Yaratıcılık biraz da problem yaratmaktır
  Mehtap Orgun & Gülsah Sağlam

Yaptığı kurgularla bir hayal dünyası yaratmamızı sağlayan, kendi rüyalarını yaparken izleyiciye de farkında olmadan dokunduran ve İtalyan kültürünü iç dünyasıyla bize taşıyan illüzyonist bir fotoğrafçı… Ali Alışır.

Yaptığı kurgularla bir hayal dünyası  yaratmamızı sağlayan, kendi rüyalarını yaparken izleyiciye de farkında olmadan dokunduran ve İtalyan kültürünü iç dünyasıyla bize taşıyan illüzyonist bir fotoğrafçı… Ali Alışır.

Sanat hayatına Yeditepe Üniversitesinden aldığı başarı bursuyla başlayan Ali Alışır, burada aldığı grafik eğitiminin ardından daha fazlasını ‘görmek’ için İtalya’ya gitme kararı alan bir fotoğrafçı. 15 yıldır resim yapan ve hayatını bundan 5 yıl öncesine kadar sadece resim yaparak kazanan Ali Alışır, Academia Italiana’da moda fotoğrafı üzerine yaptığı master programının ardından moda fotoğrafçılığı yaparak hayatını sürdürmüş.

 

O süreç içerisinde İstanbul’a çok sık gidip gelmiş . Hem İtalya’da hem de Türkiye’de çeşitli proje ve sergilerde yer almış. Çalışmalarında bugün su yüzüne çıkan öğeleri, geçirdiği çok güzel çocukluk yıllarına bağlıyor ve o zamanların hala kendisini büyülediğini söylüyor. Dijital teknolojinin çok güzel bir zamanlama da parladığını ve ona çocukluğunu tekrar canlandırma fırsatını sunduğunu, resmi bir köşeye bırakıp dijital imkanlarla bir şeyler yaratmasını sağladığını söylüyor.

 

İtalya’ya gitme nedeniniz neydi? Türkiye’de bir şey üretemeyeceğinizi mi düşündünüz?

 

- Hayır, sadece risk almak istedim ve hayatımda “daha başka neler yapabilirim” diye sorduğum bir dönemdi, galiba resmin yetmediği de bir dönemdi. Türkiye’de sanat piyasası yok ve resimle hayatını kazanamıyorsun. Burada kişinin sanatıyla anılması çok güç. 5 tane sanat dergisi,  2-3 tane de yurtdışına iş pazarlayabilecek sanat galerimiz var.

 

Onlar da 40 yaş üstü ve 50 yaş üstü ressamlarla çalışıyorlar. Bir genç sanatçı olarak burada hiçbir şekilde bir yerlere gelmen mümkün değil. İtalya bu konuda çok daha fazla değer biliyor, seni bir yerde yakalıyor,  sendeki yeteneğin farkına varıyor ve nasıl kullanabileceğini düşünüyor. Yaptığı iş sadece bu olan insanlar var orada.

 

İtalya’da sizi iş üretmeye sevk eden başka bir şey var mı?

 

- Kaosun insanı iş üretmeye sevk ettiğini düşünüyorum. ‹talya’da bu yok ama ben içimdeki kaosu işlerime yansıtıyorum. Yaratıcılık biraz da problem yaratmaktır. Bir probleminiz yoksa kendi kendinize bir problem yaratmak zorunda kalırsınız. Ben bir konu etrafında çok dönmeyi sevmedim mesela. Bir derdimi, tasamı ya da bilinçaltımın derinliklerini getirip de yıllar sonra dışarı dökme endişesi gütmedim. Yaptığım tek şey benim bir hikayem var, bir derdim var, bunlardan daha fazla ne anlatabilirim insanlara diye başladığım bir yoldu benimkisi.

 

Moda fotoğrafı bu yolda para kazanmama, manipülasyonlar ise kendi istediklerimi üretmeme neden oldu diyebilirim. Bunun dışında İtalya’da yaşamamın en büyük avantajı, ne buradayım ne de tam olarak oradayım. Böyle olunca da tarafsız bakabiliyorsun her şeye. Aklını saçma sapan haber ve gündemler doldurmuyor orada. İtalya’da aylık gazete hep aynı mesela, hiçbir şey değişmiyor.  Bizim ülkemizde ise dakika başı yeni bir gündem oluşuyor, ellerinde olsa günlük değil anlık gazete çıkaracaklar.

 


<br/>


<br/>

İşlerinizde genel olarak yapıları kullandığınızı görüyoruz. Bunun özel bir nedeni var mı?

 

- İtalya’da en çok etkilendiğim şeylerden birisi, insanların kültürel değerlerini çok iyi korumalarıydı. ‹talyanlardan daha farklı bakabilmemin nedeni de dışarıdan gelmiş birisi olmam. Aslında onlar da aynı şeyi yapabilir ama onlar aynı görüntüleri görmeye alışmışlar. Onlar kendileriyle yaşamaya alışkınlar fakat benim için büyüleyici bir şehir çünkü kendi çocukluğumu orada buluyorum.

 

Kendi ruhumu orada hala gezdiğim yerlerde, insanlarla beraber oturduğum ortamlarda, dar sokaklarda, yeşil panjurlu evlerde, kadınların koyu makyajlarında ve fötr şapkalarında buluyorum. Bir enerji var orada ve beni içine çekiyor. Her ülkenin, her şehrin bir rengi olduğunu düşünüyorum. İstanbul’u hep gri gördüm ama havasından dolayı değil bu. Hakikaten gri bir şehir burası ama ‹talya bana hep sarı tonlarını çağrıştırıyor.

Sarı resimde ya da sanatta baktığınız zaman konsantrasyonun rengidir, sizi sürekli oraya çeker ve onunla olmak zorunda hissedersiniz kendinizi. Benim de Floransa’da tam olarak hissettiğim bu.

 

Türkiye’ye geri dönüp orada şunu yapmalıyım dediğiniz bir şey var mı?

 

- Var… Öğrenciler sadece. Bir şeyler öğretmek ve paylaşmak. Yeditepe Üniversitesi’ne başlayacak olmamın sebebi de bu. Sanırım orada 2.  ve 3.  sınıflardan 300 civarı öğrencim olacak. Fotoğraf ve Photoshop dersleri alacaklar. Yalnız ben hayali bir şeyler öğretmek istemiyorum. Dışarı çıktıkları zaman somutlaştırabilecekleri ve işlerine yarayacak bir şeyler olsun istiyorum. Onlara bir şeyler öğretebilmek için haftanın iki üç günü burada yaşayacağım. Bu da hoşuma gidiyor.

 

Dijital fotoğrafın yaygınlaşması ve hızla tüketilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

- Doğal bir süreç.  Mesela resmin kökeni çok eskilere, mağara dönemine kadar dayanıyor. O dönemde insan için resim yapmak bir büyüydü. Onlar avlanma içgüdüsü ve korkuyla duvarlara resim yapıyordu. Sonra sanatın kilisenin hakimiyetine girdiği bir dönem de var. Kilise ne isterse o yapılmış. Zaman geçiyor bir bakıyorsunuz romantik dönemden sonra modern dönem başlıyor.

 

O dönemle beraber insan kendini ortaya koymaya başlıyor ve diyor ki “Ben bunun ötesine nasıl geçebilirim, ben bundan öte ne üretebilirim?” Sonrasındaki bir süreç de, plastik sanatların tıkanma yaşadığı bir dönem. Ben en azından öyle görüyorum çünkü yaşadığınız o tıkanma dönemini yeni bir şeyle aşabilirsiniz. Ben dijital teknolojinin buna olanak sağladığını düşünüyorum. Çünkü boyayla resim yapmanın yerini,  ışıkla boyamak diye bir kavram aldı. Işıkla resim çizmektir fotoğraf. O yüzden süreç doğal ve yaratıcılığınızı daha da fazla arttıracak bir dönem.

 

Bugün bence biz yüzyıl öncesine göre çok şanslıyız çünkü dijital teknolojinin doğumuna tanıklık ediyoruz. Dijital fotoğraf artık sadece fotoğraf değil, bunu kabul etmek lazım. Bu sadece bizim hayallerimize ulaşmamız için bir materyal.

 

İtalya’daki deneyimleriniz sırasında yaşadığınız ilginç bir olay ya da anınız var mı?

 

- İtalya’da yaşadığım güzel bir anımı anlatırsam sanırım onların nasıl düşündüğüne dair güzel bir örnek verebilirim. Manipülasyonların dışında moda sektörüyle alakalı bir şeyden bahsedeceğim. 1995 yılında Cindy Crawford’un  en son zamanlarda da Naomi Campbell’in stilistliğini yapan bir adamla birlikte çalışıyordum aynı zamanda bir çok bilgiyi tarafından edindiğim bir adamdı. Lucio Antonucci…

 

Bir gün ben dedim ki “Lucio sen düşük bel pantolon giyiyorsun ben de giyiyorum, sen Mc Donalds’a gidiyorsun, ben de gidiyorum, senin gibi ben de modern müzikler dinliyorum. Baktığın zaman benzer fotoğraflar da çekiyoruz. Dünya global bir hale geldi, o zaman nasıl İtalyan tarzından bahsedeceğiz?” diye sordum. Cevap olarak bana “Sen daha hiçbir şey anlamamışsın, o diplomayı bana geri ver” dedi. “Hala İtalyan tarzı diye bir şey var ve hep olacak” dedi. Bir tane Amerikan Voque bir tane de İtalyan Voque dergisi açtı. İki fotoğraf seçti ve benden bu iki fotoğraf arasındaki farkı bulmamı istedi.

 

İki fotoğrafta benzer konseptte ve siyah beyazdı. Baktım ve bir fark yok dedim. Daha dikkatli bakmamı istedi. Işıktan bahsettim biraz, ama Hayır o değil dedi. “Bu iki fotoğraf arasındaki fark –ifade- de” dedi. Amerikan Voque’daki bir kadın size “Bu kıyafeti alın” diye bakar, İtalyan Voque’daki kadın ise “Bu kıyafeti almanıza gerek yok, zaten biliyorsunuz” diye bakar dedi” ve ekledi, “Zerafetle kültür ifadeyle gelir.”

Gerçekten bu çok önemli bir şey. Bizde her şey vurdulu kırdılı oluyor, zerafet yok, estetik yok, halbuki ruhun o ince noktası hep oralarda. Ne fazla ne az; bir şeyi çok göstermek fotoğrafı iyi yapmaz, az göstermenin de yapmadığı gibi... Belki dediği şey de bunlarda saklı. Ben ona inanıyorum. Yaptığım her işte tek dikkat ettiğim şey zerafet. Radikal olma çabasıyla iş yapmıyorum. Ben dokunup, çekilmeyi seviyorum, yaptığım şey bu.

 

Şeffaf bir düşünceyle ve şeffaf bir işle insanın içinden geçebilirsin. Bu son dönem yapılan ve moda olan-şeytani işlerden- çok daha zor bence. Yani önüne kocaman bir fotoğraf koyup “Al, bak işte çalışma bu” deyip korkutmak yerine, “Ben buradaydım az önce ama sen hissetmedin, senin yanından geçtim aslında”  diyebilmek bence daha estetik bir olay.

 

 


<br/>


<br/>

Biraz da tarzınızdan bahsedelim… Siz nasıl tanımlıyorsunuz yaptığınız işleri?

 

- Bir şair “Eğer bir gün yazı bana yetmezse, o duyguyu balıkçılıkta yakalayabilirsem balık tutarakta yaşayabilirim” diyordu. Bu, benim hayatımda hem resim geçmişim hem de fotoğrafta kurguya geçiş sürecimde yaşadığım anı en güzel betimleyen sözlerden biri oldu. İçinde bulunduğumuz teknolojik çağda  geleneksel tekniklerle resim yapmanın yerine, fotoğrafla dijital kurgular üretmeye  başlamam,bana manevra  zenginliği ve bir fikri daha etkili anlatmanın gücünü verdi.

 

Bu yüzden kendimi daha çok rüya çeken bir fotoğrafçıya benzettiğimi söyleyebilirim. Teknik ve içerik olarak da yaptığım işleri üçe ayırıyorum. ‹lk ‹talya’ya gittiğim zamanki yaptığım manipülasyonlar çocukluğumun hikayesini aramak, ikinci aşamasında da yaptığım manipülasyonlar genelde kitaplardan, edebi metinlerden esinlenip aynı photoshop layerları gibi benzer hikayeleri üst üste koyarak benzer hikayeleri bir araya getirmek, yaptığım şey buydu. Mesela Pierre Bourdieu ve Pierre ya da belirsizlikler çalışması. Pierre Bordieu sosyologdur. ‹nsan bilimi ve hayattaki kapitalist düzen üzerine çalışan ve yazılar yazan bir adam. Kapının arkasında Pierre Bordeiu yazıyor.

 

Pierre ya da belirsizlik 1800’lü yıllarda yazılmış bir kitap ama baktığın zaman orada müthiş bir bağlantı var. O içi boş çanta aslında kitap da geçen bir şey, Lucy ve ‹sabel’in duvarda yazılı olması, bir hapishanede o hikayenin bitmesi bunlar hep benim kurgulayarak yaptığım katmanlar. Bu katmanların hepsi birbirleriyle çok şeffaf bir uyum içinde ve geçiş halindeler. Ama bir şey ifade etmiyorlar yani Pierre Bordieu’yu anlatmıyorlar. Saydam katmanlar diyebiliriz bunlara...

Üçüncüsü ise; tamamen Kafka’nın Değişim eserinden yola çıkarak ve içeriğindeki ironiden esas alarak yapmaya başladığım işler. Sanırım sayı olarak 30 -40’ı bulacağım. Hepsi büyük ebatlarda basılabilecek işler olacak. Sergisi 27 Eylülde Adaevi’nde olacak.

 

Türkiye’den ya da dünyadan beğendiniz fotoğrafçılar kimler?

 

- Ben belgesel fotoğrafı çok seviyorum. Bu anlamda da Coşkun Aral’a çok büyük saygı duyuyorum. Benim tarzımda iş yapanlardan ziyade, oraya gidip o ana tanık olmuş kişilerin işlerini daha çok seviyorum. Aslında çalışmalarımı yaparken, modern sanata hizmet etmiş insanların, hayatımda fotoğrafçılardan daha çok yeri olduğunu düşünüyorum.

Dali, Picasso, Duchamp, Magrette… Bu isimler baktığın zaman benim için fotoğrafçılardan çok daha değerli insanlar. Çünkü dönemlerine en fazla tanıklık etmiş ve bir şeyleri değiştirmiş insanlar.

 

Neden kendi tarzınızda yapılan işleri beğenmiyorsunuz?

 

- Çünkü kendi yaptıklarım bile bana fazla geliyor. Hiç bir dijital sanatçıyı takip etmiyorum ve kim ne yapmış diye bakmıyorum. Çünkü ben kendi hikayemden yola çıktım, manipülasyon yapayım diye yola çıkmadım. Üstelik manipülasyon da sürekli yapılması gereken birşey değil. Ben sadece hikayemi bu yöntemi kullanarak anlatabileceğim için böyle anlattım. Resim yapıyordum, resim bana yetmedi bir gün ve böyle yola çıktım.

 

Peki İtalya’da bir sanatçının kendini tanıtabilmesi nasıl bir süreçte oluyor?

 

- İtalya’da da hiçbir şey kolay olmuyor. ‹şlerinizin galeride sergilenmesi için öncelikle kafelerde sergilenmesi gerekiyor. 100 yıllık kafeteryalar var ‹talya’da ve oralar sadece insanların oturup kahve içtiği yerler değil. Orası galeridir aslında çünkü orada ben de otururum, Madonna da oturur, gelip iki tane galeri sahibi de oturabilir. İşleriniz bir barda ya da kafeteryada sergilendiği zaman, insanlar

 

“Bu kim acaba” diye merak edip bakarlar. Ancak kabul gördükten sonra galerilerde yer alabilirsiniz.

Son olarak, ufukta yeni sergi ve projeler varmı?

 

- Bahsettiğim gibi Kafka’nın Değişim eserinden yola çıkarak ve içeriğindeki ironiden esas alarak yapmaya başladığım işler var. Sanırım sayı olarak 30 – 40’ı bulacağım. Hepsi büyük ebatlarda basılabilecek işler olacak.

www.alialisir.com

 

 

“İnsan kafasında yada rüyasında uydurduğu yerlere yolculuk yapabilir, orda bir öykünün geçmesini sağlayabilir;yada bir senarist edasıyla öykü tasarlar gibi soyut şeyler düşünebilirdi. Gerçekten daha önce hiç bir zaman ve hiç bir yerde var olmamış bir duygunun doğmasını sağlayabilirdi.‹şte bu düşünce  bugüne kadar denenmiş bütün geleneksel tekniklere rağmen günümüzde ne kadar  farklı ve etkiliyse, dijital sanatçı için bu duyguyu hayata geçirmek  eski yönetmelere oranla bir o kadar daha zor olacaktı.”


<br/>


<br/>

        
 
YORUMLAR
  
 
Bu sitenin isim ve yayın hakları Fotopya Fotoğrafçılık Reklam Tur. Org. San. ve Tic. Ltd. Şirketine aittir. Sitedeki paylaşımların tüm hakları ve hukuki ve cezai sorumluluğu paylaşım sahiplerine aittir. Site tarafından hazırlanan yazı, röportaj ürün incelemesi vs tüm içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapmak, yasal kovuşturma hakkı doğurur.