Gitmelerin en heyecanlısı
  Ebru Gürhan& Gülşah Seyhan

Dünyada toplam 6 milyar insan var. Tekne ile dolasan ise sadece birkaç bin kişi… Bu işi yapan insanların %90 ‘ı genellikle çok yardımsever ve iyi niyetli insanlardır. Türk olman onlar için daha da güzel. Farklı bir ülkeden insana rastladım diyerek daha çok muhabbet ediyorlar. Ne yapıyorsun? Ne yer ne içersin? gibi. Çoğu Türkiye’ye gelmiş. Türkiye’ye tekne ile gelip de sevmemiş olmak zaten mümkün değil.

Dünyada toplam 6 milyar insan var. Tekne ile dolasan ise sadece birkaç bin kişi… Bu işi yapan insanların %90 ‘ı genellikle çok yardımsever ve iyi niyetli insanlardır. Türk olman onlar için daha da güzel. Farklı bir ülkeden insana rastladım diyerek daha çok muhabbet ediyorlar. Ne yapıyorsun? Ne yer ne içersin? gibi. Çoğu Türkiye’ye gelmiş. Türkiye’ye tekne ile gelip de sevmemiş olmak zaten mümkün değil.

 

Hani hepimizin gitme isteği vardır ya… Çoğumuzunun sadece isteği olarak kalacak bu duyguya, dünya turu yapmış olmanın zevkini de ekleyen Hakan Öğe ile yaptığımız bu söyleşiyi okuduğunuzda sanırım tekrar coşacak. Yelkenli ile 3 yıl boyunca dünya turu yapan Hakan Öğe, sistemin dayattığı her türlü zorluğa rağmen gitmeyi başardıysa belki bizler, yani dayatılan sahte ihtiyaçlardan ya da saçma popüler aktivitelerden sıkılanlarda başarabilir. Okumayı çok seven Hakan Öğe kitap deryalarından gerçek deryalara açılmayı başardı ve hiç pes edesi de yok gibi. Umarım sizlerde kitap deryalarında yüzüyorsunuzdur? Elbette bir gün gerçek deryalara açılma zamanımız gelecek ama şimdilik isterseniz bu mükemmel deneyimin ayrıntılarını öğrenmeye açılalım. Hoş bir serüven olacağı garantisiyle… Rasgele.

 

 

Gitmek, söylenmesi kolay hayal etmesi güzel ama gerçekleştirmesi zor bir eylemdir. Bunu gerçekleştirmiş biri olarak ‘ Gitmek” eylemini nasıl kabullendiniz?

 

- Benimkisi çevremden, etrafımdan bunalarak oluşan bir gitme süreci değildi. Ya da bu hayat çekilmez, diye çekip gitmedim. Çocukluğumdan beri sürekli kafamda, macera içinde yer almak, dağlara çıkmak, oradan uçmak, seyahat etmek şeklinde istekler vardı. Niye böyle oldu bilmiyorum belki de insanlar böyle doğuyor. Bazıları sürekli evinde oturmak için doğuyor bazıları da ben sürekli gezmeliyim, diye doğuyor ya da yaşadığımız şartlar bunu belirliyor. Maceracı bir ruha sahip olunca da hayatı, okuduğunuz şeyleri ona göre seçiyorsunuz. Ben ise bu duygular içindeyken gidiyorum.

 

Sadun Bono’nun ‘Pupa Yelkeni’ni okuyorum, adam ne güzel şey yapmış ben de yapmalıyım diyorum. Ya da yabancı kitaplar… Örneğin, Edmund Hillary Everest’e nasıl çıkmış? Reindhol Messner ilk defa oksijensiz çıkmayı nasıl başarmış? Bernard Moitessier tek başına nasıl dünya turu yapmış?  Amudsen kutuplara nasıl ulaşmış? Ben de yapmalıyım diye hayaller kuruyorum ve bunların ürünü olarak da böyle bir hayatım oldu.


 
Hayatınızda hep popüler olana karşı, adrenaline ve doğaya dönük bir duruş seçmişsiniz. Seçimlerinize nasıl karar verdiniz?

 

- 3 yılda 33 gün boyunca kara görmeden yol aldım. 40 bin deniz mili yol kat ettim. 2 bin saat motor kullandım ve 33 ülke gezdim. Ben bu yolculuğa çıkmadan önce de sürekli macera kokan işler yaptım ve bunları yapabilmek, bunları finanse edebilmek için yollar aradım.Mesela… Çok küçük yaşta bisiklete başladım. Bisiklet maceradan çok, ağır bir spordur. Vücudumu belli bir şekle sokmuş oldum. Vücudumla birlikte kafamı da şekle sokmuş oldum. Bisiklet o kadar ağır bir spordur ki benim için imkânsız denen bir şey yok gibi. Yani iyi hazırlanılırsa ve gerekli imkânlar bulunursa ben her şeyin yapılacağına inanıyorum. ‹nsanlar koşarak Everest’e çıkabiliyorsa ben de yapabilirim gibi bir şey var artık.

 

Yani her şeye sadece imrenmek yerine ben de yapabilirim gibi bir düşüncem oluştu. Bunları gerçekleştirebilmek için diş hekimliği okudum. Diş hekimliğinden kazandığım parayla fotoğraf malzemesi satın aldım. Fotoğraf malzemesi, beni asıl olarak hedefe taşıyacak bir araçtı. Ve fotoğrafa çok yoğunlaştım ondan sonra Atlas dergisi ortaya çıktı. Tabii bu macera ve fotoğraf onlar için son derece iyi bir ikili oluşturdu.

15 senedir Atlas dergisi için fotoğraf çekiyorum. Macera içinde ya dağa çıkıyorum, ya da uçuyorum havadan fotoğraf çekiyorum. Son 3 senedir de yelkenli ile dünya seyahati yapıyorum ve onları yansıtıyorum. Ama bunlar, çekip gideyim yaşadığım yere bir daha dönmeyeyim anlamını taşımıyor, hepsi birer proje. Hayatım böyle ve inşallah hep böyle devam edecek.

Bu yolculuğa tek başınıza başladınız bunun sebebi kendi güvenliğinizi teslim edecek bir ekip arkadaşı bulamamanız mı? Ya da  ‘gitmek’ kadar özgür bir seçim miydi?

 

- Tek başımaydım. Boşanmıştım ve bu tip işler de iki aynı cins bir arada olmaz. Mutlaka karşı cinsten biri olmalı. Buna karar verdiğim zaman ise yalnızdım. Diğer bir sebebi ise, bu işin medyatik olmasını ve destek görmesini sağlamak için yalnızlığı seçtim. Benim açımdan yalnız olmanın iki kişi olmaktan pek farkı yoktu, zaten bu işi yapanların birçoğu bu işi tek başına gerçekleştirdi. Bana diyorlar ki, tek başına başladın dayanamadın birini buldun.

Ama öyle değil, tek başıma da çok zorlanmadım. Fransızcam ve ‹ngilizcem var dolayısıyla yabancı kitapları yani insanların neler yaptığını çok rahat takip edebiliyorum. ‹nsanoğlu ilk defa 1900 yılında yelkenli bir tekne ile dünya turunu tamamlamış. Bu insan o zaman bunu yapabiliyor ise 2007 yılında elimizdeki teknolojilerle ve dünya görüşü ile tek başına yapmamak için en ufak bir neden yoktu ve ben yola çıktım.

 

Tek başladığınız yolculukta okyanus size bir armağan olarak hayat arkadaşınızı sundu. Bu haber üzerine tek başına yolculuk bir an iki kişiye dönüştü ve 1 ay gizlendi. Bu durumun yolda yorulmak, yalnızlığa dayanamamak olarak algılanmasından çekindiniz mi?

 

- Hayır.İnsanlar böyle düşündü ama kesinlikle böyle değil. Atlas dergisi bu durumun hem dergi de hem gazetelerde aynı anda yayınlanmasını uygun gördü. Bu süre için de bana internetten yazmamamı rica ettiler. Tek nedeni buydu. ‹sterseniz bana bundan sonra para vermeyi kesin dedim ama kabul etmediler. Hatta iki kişi olmasını daha ilgi çekici buldular ve yayınlama tarihine onlar karar verdiler.

Dışarıdan bakıldığında, yapılan eleştirilerde işin iyi tarafı abartılır ama zorluklar göz ardı edilir. Yaşadığınız psikolojik veya fiziksel sorunlardan dolayı bulunduğunuz yerin keyfini çıkaramadığınız oldu mu?

 

- Kesinlikle oldu. Güney Amerika’nın ucunda Horn Burnu’na, Macellan Boğazı’na indik. Bu konu medya ya yeterince yansımadı. Bir dağcının Everest’e çıkması ne kadar önemli ise bir yelkencinin Cape Horn’u geçmesi de o kadar önemli ama bu gerektiği kadar aktarılmadı. Bu da denizciliğe karşı olan bilgisizlikten kaynaklanıyor. Orayı geçtikten sonra inanılmaz yerler olduğunu anlıyorsunuz.

 

Çok zordu ama yelken ile dünya turuna çıktıysanız böyle yerler görmelisiniz. Patagonya Kanalları, Horn Burnu civarındaki kanallar muhteşemdi. Sizi devasa buzullar karşılıyor. Sonra etrafta penguenler. Hâlâ oranın hayaliyle yaşıyoruz öyle ki önceki yerler çok çekici gelmemişti. Sonra Pasifik’e çıktık. 33 günlük bir seyirden sonra tropikal bir adaya geldik. Aslında orası da çok güzel bir ada ama Patagonya bizim kafamızda o kadar yer etmişti ve 33 gün o kadar psikolojimizi etkilemişti ki, tekneden dışarı bile çıkmak istemedik… Ta ki Polonez Adaları’nda atollerde gelene kadar.

Teknenin etrafı köpek balıkları ile çevrildi. Köpek balıklarının türüne baktık, elimizdeki kitaplardan çok saldırgan olmadıklarını, üstlerine gidilmezse saldırmayacaklarını öğrenince denize girdik. Etrafımızda 20 köpek balığı ile yüzdük ve yine dünya turunun havasına girdik. Ancak, bazen birkaç ay boyunca bulunduğumuz yerin tadını çıkaramadığımız da oldu.

 

Suyun insanlar üzerinde sakinleştirici bir etkisi olduğuna inanıyoruz. Yakaladığınız 10 kiloluk bir balık elinizden kaçınca üzülmek yerine zaten 10 kiloluk bir balığı bitiremezdim deyip mutlu olabiliyorsunuz. Deniz (doğa) insana sadece ihtiyacı olanı kullanmayı mı öğretiyor?

 

- İnsanlar daha yumuşak oluyor. Kesinlikle daha kanaatkâr oluyorsunuz. Ne kadar şehirden de çıkmış olsanız doğada yaşamaya başlayınca doğadaki dengelerin farkına varıyorsunuz ve daha çok elinizdeki ile yetinmeyi öğreniyorsunuz. Denizden ç


<br/>


<br/>

 

Seyir defterinizden okuduklarımızdan yola çıkarak bürokratik olarak Türk olduğunuzdan daha şüpheci yaklaşılıyor ama diğer tekneler tarafından ise oldukça sıcak yaklaşımlar alıyorsunuz. 3 yıldır Türkiye’den uzak biri olarak tablonun dışından baktığınızda Türkler için ne söylersiniz?

 

- Denizde olduğunuz zaman Türklük sadece dil olarak problem yaratabiliyor ki sonuçta benim yabancı dilim olduğundan o da problem olmadı. İnsanlar için ülkenizin fazla bir önemi olmuyor. Dünyada toplam 6 milyar insan var. Tekne ile dolasan ise sadece birkaç bin kişi… Bu işi yapan insanların %90 ‘ı genellikle çok yardımsever ve iyi niyetli insanlardır.  Türk olman onlar için daha da güzel.

 

Farklı bir ülkeden insana rastladım diyerek daha çok muhabbet ediyorlar. Ne yapıyorsun? Ne yer ne içersin? gibi. Çoğu Türkiye’ye gelmiş. Türkiye’ye tekne ile gelip de sevmemiş olmak zaten mümkün değil. Sadece ve daha çok hiç Türkiye’ye gelmemiş, bizi Avrupa da ki örnekler ile tanımış insanlar tepki veriyor. Bürokratik olarak ta sorun kağıt üzerinde tanımalarından kaynaklanıyor.

Nedir Türkiye? Müslüman bir ülkedir, milli geliri onların milli gerinden 10 kat daha azdır dolayısı ile daha fakir bir ülkedir. Yani Türkler oraya iş gücü olarak gelecektir. Aman, bir şekilde engellenmeleri gerekir.  Bizim ne amaçla orada olduğumuz ikinci planda adam ilk önce bizim kendi ülkesine gelip yerleşmememizi garanti altına alıyor. Teorik olarak anlıyorum ama, pratikte bunu yaşayınca insana ağır geliyor.

 

2 yıl olarak planlanan bir programınız vardı seyahat 3 yıl sürdü. Bu kadar uzamasının sebepleri nelerdi?

 

- Belli zamanlarda belli noktalarda olmam gerekiyordu. Benim amacım Panama’dan geçmekti. 18-20 ayda bu turu bitirmek mümkündü sonra fikrimi değiştirip Macellan’ın rotasını geçmeyi planlayınca 1 sene daha uzadı.

 

Mardek “martı’dan mar, ördek ten dek” yelkeninizin isim hikâyesini öğrenebilir miyiz?

 

- Eski eşim ve kız kardeşi denizde ördek gördüklerinde mardek mardek derlermiş. Bende sürekli uçuyordum uçan adam denize indi martı ördek oldu.

 

4 yıl paramotor ile deniz seviyesi üstünde hava fotoğrafçılığı gerçekleştirdiniz. Sonra 3 yıl deniz seviyesinde yaşadınız. Sıradaki projeniz nedir?

 

- Son 1 yıldır yeni bir proje düşünüyorum. 14 metre çelik bir tekne ile kutuplara gideceğiz. Antarktika’da buzulları, penguenleri, özellikle penguenlerin su altındakigörüntüleri çekmek istiyorum. Sonra bunları kitap, dergi ya da belgesel olarak paylaşmak ta istiyorum.

 

 

 

Sıradaki projeniz için sponsor bulma konusunda daha etkin bir çalışmanız olacak mı?

 

- Öncelikle Atlas dergisi ile 15 yıllık bir yolculuğumuz var, diş hekimliğim var. Bir süre dişçilik yapıp kendi kendime sponsor olabilirim. Çok büyük sponsorlar aramayı düşünmüyorum çünkü onların verdikleri tarihlere ve plana uymak zorunda kalıyorsunuz.  Bu durumunda benim açımdan 2 kötü yanı var. Biri fiziksel olarak kendinizi çok zorluyorsunuz, diğeri ise proje içeriğinde sapmalar yapamıyorsunuz. O yüzden küçük destekler bulmayı düşünüyorum.

 


<br/>


<br/>

 

Fotoğraf çekmek sizin için bir tutku, hatta bir tekne ile çarpışmak üzere iken bile fotoğrafını çekmeyi ihmal etmemişsiniz. Bu fotoğrafları seyir defteri ile birlikte bir albüm olarak yayınlamayı düşünüyor musunuz?

 

- Evet, Atlas dergisi ile böyle bir çalışmamız olacak. 2 kitaplık bir proje tasarlıyorum. Birincisi, herkesin okuyabileceği daha çok duygularımı aktaracağım bir kitap olacak, ikincisi ise teknik bir kitap olacak.

 

Bu kitapta ise, sadece dünya turu yapmak isteyenler için, bunu uçak ile mi yoksa yelkenli ile mi yapmak mantıklı konusuna değineceğim. Yelkenli ile dünya turu yapmanın çok başka bir deneyim olduğu gerçeğini yansıtacağım. Böyle bir tur yapmak isteyenlerin ihtiyacı olan her türlü bilgiyi, yaşadığım deneyimleri, zorlukları aktaracağım.

 

Fotoğraflarınızı dia mı dijital mi çalıştınız?

 

- İlk başladığımda dia çekiyordum. Teknolojinin ilerlemesine rağmen  Atlas Dergisi’de o zamanlar dia çalışıyordu. Yolda balinalara rastladım onların harika fotoğraflarını çektim, postaya verdim ve o pozlar kayboldu. Bunun üzerine Atlas Dergisi ile tekrar konuşup dijital çalışmaya ve işleri o şekilde göndermeye karar verdim. Zaten o dönemde Türkiye’de de dijital hızlı bir şekilde ilerlemiş. Diyebilirim ki ilk 1 sene dia, sonraki  2 sene dijital çalıştım.

 

Yolculuğunuz boyunca ‘evet burası bundan sonra yaşayacağım yer’ dediğiniz oldu mu?

 

- Yok olmadı. Türkiye çok güzel bir ülke. Belki Brezilya olabilirdi. Yaklaşık 8 ay kaldık. Brezilya Türkiye’ye çok benziyor ama suç oranı bizden fazla. Sonuçta Türkiye gibi ülke varken dil bakımından, tanıdığım insanlar açısından düşünüyorum da başka bir ülkede yaşamayı düşünmüyorum.

 

Popülaritenin getirdiği çevre kirliliğine karşı biri olarak, döndüğünüzde Akdeniz ve Ege Denizi kıyılarını nasıl buldunuz? Türkiye’de neler değişmiş?

 

- Öncelikle, Antalya çok bozulmuş geldi gözüme. Çok fazla betonlaşma olmuş ama kıyı kesimi, yürüme yolları daha bakımlı daha güzel olmuş. Türkiye’ye genel anlamda baktığımda ise ekonomi daha iyi gözüküyor, ancak siyasi arenada laik ve türban karşılaştırması konuşulur olmuş.

 

Yelkenli ile Dünya turu size neleri öğretti?

 

- Sabretmeyi, elindeki ile yetinmeyi, ne kadar az yükün var ise aynı orantıda daha fazla özgürsün. Ve sevmeyi… Sevmek…


<br/>

        
 
YORUMLAR
  
 
Bu sitenin isim ve yayın hakları Fotopya Fotoğrafçılık Reklam Tur. Org. San. ve Tic. Ltd. Şirketine aittir. Sitedeki paylaşımların tüm hakları ve hukuki ve cezai sorumluluğu paylaşım sahiplerine aittir. Site tarafından hazırlanan yazı, röportaj ürün incelemesi vs tüm içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapmak, yasal kovuşturma hakkı doğurur.