Gitmek, söylenmesi kolay hayal etmesi güzel ama gerçekleştirmesi zor bir eylemdir. Bunu gerçekleştirmiş biri olarak ‘ Gitmek” eylemini nasıl kabullendiniz?
- Benimkisi çevremden, etrafımdan bunalarak oluşan bir gitme süreci değildi. Ya da bu hayat çekilmez, diye çekip gitmedim. Çocukluğumdan beri sürekli kafamda, macera içinde yer almak, dağlara çıkmak, oradan uçmak, seyahat etmek şeklinde istekler vardı. Niye böyle oldu bilmiyorum belki de insanlar böyle doğuyor. Bazıları sürekli evinde oturmak için doğuyor bazıları da ben sürekli gezmeliyim, diye doğuyor ya da yaşadığımız şartlar bunu belirliyor. Maceracı bir ruha sahip olunca da hayatı, okuduğunuz şeyleri ona göre seçiyorsunuz. Ben ise bu duygular içindeyken gidiyorum.
Sadun Bono’nun ‘Pupa Yelkeni’ni okuyorum, adam ne güzel şey yapmış ben de yapmalıyım diyorum. Ya da yabancı kitaplar… Örneğin, Edmund Hillary Everest’e nasıl çıkmış? Reindhol Messner ilk defa oksijensiz çıkmayı nasıl başarmış? Bernard Moitessier tek başına nasıl dünya turu yapmış? Amudsen kutuplara nasıl ulaşmış? Ben de yapmalıyım diye hayaller kuruyorum ve bunların ürünü olarak da böyle bir hayatım oldu.
Hayatınızda hep popüler olana karşı, adrenaline ve doğaya dönük bir duruş seçmişsiniz. Seçimlerinize nasıl karar verdiniz?
- 3 yılda 33 gün boyunca kara görmeden yol aldım. 40 bin deniz mili yol kat ettim. 2 bin saat motor kullandım ve 33 ülke gezdim. Ben bu yolculuğa çıkmadan önce de sürekli macera kokan işler yaptım ve bunları yapabilmek, bunları finanse edebilmek için yollar aradım.Mesela… Çok küçük yaşta bisiklete başladım. Bisiklet maceradan çok, ağır bir spordur. Vücudumu belli bir şekle sokmuş oldum. Vücudumla birlikte kafamı da şekle sokmuş oldum. Bisiklet o kadar ağır bir spordur ki benim için imkânsız denen bir şey yok gibi. Yani iyi hazırlanılırsa ve gerekli imkânlar bulunursa ben her şeyin yapılacağına inanıyorum. ‹nsanlar koşarak Everest’e çıkabiliyorsa ben de yapabilirim gibi bir şey var artık.
Yani her şeye sadece imrenmek yerine ben de yapabilirim gibi bir düşüncem oluştu. Bunları gerçekleştirebilmek için diş hekimliği okudum. Diş hekimliğinden kazandığım parayla fotoğraf malzemesi satın aldım. Fotoğraf malzemesi, beni asıl olarak hedefe taşıyacak bir araçtı. Ve fotoğrafa çok yoğunlaştım ondan sonra Atlas dergisi ortaya çıktı. Tabii bu macera ve fotoğraf onlar için son derece iyi bir ikili oluşturdu.
15 senedir Atlas dergisi için fotoğraf çekiyorum. Macera içinde ya dağa çıkıyorum, ya da uçuyorum havadan fotoğraf çekiyorum. Son 3 senedir de yelkenli ile dünya seyahati yapıyorum ve onları yansıtıyorum. Ama bunlar, çekip gideyim yaşadığım yere bir daha dönmeyeyim anlamını taşımıyor, hepsi birer proje. Hayatım böyle ve inşallah hep böyle devam edecek.
Bu yolculuğa tek başınıza başladınız bunun sebebi kendi güvenliğinizi teslim edecek bir ekip arkadaşı bulamamanız mı? Ya da ‘gitmek’ kadar özgür bir seçim miydi?
- Tek başımaydım. Boşanmıştım ve bu tip işler de iki aynı cins bir arada olmaz. Mutlaka karşı cinsten biri olmalı. Buna karar verdiğim zaman ise yalnızdım. Diğer bir sebebi ise, bu işin medyatik olmasını ve destek görmesini sağlamak için yalnızlığı seçtim. Benim açımdan yalnız olmanın iki kişi olmaktan pek farkı yoktu, zaten bu işi yapanların birçoğu bu işi tek başına gerçekleştirdi. Bana diyorlar ki, tek başına başladın dayanamadın birini buldun.
Ama öyle değil, tek başıma da çok zorlanmadım. Fransızcam ve ‹ngilizcem var dolayısıyla yabancı kitapları yani insanların neler yaptığını çok rahat takip edebiliyorum. ‹nsanoğlu ilk defa 1900 yılında yelkenli bir tekne ile dünya turunu tamamlamış. Bu insan o zaman bunu yapabiliyor ise 2007 yılında elimizdeki teknolojilerle ve dünya görüşü ile tek başına yapmamak için en ufak bir neden yoktu ve ben yola çıktım.
Tek başladığınız yolculukta okyanus size bir armağan olarak hayat arkadaşınızı sundu. Bu haber üzerine tek başına yolculuk bir an iki kişiye dönüştü ve 1 ay gizlendi. Bu durumun yolda yorulmak, yalnızlığa dayanamamak olarak algılanmasından çekindiniz mi?
- Hayır.İnsanlar böyle düşündü ama kesinlikle böyle değil. Atlas dergisi bu durumun hem dergi de hem gazetelerde aynı anda yayınlanmasını uygun gördü. Bu süre için de bana internetten yazmamamı rica ettiler. Tek nedeni buydu. ‹sterseniz bana bundan sonra para vermeyi kesin dedim ama kabul etmediler. Hatta iki kişi olmasını daha ilgi çekici buldular ve yayınlama tarihine onlar karar verdiler.
Dışarıdan bakıldığında, yapılan eleştirilerde işin iyi tarafı abartılır ama zorluklar göz ardı edilir. Yaşadığınız psikolojik veya fiziksel sorunlardan dolayı bulunduğunuz yerin keyfini çıkaramadığınız oldu mu?
- Kesinlikle oldu. Güney Amerika’nın ucunda Horn Burnu’na, Macellan Boğazı’na indik. Bu konu medya ya yeterince yansımadı. Bir dağcının Everest’e çıkması ne kadar önemli ise bir yelkencinin Cape Horn’u geçmesi de o kadar önemli ama bu gerektiği kadar aktarılmadı. Bu da denizciliğe karşı olan bilgisizlikten kaynaklanıyor. Orayı geçtikten sonra inanılmaz yerler olduğunu anlıyorsunuz.
Çok zordu ama yelken ile dünya turuna çıktıysanız böyle yerler görmelisiniz. Patagonya Kanalları, Horn Burnu civarındaki kanallar muhteşemdi. Sizi devasa buzullar karşılıyor. Sonra etrafta penguenler. Hâlâ oranın hayaliyle yaşıyoruz öyle ki önceki yerler çok çekici gelmemişti. Sonra Pasifik’e çıktık. 33 günlük bir seyirden sonra tropikal bir adaya geldik. Aslında orası da çok güzel bir ada ama Patagonya bizim kafamızda o kadar yer etmişti ve 33 gün o kadar psikolojimizi etkilemişti ki, tekneden dışarı bile çıkmak istemedik… Ta ki Polonez Adaları’nda atollerde gelene kadar.
Teknenin etrafı köpek balıkları ile çevrildi. Köpek balıklarının türüne baktık, elimizdeki kitaplardan çok saldırgan olmadıklarını, üstlerine gidilmezse saldırmayacaklarını öğrenince denize girdik. Etrafımızda 20 köpek balığı ile yüzdük ve yine dünya turunun havasına girdik. Ancak, bazen birkaç ay boyunca bulunduğumuz yerin tadını çıkaramadığımız da oldu.
Suyun insanlar üzerinde sakinleştirici bir etkisi olduğuna inanıyoruz. Yakaladığınız 10 kiloluk bir balık elinizden kaçınca üzülmek yerine zaten 10 kiloluk bir balığı bitiremezdim deyip mutlu olabiliyorsunuz. Deniz (doğa) insana sadece ihtiyacı olanı kullanmayı mı öğretiyor?
- İnsanlar daha yumuşak oluyor. Kesinlikle daha kanaatkâr oluyorsunuz. Ne kadar şehirden de çıkmış olsanız doğada yaşamaya başlayınca doğadaki dengelerin farkına varıyorsunuz ve daha çok elinizdeki ile yetinmeyi öğreniyorsunuz. Denizden ç