denklanşöre bastığınız anda bitiyor ve sonucu hemen alabiliyorsunuz. Bu yüzden fotoğrafı kendime daha uygun buldum. Muammer de bana sürekli fotoğrafa bulaşmamı söylüyordu bir taraftan. Yine sıkıldığım dönemlerin bir tanesinde fotoğrafla uğraşmaya zaman buldum ve bir daha hiçbir şeyle uğraşamadım, fotoğraf her tarafımı öyle bir kapladı ki her şeyim fotoğraf oldu.

 

Herhangi bir konuda başarılı olmak; başarılı olup olmamak da göreceli bir olay... Her hangi bir konuda mutlu olabilmek o konunun size gerçekten bütün hücrelerinize kadar enerji ve mutluluk getirmesi, o konuya tamimiyle kendinizi vermenizle ilgili bir olay. Bende bunu fotoğrafta yakalayabildim.

 

Fotoğrafa ilk başlarken sizde manzara vb konularla mı başladınız yoksa en baştan hedefi belirleyip nü ile mi başladınız?

 

- Direkt Nü ile başladım. Bu şu açıdan fotoğrafa yeni başlayacaklara bir önerim olabilir. Fotoğrafa başlayıp daldan dala atlamaktansa,  belli bir konunun üstüne gitmek şu açıdan daha iyi. Herhangi bir konuya odaklandığınız zaman o konuyu daha iyi hissedip daha fazla enerji bulabilirsiniz. Fotoğrafa gönül vermek ve o fotoğrafların peşinde koşmak aslında o fotoğrafa ne kadar enerji verdiğinizle, ne kadar arzuladığınız ve kaç gece uykusuz kaldığınızla ilgili bir olay. Ben her türlü fotoğrafı çekerim derseniz hiçbir gece uykusuz kalmazsınız. Hedeflediğiniz şeyler de tam olarak ortaya çıkmaz.

 

Bugüne kadar ticari zekâ sayesinde her işte başarılı olmuşsunuz, dolayısıyla fotoğrafa el attıktan sonra başarılı olamamanız kaçınılmazdı gibi görünüyor.

 

- Fotoğraf görsel bir sanat ve ben fotoğrafa başladığım anda fotoğraf kuralları hakkında en ufak bir bilgiye sahip değildim. Tamamiyle içimden geldiği gibi çektim. ‹lginç olan, mesela ben Tuz Gölü’nde “Su Perisi’’ adlı fotoğrafımı çektiğim zaman inanın kompozisyon kurallarını çok iyi bilmiyordum.

 

O fotoğrafı çekerken altın noktaya bile dikkat etmemiştim. Daha sonra, iki ay önce fotoğrafçı bir arkadaşım, altın nokta üzerine bir kompozisyon yazacağını ve bu kompozisyona örnek olarak benim fotoğrafımı kullanmak istediğini söyledi. Ben bunun üzerine tekrar baktım fotoğrafa ve inanamadım, her şey olması gerektiği gibiydi ve sordum kendi kendime “Neye dikkat ettim acaba?’’ diye, ama cevabını veremedim. Sanattaki teknik kuralları bilmediğiniz zaman estetik anlamda kurallara uymayan görseller sizi çok fazla rahatsız etmiyor. Fakat tekniği öğrendikten sonra bu sefer her şeye farklı bakmaya başlıyorsunuz.

 

Teknik ve estetik kuralları öğrendikten sonra bu sizde amatör ruh diyebileceğimiz tarafı öldürdü mü ya da fotoğrafa ilk başladığınız zamanlarda aldığınız tadı etkiledi mi?

 

- O geçiş sürecinde bazı zorluklar yaşadım. Bir dönem fotoğraflarımı çektikten sonra kendimi teknik anlamda da geliştirmek istedim. Biraz kendimi geliştirdikten sonra denklanşöre basamadığımı hissettim. Çünkü daha öncesinde yaptığım çekimlerde, her fotoğraf çalışmam bir şölen ve karnaval havasında geçerdi. Bu sefer her denklanşöre bastığımda “Kadraj doğru mu, oranlar doğru mu, fotoğrafta yanlış bir şey var mı?”, beynim bunları otomatik olarak düşünmeye başladı. Çıkan fotoğraflar teknik anlamda belki daha iyi fotoğraflardı ama ruhlarında bir eksiklik vardı.

 

Mesela geçenlerde, İzmir’de ders veriyorum ben, üniversiteden bir öğrencim, arkadaşının benim hakkımda “Niko Tuz Gölü’nden sonra fotoğrafı bırakmalıydı’’ dediğini söyledi. Çünkü hakikaten sanatçıların hayatlarında yakaladıkları zirveler vardır. Birçoğu onları aşmak için uğraşır, birçoğu hiç umursamaz, bazıları aşabilir, bazıları da hayat boyu aşamaz. Gerçekten Tuz Gölü’nde herkesin beğenisini yakaladık.

 

Teknik anlamda çok fazla dikkat etmediğim fotoğraflardı onlar ve Tuz Gölü benim yaptığım diğer fotoğraf seanslarına göre çekim süresi olarak çok daha kısa sürdü. Mekan, zemin ve hava koşullarının elverişsizliği nedeniyle çok daha sıkıntılı geçen bir fotoğraf çekimiydi.  Çekim bittiği zaman ben bir şey elde edemediğimi düşünmüştüm. Fotoğrafları açıp biraz renk doygunluğunu arttırınca fotoğraf bir anda hoşuma gitmeye başladı, tamam dedim, oldu bu. O kadar kısa sürede o kadar fotoğraf çıkacağı hiç aklıma gelmemişti. Nü fotoğrafta bir takım kurallar olduğunu ben daha sonra öğrendim.

 

Birincisi siyah beyaz daha çok tercih ediliyor. İkincisi, model mutlaka fotoğraf  içerisinde hak ettiği yeri almalı ve model dışındaki görsellerin fotoğrafta çok fazla yeri olmamalı. Üçüncüsü de, eğer dikkati vücuda çekmek istiyorsak gözle kontaktan kaçınmak gerekiyor.

 

Hatta mümkünse yüzü bir şekilde ikinci plana atmak gerekiyor. Eğer ön plana çıkarmak istediğimiz şey ifadeyse, o zaman yüzü de beraber almak gerekiyor. Benim fotoğraflarıma baktığınız zaman rengin çok büyük etkisi olduğunu görürsünüz. Birçok fotoğrafı alıp siyah beyaza çevirdiğin zaman fazla bir şey kaybetmez, hatta daha iyi olanlar bile vardır. Ama benim fotoğraflarımda renkleri attığınız zaman fazla bir şey kalmıyor ve çevrenin fotoğraflarıma büyük etkisi var.

 

 

Çekimler sırasında başınıza gelen enteresan bir olay oldu mu?

 

 

- Gökçeada çekimlerim sırasında başımıza gelen komik bir şey olmuştu. Adadaki evlerin çoğu terk edilmiş evler ve terk edenler içinde eşyaları bırakıp gitmişler o dönemin şartları nedeniyle. Biz de o evlerden birinin içerisinde çekim yapıyorduk. Girdiğimiz yerden saatlerce çıkmadığımız için insanlarda merak uyandırıyoruz. Çekimin ortasında içeriye bir tane yaşlı amca girdi bastonuyla ve gözünde de kalın camlı bir gözlük...

 

Modelde haliyle çıplak ve bana poz verir halde duruyor o esnada. Adam içeri girdi, etrafa şöyle bir göz gezdirdi. Model adamın dikkatini çekip kendini göstermemek için o halde


<br/>


<br/>

 

 

Birazda çevreyle ilgili olan projelerinizden bahsedelim..

 

- “Çevre için çıplak hareket”i Ümit Varlı’ya havale ettim. O bayrağı devraldı. Bu da benim için iyi oldu çünkü yorulmuştum.Tek başınıza bir proje için mücadele etmek kolay değil, her anlamda yoruyor. Bayrağı bir yere kadar getirip daha sonra bu türlü sosyal projeler için o bayrağı birileriyle paylaşmak lazım. Bununla ilgili kafamda çok fotoğraf var. Onları zamanla çekeceğiz ve yeterince fotoğraf olduğu zaman sergiye dönüşecek bu.

 

Aslında gönül isterdi ki bu proje uluslararası bir proje olsun. Zamanla belki olur. Ama Türkiye’de bu anlamda en büyük sorun projeyi hayata geçirmek için gerekli modelleri bulamamak. Belki bazı site ve dergilerin destek vermesiyle daha fazla model bulabilir ve fotoğraf projelerimi daha kolay gerçekleştirebilirim.
Salih  Güler’ le beraber Tuz Gölü’nde onun ve benim çektiğim fotoğraflardan oluşan bir sergi açacağız.

 

Burada iki amacımız var. Birincisi Tuz Gölü’nün geldiği noktayı protesto etmek, ikincisi de bu amaçla yola çıkarak fotoğraf gönüllülerini bir araya getirip bu birlikteliği bir şenliğe dönüştürerek geleneksel hale getirmek. Belki her yıl Tuz Gölünde toplanıp fotoğraf şenliği yapabiliriz.

 

Bu projemizi yapabilirsek bunun birleştirici noktası fotoğraf ve çevre olacak, Tuz Gölü sembolik bir mekan haline gelebilir bu anlamda. Çünkü Tuz Gölü çevre felaketlerini ciddi anlamda yaşamış bir göl. Su miktarı çok azalmış bir durumda, yakında Tuz Gölü diye bir yer olmayabilir.

 

Peki çevre ve çıplaklığı birleştirme fikri nasıl doğdu?

 

- Çevrenin yaşadıkları hepimizde bazı tedirginliklere yol açtı sonuçta. Bende çevre için ne yapabilirim diye düşündüm. Benim elimden gelen oydu ve o şekilde başladı. Kaz Dağları’ndaki altın arama projeleri beni rahatsız ediyordu. Aklıma modeli altına boyamak geldi, onunla gittik fotoğrafları çektik geldik. Sonradan o fotoğraf çok sevildi. Ondan sonra da ben bu işin üzerine gitmem gerektiğini düşündüm.

 

Evlisiniz. Eşinizin yaptığınız işe bakışı nedir?

 

- Eşim Fransız... O anlamda genel olarak Türk kadınına göre daha rahat.Bizim toplumsal yapımızda şöyle bir şey var. Evlilik sahiplenme anlamını taşıyor, sen benimsin, ben seninim. Bizim eşimle ilişkimizde hiç kimse birbirinin değil, herkes kendinindir. Kendi hayatlarımız zaten bizim ilişkimizi zenginleştiren şeyler. Bir de akıllı bir kadın benim eşim..

 

 Ya çocuklarınız..?

 

- Çocuklarımın başta ne yaptığımdan haberi yoktu. Bir gün oğlum benim internette Nü fotoğraflara baktığımı görüyor, hemen annesine gidiyor. “Anne, babam sapık,çıplak kadın fotoğraflarına bakıyor.” diyor. Annesi de ona durumu açıklıyor. Sonra öğrendiler zamanla. Oğlanlar okulda babamız çıplak kadın fotoğrafı çekiyor diye hava atıyorlar ve arkadaşları benimle tanışmak istiyor.

 


<br/>


<br/>

 

 

Peki evli olmasaydım daha fazla model bulabilirdim diyebilir misiniz?

 

- Hayır… Evli olmasaydım bu iş çok daha zor olurdu. Çünkü evli olmasaydım model adaylarımdan kuşku duymam gerekirdi. Zaten kuşkuyla yaklaşıyorum.Şimdi baştan her şey net olduğu için daha da kolay model buluyorum. Bu ayrıca modellere de güven veren bir şey. Mesela bir arkadaşım Nü model aradığı dönemde msn’den konuştuğu bir model adayı “Ben sana poz vermem ama Niko olsa verirdim” demiş. Çocukta bozulmuş nedenini sormuş kız cevap olarak “Niko o kadar çok çıplak görüyor ki artık bir şey hissetmiyordur’’ demiş.
Ben kadın ya da erkek diye ayırmıyorum insanları. Erkek modellerle de çalışıyorum. Çıplak bir model çekmek bence güzel bir manzara, güzel bir hayvan fotoğrafı, bir makro, bir portreden farklı değil bence.

 

 

Evli olmasaydınız daha sert üsluplu fotoğraflar çeker miydiniz?

 

- Daha sert fotoğraflarım var zaten. Paylaşmıyorum... Fotoğraf çekme ve paylaşma noktasında evli olmamın en ufak bir etkisi yok. Bunun sebebi bir otokontrolüm var. Ben fotoğrafların o hassas noktasını verilen pozlara göre değil, ışığa göre ayarlamaya çalışıyorum. Pornografik bir fotoğraf iyi bir ışıkta doğru fotoğraf olabilir. Hiç erotik olmayan dümdüz çıplak bir vücut da yanlış ışıkla çok kötü bir fotoğraf olabilir. Benim kriterlerim bunlar. Daha marjinal fotoğraflar çekmek istiyorum aslında ve çekeceğim de...

 

Fotoğrafın sanatsal dili doğru olduktan sonra, olayın hangi tarafında olduğunuzun çokta önemi yok. David Hamilton bundan 30 sene önce  Nü fotoğrafları inanılmaz estetik olarak algılanan ve 18 yaş altı kızlarla çalışan bir adamdı.

 

O dönemde bunlar inanılmaz estetik olarak algılanırdı. Japon fotoğrafçı Araki ise tamamiyle porno fotoğraflar çekiyor. İlk çıktığı zaman inanılmaz olumsuz tepkiler aldı. Geçen süre içerisinde aynı iki kişiyi karşılaştıralım. ?u anda Hamilton’ın fotoğrafları sapkın fotoğraflar olarak algılanıyor çünkü dünya 18 yaş altına karşı çok daha fazla hassaslaştı, günümüzde kenara itilip iğrenç bulunan fotoğraflar.

 

Araki’nin fotoğrafları ise 10 – 15 sene önce porno olarak algılanırken, o kişi Japonya ya bu fotoğrafların sanatsal olduğunu empoze etti. ?u anda Japonya da en fazla fotoğraf kitabı satılan adam

 

 

 

 

 

Niko Guido’dan notlar:

 

Nü fotoğraf çeken fotoğrafçının sadece fotoğrafı çekmesiyle iş bitmiyor. Fotoğrafı çekmeye harcadığınız enerjinin on katını modeli motive etmeye harcamanız gerekiyor. Eğer model motive olmamışsa o fotoğrafın hiçbir anlamı yok. Çünkü sizin fotoğrafa katacağınız yan değerler yok. O yüzden modelin motive olup kendini işe vermesi bir numaralı kural.

 

Ben erotizmin çok önemli bir şey olduğuna inanıyorum. Seksin de insan için çok önemli bir şey olduğuna inanıyorum. Çünkü birçok duygunun içinde seks mutlaka vardır. Mesela aşk (Ben Kimya Mühendisi olduğum için bunu söylemiyorum :) ) birçok duygu ve dürtünün biraya gelmesiyle ortaya çıkan bir olay. En tutkulu aşkların kıskançlık ve seksin en üst noktada bulunduğu aşklar olduğunu düşünüyorum.

 

Ben burada seks derken cinsel aktiviteden bahsetmiyorum tam anlamıyla. Benim fotoğraf çekmem biraz benim seks anlayışıma benziyor. Ben denklanşöre bastığım anda onu bir orgazm olarak algılayabilirim ama, benim için  denklanşöre basmadan önceki ön sevişmenin önemi çok büyük. ‹nanılmaz mutlu oluyorum. Denklanşöre bastığım anda benim için fotoğraf görevini yapmış oluyor. Bazıları için fotoğraf yani seks, denklanşöre bastıktan sonra başlıyor, onu hazırlamak, paylaşmaktan inanılmaz keyif alıyorlar. Benim içinse ön sevişme ve orgazmla son buluyor.

 

Daha çok dış mekanda Nü çeken bir fotoğrafçı olarak algılanmaya başladım. Bununda sebebi iç mekanda daha sınırlı olabiliyorsunuz ve fotoğraflar bir şekilde birbirlerine benziyor. Belki o yüzden dış mekanda çektiklerim daha fazla ilgi çekti ve beğenildi. Tabii bir de nü fotoğraf çekenlerin birçoğu belli sebeplerden dolayı iç mekanları tercih ediyorlar çünkü iç mekanda üşümüyorsunuz, yağmur yağmıyor, kimse sizi görmüyor, ışığa tamamiyle hakimsiniz en önemlisi model kendini daha rahat hissediyor. Bunlar çok önemli etkenler.

 

Dış mekana çıktığınız zaman dezavantajlar ortaya çıkmaya başlıyor. Bunların tersi oluşuyor ve oluştuğu zaman hakikaten hedeflediğinize ulaşmak daha zor oluyor. Ama bu beni daha fazla heyecanlandırdı. Benim şuana kadar hazırladığım her seri beni heyecanlandırdığı için hazırladığım serilerdi. Sipariş iş yapmadım. Bunların arasında beğenilen de oldu beğenilmeyen de oldu ama onların hepsi benim için görevini yapmış olan fotoğraflar. Çünkü beni mutlu ettiler.

 

 

Hiç tarz peşinde koşmadım sadece Nü çekmek istediğimi biliyordum. Onun dışında ben şunu yapmalıyım, insanlar bunu daha çok beğeniyor, ay bu çok erotik olmuş diye düşüncelere girmedim. Fotoğraflarımı çekerken hiç sansür uygulamadım. Sadece paylaşırken biraz kontrollü davranıyorum çünkü bazı fotoğraflar çok fazla tepki çekebilir.

 

Fotoğrafın diğer alanlarında da olduğu gibi, Nü fotoğrafta da ışık çok önemli. Çıplak bir vücudu ışıkla boyayıp istediğiniz etkiyi yaratmak bazı anlamlarda daha zor. Çünkü kaytarabileceğiniz hiçbir şey yok. Işıktaki hatayı gizleyecek bir elbise ya da kıvrım gibi şeyler olmadığı için, en ufak hata hemen göze çarpıyor.

 

 


<br/>


<br/>

        
 
YORUMLAR
  
 
Bu sitenin isim ve yayın hakları Fotopya Fotoğrafçılık Reklam Tur. Org. San. ve Tic. Ltd. Şirketine aittir. Sitedeki paylaşımların tüm hakları ve hukuki ve cezai sorumluluğu paylaşım sahiplerine aittir. Site tarafından hazırlanan yazı, röportaj ürün incelemesi vs tüm içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapmak, yasal kovuşturma hakkı doğurur.